Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
864
 

Kapital Beylerinin bekçileri: Ulus Devletler

Kapital Beylerinin bekçileri: Ulus Devletler
 

Feodal beyler imparatorlukların bekçileriydi, devamında ulus devletler ise kapital beylerinin bekçileri şekline dönüşmüştü. İmparatorluklarda mülkiyet ilişkileri üretim ilişkilerinin de temel dayanağıydı.

Krallar bulunduğu coğrafyadaki toprakların büyük bir kısmının devlet adına sahibi, kalan topraklara da büyük feodal beyleri- bazıları devlet adına toprakları yönetip vergi ve asker sağlayan olarak- sahiptiler. Sadece feodal beyleri ve imparatorların sahip olduğu toprakların üzerindeki halkların da bu beyler sahibiydi. Feodal beyler imparatorluk adına bulunduğu bölgenin dini ve siyasal lideriydi. Bu imparatorlar ve feodal beyleri toprakların ve üzerindeki insanların sahibi olarak aynı zamanda Tanrı’nın elçilerinin yetkilerini onun adına kullanırlardı.

Küçük esnaf ve zanaatkar sınıfının piyasa için mal üreterek edindikleri gelirlerle küçük özel mülklere sahip olmaya başlamışlardı. Piyasaya hitap eden bu sınıf, finans ve kapitalleri ile sürekli olarak güçlenmiş ve üretimlerini ve yatırım araçlarını geliştirmişlerdi. Bu sınıf aynı zamanda feodal beylerinin ihtiyaç fazlası mallarını alıp satarak piyasa oluşturmuşlardı. Zenginleşen bu sınıf, feodal beylerinin baskılarından ve çoğalan köylü nüfusundan dolayı köylerini terk eden insanların sığınağıydı.

Feodal beyi /serf ve kapitalist / işçi diyalektik tezatlığının eklemlendiği bu düzende devlet erki imparatorlara aitti. O andan itibaren feodalizm; devlet, din ve gücü elinde tutmak üzere kapitalizmle uzun savaşlar vermiştir. Tanrı adına bölgesini yönetmesinin sonucu krallara bağlılığı artırması, laiklik fikrinin gelişmesinin en önemli gerekçelerindendir.

Piyasayı ele geçiren kapital beyleri; piyasalarını genişletmenin, özel mülk edinmenin ve bunun hukuksal tabanını oluşturmanın gereği olarak devleti, erki ve hukuku ele geçirmeliydi. İşte bu isteğin arkasına özgür teşebbüs, özel mülkiyet, özgür insan, demokrasi ve eşitlik söylemleriyle işçi sınıfı ve özgür ve eşit olmak isteyen köylü sınıfı denilebilecek bu kesimleri de yanlarına alarak devlete başkaldırışlarının ve devrimlerinin sonucu olarak kapitalizm devlete yine bu gerekçelerle hakim olmuştu. Kapitalizm Avrupa’da krallara “Size saygımız var, gerçekten soylusunuz ama devleti halkla beraber biz yöneteceğiz, siz yiyin, için yatın. Saraylarınız da sizin olsun ama halka biz muhatap oluruz “ diyerek kralları pasifize edip devlet erkini parlamentoları kullanarak ele geçirmişlerdi.

Yeni üretim ilişkisi ve bu devletlerin yeni sahiplerinin uygulamaları ve yasaları bu sistemin doğurduğu mutsuz, özgür ama sistemden kopuk, haklar ve demokrasi isteyen ve yoksullaşan ve mülksüzleşen bir işçi sınıfını doğurmuştu. İşçi sınıfı kapital beylerinin yarattığı göreceli demokratik parlamenter sistemin kendi istemi olmadığını anlamışlardı. Sağlanan kısmi haklarla işçiler bir süre ikna edilmişti.

Kapitalizm yatırım ve finans merkezi /üssü olarak kendi sistemlerine kast eden feodal beyleri ve işçi mücadelelerinin çok uzağı olan ABD’yi seçmiştir. Kapitalizm bu tarihten sonra bu devlet tarafından yönetilmiş ve kendine yaşam alanı yaratmaya başlamıştı.

Birinci Dünya savaşı imparatorlukların kapital beyleriyle en geniş kapsamlı son savaşıydı. Bu savaşla Alman, Avusturya- Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının hakim olduğu önemli bölgeler kapitalizmin emrine açılmıştı. Ulusal devletlerin imparatorlukların yerini alması gerektiği fikrinin tavan yaptığı dönemdir bu. Birinci Dünya Savaşı aslında kapitalist üretim biçiminin doğurduğu işçi sınıfının kapitalist dünyaya başkaldırışıdır da. İşçi sınıfı kapitalist devletin kendi devletleri olmadığını anladığı anda kendi düzenini Marx’tan etkilenerek Lenin’in öncülüğünde kurmuşlardı.

Kapitalizmin kurulmasını istemediği bu sistemin önüne geçmek için Menşeviklere destek olmak üzere gönderdiği güçler Çanakkale’ye takılmıştır. Osmanlı’nın Çanakkale mücadelesi ve emperyalizme karşı kazanılan bu savaş bu yüzyılın siyasi/ekonomi tarihi akışını çok etkilemiş ve değiştirmiştir.Bu tarihi engelleme kapitalizmi çok kızdırmış bu tarihten itibaren ilk önce Osmanlı’nın yok edilmesinin gerekliliği tamamen anlaşılmış ve bu yönde faaliyetler artırılmıştı. Sonuçta başarılmıştı. Sovyet Rusyasının da desteğiyle kurtuluş savaşı kazanılmış, emperyalizm Amerikan mandası şeklindeki ilk başta ulus devlet kurdurulması faaliyetlerine destek vermişti. Ancak Mustafa Kemal ve arkadaşları bu konuda kesin karşı duruşlarını göstermişti. Bu tarihten itibaren kapitalizmin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülen ulus devlet formatındaki TC, bu güçlerin ele geçirme yolundaki faaliyetlerinin oyunlarına karşı çok direnmişti.

Sonuçta yoksul ve ekonomik olarak gücü zayıf olan TC bu savaşını 1950 deki Truman Doktrini ve Marshall yardımları ve NATO üyeliği sayesinde yine bu güçlerin uydusu haline sokularak kaybetmişti. Bu tarihten sonraki kapitalizmin ele geçirmiş olduğu Türkiye bu zincirinden günümüze kadar kurtulamamıştır. Türkiye demokratik görünümünün ardında artık ABD’nin bir eyaleti şeklinde yönetilmekteydi. Propaganda, darbe ve yaşanan siyasal çalkantılar tamamen ABD ve derin devletinin stratejileri doğrultusunda devam etmesi için Türkiye’deki gerekli altyapı oluşturulmuştu. Aslında bugünlerde Ergenekon adı verilen örgütlenme de tamamen ABD’nin yarattığı ve teşkilatlandırdığı bir örgüttü. Bu tür örgütlenmeleri ABD bölgesindeki her ülkede bulundurmaktadır. ABD dışişleri bakanlığı’nda her bölgeden sorumlu müsteşar ve uzman bulunmasının nedeni de budur.

ABD ordusunun rejime ilişkin faaliyetleri yoktur diyen bazı uzmanlarının görüşlerinin tersine Pentagon’un işi rejimi korumak ve dünyaya yaymaktır. ABD ordusu iç tehditlerle uğraşmaz sözü de tamamen yalandır. Örneğin Kaliforniya veya Florida’nın ABD’den ayrılma talebi ve faaliyetleri olduğunda bütün dünya Pentagonun neler yapabileceğini görecektir.

ABD 2001 yılından, hatta Sovyetlerin çözülmesi ve soğuk savaşın son bulmasından sonra kapitalizmi yayma ve etki alanını artırma politikasını ve stratejisini değiştirmiştir. Bugünlerde Türkiye ve dünyadaki gelişmelerin nedeni de bu kabuk değiştirme faaliyetlerinin birer sonucudur.

Kapital beylerinin dünyada etki ve güvenli yaşama alanlarını genişletme ve güçlerinin dünyaca kabulünün son teyidi ise İkinci Dünya Savaşı’dır.

Tüm dünyaya ABD’den direk olarak yönetmenin imkansızlığı nedeniyle, devleti ele geçirme söylemlerinin devamı olarak feodalizmin bittiği bölgelerde ulus devletler kurdurarak bu devletleri kendine bağlama operasyonlarını başlatmıştır. Ulus devletli parlamenter demokratik sistemler genişleyen kapitalist sistemin bekçileri olarak seçilmiştir. Bu tarihten itibaren kurulan bütün ulus devleti ve devletleri kapitalizm desteklemiş bu operasyonlar bu bölgelerin halklarını feodal beyleri ve krallardan kurtarmıştır. Ve din adına da devletin başı olma görüşü de bu şekilde son bulmuştur.

Devletin dini alandan çekilmesinin temel gerekçesi zaten kral/padişah imajının son bulmasını sağlamaktır.

Kapitalizmin Yahudi veya Hıristiyan yayılmacılığının bir aracı olarak görmek yanıltıcıdır. Kapitalizm dinleri yayılmasının aracı olarak kullanmaktadır. Kapitalizm yönettiği bölgelerin dini inançları önemli değildir, önemli olan neo liberal politikalar uygulayıp sisteme entegre olup olmadığıdır.

Kapitalizm din sınıfını ve kralları devletlerinden uzak tutmuştur. Geniş halk yığınları ise bunları haklı olarak haklar ve özgürlükler olarak algılamıştır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkan bazı imparatorlukların devamı olan ülkeler yoksullaşmalarının nedenini kapital beylerini görmüş ve ırkçı söylemlerle İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmışlardır. Bu aşırı milliyetçi devletlerden kurtulan kapitalizm, kendi yarattığı düzenin doğurduğu işçi sınıfı ve onun ideolojilerinin kurduğu sistem en büyük düşman olarak karşısına çıkmıştır. Bu durum kapitalizmin ele geçirdiği bölgelerin korunması ve sosyalizmin yayılmasını engellemek adına Sovyetleri çevreleme ihtiyacı doğurmuştur. Güçlenen ve nükleer silahlara da sahip olan Sovyetleri işgal edip sistemi değiştirme olanağı kalmaması soğuk savaş dönemini başlatmıştır.

Kendi bölgesindeki devletlerin neo-liberal politikalarla donanması adına krediler ve yardımlarla bu devletleri kendi hakimiyetinde- en azından kendi istediği formatta - kalmasını sağlamış ve sosyalizmin yayılmasına da bu sayede göreceli olarak engel olmayı başarmıştır.

Patronlarının devletlerine alternatif olarak devlet kurmuş olan işçi sınıfı, patronlarının gelişme, ilerleme ve zenginleşme hızına yetişememiştir. Çağdaş teknoloji ve sermaye birikimi konusunda geri kalan işçi sınıfının düzenleri bununla birlikte adeta soylu sınıfı denebilecek yöneticiler grubunun yönetiminde krallıklardaki aynı muameleye maruz kaldığından bu düzenin de kendi düzenleri olmadığını anlamış ve devletlerine sahip çıkmamışlardır. Bu durum kapitalizmin ekmeğine yağ sürmüş ve bir tarihi atlatma operasyonu başarısızlıkla son bulmuştur.

Kapitalizmin el koyduğu dünya doğal kaynaklarının, teknolojinin ve emeğin artı değerlerinin yarattığı devasa sermaye birikimine, sahip olduğu bölgeler artık dar gelmiştir. Günümüzde kapitalizm artık doğduğu bölgelerde üretim yapamamanın sancısını yaşadığı krizlerle kendini dışa vurmuştur. ABD ve Avrupa kapitalizme yetmemektedir artık.

Kendine enerji kaynaklarını ele geçirmek/kontrol altına almak gibi evrensel bir amaç edinen kapitalizm yeni dünya düzeninin kurulması adına operasyonlara, hedef bölgelerine barış ve demokrasi getirme adına artık kendine dahil olmayan bölgelere bizzat müdahale etmeye ve kendisine engel olacak neo liberal politikalar uygulamayan bölgeleri bizzat işgal ederek kendi bekçilerini yönetime getirmeye başlamıştır.

Yıllar içinde sürekli krize giren kapitalizm domino taşı gibi bütün dünyayı sitemine dahil edene kadar bu durum devam edecektir. Bunun nedeni de emeğin vizeler nedeniyle dünyada mobil olmaması ve ücret seviyelerindeki bölgesel farklardır.

Eskiden imparatorlukların kendisine vergi ve asker vermeyen feodal beylerini cezalandırması gibi bugün de kapitalizm neo-liberal politikalar uygulamayan ve piyasalarını uluslar arası piyasaya açmayan devletlerin yönetimini darbe veya bizzat işgalle devirmekte ve kendi istediği yasa ve kişileri getirerek ulusal devletleri bekçisi gibi kullanmaktadır.

Coğrafi ve nüfus olarak büyüklüğünden dolayı bu devletleri idare etmek zorlaşırsa, aynı devlet içinde yeni ulusal devletler desteklenerek daha kolay değiştirebilir ve kapitalizmin gücünden daha çok etkilenebilir devletler yaratmaktadırlar.

Devletler ne kadar küçük olursa o kadar iyidir.

Bu doğrultuda bu beylerin önümüzdeki günlerdeki hedefi Türkiye, İran, Çin ve Hindistan'dır.

AYHAN ÖZTÜRK -17.02.2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 3900
Kayıt tarihi
: 05.11.08
 
 

İ. Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler 1989 mezunuyum. 1993'ten beri uluslararası fındık ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster