- Kategori
- Eğitim
Kararlarımızı kendimiz mi veriyoruz?

“Büyüklerimiz en iyisini bilir.” anlayışı, Anadolu insanının yüzyıllardır düşüncesine ve davranışlarına yerleşmiş bir anlayıştır. Bu anlayışın temelinde, eğitimsizliğin yanı sıra büyüklere ve devletin yüceliğine duyulan saygı yatmaktadır. Bu nedenle insanımız yüzyıllar boyunca kendi kararını verememiş, onların yerine kararları hep büyükleri vermiştir. Milletimiz ise verilen karara uymuş üstelik bundan hiç rahatsızlık duymamıştır.
Özellikle Selçuklu döneminde Anadolu’nun birçok yerine medreseler açılsa da genel nüfusa göre buralarda eğitim alanların sayısı oldukça düşüktür. Halkın çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla geçinen, okuma-yazma dahi bilmeyen cahil kesimden oluşmaktadır. Bu cahil kesim, yaşantılarını aile büyüklerinin, köy büyüklerinin ve dini bilgiye sahip olduğu için her zaman büyük görülen din görevlilerinin kararlarına uyarak sürdürmüşlerdir. Bu nedenle büyüklerin peşinden gitmeye veya onların kararlarına uymaya yönelik eğilim bir kültür haline gelmiş, “büyüklerimiz en iyisini bilir” anlayışı oluşmuştur.
2006 yılındaki bir seminerde katılımcılara kendi adlarına ilk kararı ne zaman verdiklerini sorduğumda 38 yaşındaki bir öğretmenimiz kendi adına ilk kararı bir gün önce verdiğini ifade etmiştir. 15 yıl eğitim almış, fakülte bitirmiş, yıllardır öğrenci yetiştiren bir öğretmenin 38 yaşına kadar kendi adına karar vermemiş olması beni hiç şaşırtmamıştır. Çünkü bu durum milletimizin kaderi haline dönüşmüş ve çoğunlukta görülen bir kronik hastalık halini almıştır.
Geçen onca zamanda halkımız kırsal kesimden şehirlere göç etmiş, eğitim seferberlikleriyle eğitim düzeyi artmış, 8 yıl eğitim almak zorunluluk haline dönüşmüş, ilköğretimde okullaşma oranımız %94 e ulaşmıştır. Hâl böyle iken insanımız neden hâlâ kendi kararını vermek yerine büyüklerinin karar vermesini beklemektedir? Bunda bizlerin de sorumluluğu var mıdır?
Elbette bu durumdan hepimiz sorumluyuz. Çocuklarımıza karar vermesini öğretmiyoruz. Onların yerlerine kararı biz yani büyükler vermeye devam ediyoruz. Nasıl mı? Kendi hayatınızı bir düşünün;
Çocukken giyeceğimiz elbiseyi, ayakkabıyı; oynayacağımız oyuncağı büyüklerimiz seçer. Gideceğimiz okula büyüklerimiz karar verir. Üniversitede seçeceğimiz bölümü ve edineceğimiz mesleği büyüklerimiz belirler. Hatta evleneceğimiz kimseyi bile büyüklerimiz seçer. Kızlar aranır, bulunur, beğenilir usulen bir tanışmanın ardından gençlerimiz tanımadıkları kişilerle evlenmek zorunda bırakılır.
Büyükleri onun için düşünmüş ve karar vermiştir zaten…
Böyle bir yaşantıyla yetişmiş bireylerin kendi kararlarını vermesini beklemek fazla iyimserlik olur. Yıllarca karar verdirilmemiş kısacası adam yerine konulmamış bireyler bir süre sonra yaşlanınca bu kez kendinden küçükler için karar vermeye başlarlar. Peki yıllarca kendi adına karar verememiş, karar vermeyi öğrenmemiş bireylerden başkaları adına doğru kararlar vermesi beklenilebilir mi?
Kendi kararlarını veremeyen ve bu kararların sorumluluklarını alamayan bireylerin günümüz toplumunda yer edinmesi mümkün değildir. Çünkü değişen dünya, toplumların sosyal yapısını da değiştirmiştir. Büyük aileler içinde, büyüklerinin kanatları altında yaşayan, yaşlanmasına rağmen gerçekte hiçbir zaman büyüyemeyen ve bir erişkin olamayan bireyler, yerini çekirdek ailede yaşayan kendi kararlarını veren ve sorumluluk alan bireylere bırakmıştır.
Ülkemizde de kırsal kesimden kentlere çok hızlı bir göç yaşanmış, büyük ailelerin yerini çekirdek aileler almıştır. Yüzyıllardır büyüklerinin kanatları altında yaşayanlar çekirdek aileleriyle kentlerde var olma savaşı vermektedirler. Bu savaşı kazanmak ancak doğru kararlar verebilmekle mümkün olacaktır. Fakat sosyal yapıdaki değişime rağmen karar verme sürecinde değişim olmamış “büyüklerimiz bilir” anlayışı hüküm sürmeye devam etmiştir.
Bu anlayışın kendi kendine değişmesi mümkün görülmediğinden değişim devlet eliyle yapılmaya başlanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, iki yıl önce uygulanmaya başladığı ilköğretim okulu ders programlarında karar verebilen, sorumluk alabilen insan yetiştirmeyi temel hedefleri arasına koymuştur. Şu anda okullarımızda öğrencilerimizin küçük yaşlarda doğru karar verme becerisini geliştirmeye yönelik etkinlikler düzenlenmektedir. Bu konuda aileye düşen görevler nelerdir.
Çocukların giyeceği elbiseyi kendisinin seçmesine izin verilmelidir. Alış-verişe gidilirken çocuk beraber götürülmeli, giyeceği elbiseyi, çorabı, ayakkabıyı seçmesi sağlanmalıdır. Çocukların karar verirken daha duyarlı olmalarını sağlamak için, tercihlerinin sonuçları hakkında bilgi verilmesi kararların doğru verilmesini kolaylaştıracaktır. Örneğin ayakkabı almaya giden çocuğun kışlık ayakkabıya ihtiyacı varsa ve çocuk yazlık bir ayakkabı beğenmişse anne-baba kışın yaklaştığını, seçtiği ayakkabıyı alırsa ayaklarının üşüyeceğini, hasta olacağını anlatıp kışlık bir ayakkabının kendisi için daha yararlı olacağını anlatmalıdır.
Ailecek yapılması planlanan işlerde çocukların görüşleri de sorulmalıdır. Örneğin haftasonu ne yapılacağı konusunda birlikte karar alınmalı. Sinemaya gitmek, akraba ziyaretine gitmek, pikniğe gitmek gibi işler planlanırken çocukların görüşleri sorulmalıdır. Hangi akrabaya gidilecek veya pikniğe nereye gidilecek çocukla birlikte karar verilmelidir.
Oyuncak satın alırken çocukların alınacak oyuncağı seçmesine izin verilmelidir. En azından birkaç seçenek sunulmalı çocuğun bunlardan birini seçmesi sağlanmalıdır. Bu seçim sırasında çocuğun ihtiyaçlarını düşünmesi sağlanmalı ve doğru karar vermesine yardımcı olunmalıdır.
Çocuğunuz her zaman sizin izlediğiniz kanalı izlemek zorunda kalmamalıdır. İzlenecek program belirlenirken çocuğun da görüşü alınmalı, zaman zaman onun istediği programlar izlenmelidir.
Kısacası çocuklar önemsenmeli ve onların tercihleri dikkate alınmalıdır.
Unutmayınız! Sürekli sizin tercihlerinizle yaşayan bir çocuğun karar verme becerisi gelişemez.
Doğan CEYLAN