Kar yağınca fakirler ne yapar?!.. / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '12

 
Kategori
Güncel
 

Kar yağınca fakirler ne yapar?!..

Memleketimizin doğusu, özellikle dağ eteklerine yakın olan yerleşim yerleri iki aydan beri kar, kış, kıyamet yaşamakta... Akşamları ayaz, geceleri eksi yirmilere varan dondurucu soğuk... Gündüzleri ise okula, işe, güce gitmede yaşanan zorluklar var.

İstanbul bu zor kış koşullarını mevsim boyunca yaşamıyor, ama arada bir tam gün veya iki üç gün peşpeşe kar yağıyor. Yağan karla beraber yayaların ve taşıt sürücüleri ile yolcuların çilesi başlıyor. Yan yollar, ana caddeler tıkanıyor. Böyle günlerde mutlaka kaza da oluyor ve bu durumda isyan, kavga, dövüş, küfür, asabiyet zirveye çıkıyor. Olmayan sabır, çoktan biten tahammül daha da uçup gidiyor havalara, oradan da görünmezliklere...

Dün gazetelerin sanallarında İstanbul'un kışı ile ilgili bazı notlar aldım:

"E-5 durdu!.. D-100 Haramidere Mevkiii, Beylikdüzü istikametinde ulaşım, olumsuz hava koşulları sebebiyle oluşan buzlanmadan ötürü tamamen durdu..."

"Binlerce insan yollarda kaldı. Metrobüsler çalışmıyor. İstanbul felç oldu."

"İstanbul'da, ilk ve orta dereceli okullar yarın tatil."

Düşünüyorum da bu devasa şehirde hayat, bir gün yağan karla felç oluyor da, olası bir deprem halinde neler yaşar, neler olur acaba?!..

Kar da, deprem de Allah'tan gelen; gelecek olan felaketlerdir. Bir de bunlardan beteri, Allah korusun bir savaş durumunda ne yapar bunca insan?!.. Düşman kuvvetlerinin, bu şehrin giriş çıkışlarını kapatabildiklerini bir düşünün, ekmek, ilaç, su ve daha bin türlü ihtiyacını nasıl karşılayacak İstanbullular!... Göç etmeye kalksa, yollar bir anda tıkanır ve gitse de nereye gidecek, bunca insan nereye sığar?!..

Fatih'in fethettiği İstanbul şehrimizi biz Türkler işgal etmiş haldeyiz... Bizlere ilaveten çak sayıda, sayıları bilinmeyecek kadar da yabancı var, kaçak işçi, şu bu!..

Bunlar gerçeğin bir yanı...

Kar yağınca bu şehrin, ülkemin fakirleri ne yaparlar acaba?!..

Kış için yakıt lazım, yakacak lazım; bunun için de ayrıca ilave para lazım...

Soğuk kış günlerinde her evde kışlık erzak olur, hasta olmamak için sağlıklı ve dengeli beslenmek gerekir.

Fakir fukara bu dengeyi nasıl sağlayacak!..

Kış geldiğinde, kar yağıp da ortalık buza döndüğünde evinde yakacağı olmayanlar, yiyeceği olmayanlar, cebinde de parası olmayanlar ne yaparlar, nasıl yaşarlar acaba...

Kaç fakir insan bakkala gidip, veresiye yiyecek istemiştir, ama eli boş dönmüştür?

Kaç fakir insan ısınamadan evinde battaniyelere sarılıp hayata tutunmuştur!.. Sokakta yaşamak zorunda olanlar!.. Kimsesizler, yetimler, öksüzler; hem yetim hem de öksüz olanlar ne yaparlar bu soğuk kış günlerinde, nasıl yaşarlar!..

Eli kalem tutanlar, yazmaya hevesli olanlar, ben yazarım diyenler fakirin fukaranın, darda olanın, çaresizlerin derdini görmüyorsa, yazmıyorsa; yazar değildir, yazar olarak bilinendir sadece...

İnsanın derdini, milletin derdini kendi derdi gibi bilenler yazardır...

Milletimizin fakirliği hiç bitmedi...

Tam demokrasi de hiç gelmedi...

Tam anlamıyla bir kalkınma da elde edilemedi...

Aslında Türk Milleti'nin hiçbir şeyi yok; ama çoğunluk her şeyleri var sanıyor...

Rantla duble hayat yaşayanları yazmaya bile değmez... Para okyanusu içinde dönen bir dönme dolapları var; dalıyor o okyanusa dolduruyor, boşaltıyor ceplere, cüzdanlara, kasalara; tekrar dalıyor, dolduruyor, boşaltıyor...

Esnaf ve çiftçilerin çoğu darda...

Elektrik borçlarını ödemeyen o kadar çok ki!..

Memurlar saltanat yaşamaktalar, ama bunun farkında değiller... Devletimiz, her ayın on beşinde yaz, kış, kar, buz demeden maaşları hesaba yatırıyor... Devamlı zam isteyen memur, bu para nasıl ve nereden geliyor; pek de düşündüğü yok kanaatindeyim... Allah, devletimize zeval vermesin. Helal kazançlarıyla huzur içinde yaşayan, vergilerini veren iş sahiplerine Allah bol rızık, bereket nasip etsin...

Çok çabaya rağmen kalkınamadık, tam anlamıyla müreffeh bir ülke olamadık. Tarımdan sanayiye geçtik. Ağır sanayi hamlesi dedik. Çağ atlayacağız dedik. Ancak hepsi demekle kaldı. Türkiye'nin kalkınmasını istemeyen açık ve gizli elleri göremedik; görsek bile bu makus talihi yenemedik.

Atatürk'ün de en büyük amacı Türk Milleti'nin kalkınmasıydı. Bu durumda ülkemiz ve kol kanat gereceğimiz ülkeler çok rahat edecekti. İnsanlık rahat edecekti... Çünkü Türkiye mert insanların, merhametli Türk Milleti'nin yaşadığı ülkedir... Dünyanın en kalkınmış ülkesi olsaydık, dünyadaki her aç insanın karnını doyururduk. İş, aş ve rahat yaşam umuduyla "Umuda Yolculuklar" yaşanmaz ve denizler, dünyanın yoksul insanlarının cesetleriyle dolup taşmazdı!..

Atatürk halkın nabzını sık sık tutan, milletini çok seven bir liderdi. Onun tek düşüncesi vardı halkın mutlu olması; çok kalkınıp zenginlik içinde yaşamasıydı...

1930 yılının baharında Gazi yurt gezisine çıktı. Bu gezi onu çok üzdü. Bu gezi sırasında Antalya’da Rıza Soyak’a üzüntüsünü şöyle açıkladı:

“Bunalıyorum çocuk, büyük bir istirap içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi ve manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz. Bunda bizim günahımız yoktur, uzun yıllar dünyanın gidişinden gafil bir takım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket, düşe düşe şu acınacak hale düşmüş, memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil.

Bu arada beni en çok üzen nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, herşeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığı. Bütün iyilikleri bir şahıstan, yani benden istiyor, benden bekliyor, fakat nihayet ben de bir insanım birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki.” 

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 323
: 2029
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..