Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '11

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
774
 

Kardelen ve umut

Kardelen ve umut
 

Hıçkırıklar, ağlamalar, sessizlik, çılgınlık, isyan; tüm düşüncelerin yoğunluğuyla zoraki yattı o hep korktuğu masaya. Doktorun erkek olması, yanındaki adamın hiçbir şey yapmadan onu yabancı ellere teslim etmesi acısını dayanılmaz derecede arttırıyordu. Her şeyden, herkesten kaçıp kurtulmak istiyordu. Daha yirmi beş yaşındaydı ve hayatın en büyük tokadını yemek üzereydi. Yorgundu, gözleri gülmesi gerekirken ağlamaklı, buğuluydu. Doktor önce ultrasonla bakıp dört ay iki haftalık hamile olduğunu yeniden vurgulamak ister gibi söyledi. Sonra aslında aldırmanın kanunen yasak olduğunu ve bunu bile bile aldırmak isteyip istemediğini sordu, prosedür gereği sorduğu belliydi. Genç kadın cevap vermedi, çünkü ne olursa olsun iki haftadır tek düşüncesi ve isteği bebeğinin doğmasıydı. Kızın sessizliği üzerine, yanındaki adam cevap verdi. ‘ Evet, aldırmak istiyoruz.’ Doktor kızın gözlerine baktı bir an, o gözlerin matemini yüreğinde hissettiğini anlattı bakışlarıyla. Ama istenilen parayı almıştı ve görevini ifşa etmek için orda bulunuyordu, duygusal çöküntüler için değil. Soğukkanlı olmaya çalışarak kızı yan odaya aldı. Her yer bembeyazdı odada, oldukça rahatsız edici bir sessizlik vardı etrafta. Doktorun yardımcısı önce olası risk altında tüm mesuliyetin kızda ve yanındaki adamda olduğunu gösterir bir belge imzalattı her ikisine de. Sonra yapılması gerekenleri anlattı ürkek bakışlı kadına sakince. Beyazlıklar içinde karanlık dünyalar yaratıyorlardı. Bir bebeğin doğumu için olduğu kadar ölümü için de yardımda bulunarak bir günaha ve bedele ortak oluyorlardı. Acıma ve vicdan duygularından neden uzak olmaları gerektiğini o koltuğa oturduğunda daha iyi anladı Kardelen. Bu ismi hayatı zorluklarla geçen, zorluklar içinde kızını doğurmuş ve büyütmüş olan annesi vermişti ona. Babasını çok küçükken kaybetmiş, tüm çocukluk ve gençliğinde yetim olarak anılmıştı. Şimdi hayatının en zor anında gene isminin ağırlığını hissediyordu üzerinde. Ne olur dokunmayın diye bağırmak istiyordu, ne olur zarar vermeyin diye hıçkırmak istiyordu ama korkuyordu, doktora büyük iş başarmış edasıyla parayı uzatan yanındaki adamın tepkisinden korkuyordu. Tek yapabildiği bakışlarıyla ne kadar çok istediğini anlatmak olmuştu iki hafta içinde. Ve o an… Doktor rahat olması gerektiğini söyledi ve elini yakınlaştırdı, elini hissettiği an geri çekti kendini genç kadın. Başına gelecek olanlar da korkutuyordu. Hiç bilmediği bir konuda yapayalnız bırakılmıştı. Doktor bebeğin rahat alınması için rahim ağzını genişletmek gerektiğini söyledi ve iki tane, kadının görmediği bir şeyi rahime yerleştirdi. Genç kadın rahat olamadığı için zorlanmıştı doktor. Ve sonrasında uzun bir bekleyiş gerekecekti yardımcı kadının söylediğine göre. Kardelen masadan kalktı, pantolonunu giydi ve sonrasında yaşayacaklarını tahmin etmeye çalıştı. Ve ağlamamak için zor tutuyordu kendini. İki haftadır o en büyük mutluluğu kaybetmenin acısı, anlık yaşadığı korkuların yanında çok daha büyük görünüyordu gözüne. Çok daha büyük acılar da yaşayabilirdi, razı olabilirdi her şeye, bebeği doğabilseydi dünya yıkılsa umurunda olmazdı. Yardımcı kadın ilk aşamanın bittiğini söyledi. Rahime konan şey bundan sonrasında, titreme, mide bulantısı, kusma, halsizlik, baş dönmesi ve sancılar yapacaktı. Sancı olması önemliydi onlar için. Genç kadın odadan çıkıp kendini balkona attığında hıçkırarak ağlamaya başladı. Artık o büyük vebalin altına girmişti, istemeyerek bebeğini kaybediyordu ve savaşacak gücü kalmamıştı. Hıçkırıkları kimse tarafından duyulmuyordu, yüreği parçalanıyordu ama bilen kimse yoktu. Daha sonra üst kata çıkardılar Kardelen’le Sarper’i. En büyük zorlukların üstesinden gelebildiği için isminin tam olarak hakkını veriyordu Sarper. İki koltuk, bir televizyon, bir sandalyeden oluşan küçük bir salon gibiydi girdikleri yer. Bir duvar boylu boyunca pencereden oluşmaktaydı ve odayı aydınlatan güneş tümüyle genç kadının yüzündeydi. Suskun, bitkin bir halde oturdu koltuğun bir köşesine. Sessizliği rahatsız ediyordu, fırtına öncesi sessizliği andırıyordu aşırı suskunluğu. Ya da lanet olasıca kaderine en büyük isyanıydı susması. Sessizce boyun eğişi isyanlara sürüklüyordu yüreğini. Çok fazla vakit geçmemişti, titremeye başladığında. Konuşmasına imkan yoktu o titreyişlerin içinde. Zor dayanıyordu. Ne ayağa kalkabiliyor ne de ses çıkarabiliyordu. Dişlerinin birbirine vurduğunu hissediyordu. Gittikçe daha da artıyordu titremesi. Halsizleşiyordu. Bebeğini tutuyormuşçasına tutuyordu karnını. Geçirdiği iki hafta boyunca eli hiç karnından inmemişti ki. Hep bebeğini hissetmek istemişti. Şimdi ise titreyerek onun yok oluşuna basamak hazırlıyordu. Bir süre sonra koltuğa yatırdı Sarper onu. Çünkü yardımcı kadının her dediği gerçekleşmeye başlamıştı. Titremeler, mide bulantısı, kusma, ve o dayanılmaz sancılar başlamıştı. Artık kendinde değildi Kardelen. Kendini bırakmıştı sancıların eline. Dayanılmazdı çektiği ağrılar. Ayağa kalkmak da ne kelime, önündeki masada duran suya bile uzanacak hali kalmamıştı. Gittikçe daha da kötüleşiyordu. Ve Sarper bir an olsun genç kadının yanından ayrılmıyordu. O da Kardelen’le aynı acıları yaşıyordu sanki. Oysa Kardelen o gün onun yanında olmasını bile istememişti. Kendini ve bebeğini sahiplenmeyen bir adamın o gün yanında olmasının da bir anlamı yoktu. Sancıları şiddetlendikçe sayıklamaları duyuluyordu. Bebeğini sayıklıyordu durmadan, bebeğine dayan diye yalvarıyordu. Ve Sarper’e bu acıları bitirmesi adına götür bizi, bebeğim doğsun, uzaklara götür diye yalvarıyordu. Bazılarını net bir şekilde duyuyor bazılarını ise Kardelen’in nefes alamayacak derecede kıvranmasından ötürü duymakta zorluk çekiyordu Sarper. Bir an ilişkilerinin başladığı zamana doğru bir yolculuk yaptı… 

Üç sene önce başlamıştı ilişkileri. Bir masal gibiydi. Basit bir çarpışmayla başlamıştı onların filmi. Kardelen arkadaşlarından ayrılıp eve gitmek üzere dönecekti köşeyi Sarper’de kan kardeşi bildiği Tuğrul’dan ayrılmış ve kestirme yol diye köşeyi döneyim bir sonraki yoldan caddeye çıkayım diye düşünmüştü. Çarpıştılar. İkisi de bir şey diyemedi çarpmanın etkisinden mi yoksa şaşkınlıktan mı hala bugün bile bilmiyordu. Bir anda etkilenmişti Kardelen’den. Ama açılması için koca bir altı ayın geçmesi gerekmişti. Altı ay içinde genç kadının ciddi bir rahatsızlığı yakınlaşmalarına neden olmuştu. Ama altı ay içinde her an içten içe yanan bir alev topuna dönüşüvermişti. Hep çarpışma anını getiriyordu gözlerinin önüne… Kızın hırçın bakması ile gözlerinin güzelliğini de kazımıştı yüreğine Sarper, gizlice. Hergün artan görme isteği ile için için kavruluyordu. 

Kardelen’in kıvranması ve su istemesi düşüncelerinden ayırmıştı Sarper’i. Bebeğim diye sayıklıyordu ve bitap bir halde kaderin iğrençliğini yaşamaya bırakmıştı kendini Kardelen. O da iki hafta öncesini düşünüyordu hep. 

İki aydır devam eden mide bulantısı, baygınlık, dudak kuruluğu ve aşırı halsizlik nedeniyle dahiliye bölümüne gitmişti Sarper ile birlikte. Kendi gitmek istemese de son aşamada Sarper kötü bir şey olabilir korkusuyla zorla götürmüştü genç kadını doktora. Dahiliyecinin yaptığı tahliller sonucu tertemizdi, bu hallerini psikolojik durumuna yoruyordu ama yine de bir ihtimal diyerek idrar tahlilini yinelemesini istedi. Bir gün sonra sonucu doktora gösterdiklerinde hamile olduğu ortaya çıktı. Kadın doğum uzmanı da bir görsün belki bir hata olmuştur diyerek bir isim verdi Sarper’e, doktor. Sıra alınmadan kadının muayenehanesine girdiler. Kadın çok ilgi gösterdi ikisine de. Ve kızı sedyeye yatırdı doktor Kâmuran. Ultrasonla baktığında Kardelen’in dört aylık gebe olduğunu söyledi. Hem Kardelen hem de Sarper şaşkındılar. Bu haberi hiç beklemiyorlardı. Birbirlerinin yüzlerine baktılar bir an. Kardelen’in şaşkınlığı doktor Kâmuran’a da yansıdı. Bilmiyor muydunuz diye sordu mavi gözlü, alımlı kadın doğum uzmanı. Genç kadın hayır bile diyemedi. Küçük dilini yutmuştu sanki o an için. Daha önceden Sarper’le olan şakalaşmalarından bildiği için aldırmayı düşündü ve doktora aldırabilir miyim diye sordu. Zaten Sarper’in bakışında da başka bir şey yoktu. Ne bir sevinç nidası ne bir heyecan ne de bir sarılma dürtüsü… Ama doktor dört aylık bir bebeğin alınmasının kanunen yasak olduğunu söyledi. Bu sözler Sarper’in hoşuna gitmemişti. Bunu gözlerinden okuyabiliyordu Kardelen. Sonra çocuğun cinsiyetini sordu çaresizlik içinde genç kadın. Bebek erkekti. Bunu bile duyması en ufak sevinç gülümsemesine neden olmamıştı Sarper’de. O an karnına elini götürdü genç kadın ve birden ısındı anne olacağı düşüncesine. Dört aylık hamileydi ve bebeği erkekti. Ve doktorun dediğine göre oldukça da sağlıklıydı. Ki etkilenebilecek birçok şey yaşamıştı bilmeden Kardelen, ama, her şeye rağmen bebeği sağlıklıydı. Doktorun yanından çıktıklarında, Kardelen’in beklediği, Sarper’in ilk şoku atlatmasının ardından mutluluk veren sevgisiyle sarılmasıydı. Beklediği olmadı. Sarper sarmadı genç kadını. Yalnız bıraktı bebeğiyle. Bir banka oturdular. İçindeki o müthiş duyguyu ve mutluluğunu saklamaya çalışarak baktı gözlerine Sarper’in. Bir ışık yanar belki umuduyla. Bir süre düşünen Sarper elindeki tüm evrakları banka bırakarak ‘aldıracağız’ dedi ve banktan uzaklaştı. Tüm Dünya başına yıkılmıştı halsizleşen genç kadının. Dört aylık bir bebek, yaşamaya hakkı olan ve tamamen oluşmuş olan bir bebek alınmalıydı, bulunan basit çözüm buydu. O gün doktora gitmeyi teklif etti Sarper, bir an önce bitirmek ve rahatlamak istiyordu. Halsizliğini bahane ederek eve gitmek istediğini söyledi Kardelen. Amacı zaman kazanmak ve bu esnada sevdiği adamın fikrinin değişmesini beklemekti. Eve gidene kadar konuşmadılar. Kardelen bebeğine isim buldu o anda, suskunluğu ondandı ve yaşadığı bir anda gelişen annelik duygusundandı. Bebeğinin ismi Umut olmuştu. Bu çekilmez hayatına gerçekten umut oluvermişti, Umut bebek. Umut dolu günler onları bekliyordu. Üçünü. Hep karnını tutmaya başladı o günden sonra, hep bebeğini hissetmeye çalıştı kendince. O gün hayatının en güzel günüydü ve Sarper’in de bu mutluluğa dahil olması için binlerce kez dua etti Allah’a. Üç senelik ilişkileri bu büyük süprizle daha da güzel olabilirdi. Ara ara inanamıyordu hala, bir bebeği olacağına. O anne olacaktı. Anne olacak bebeğini koklayacaktı… 

Müthiş sancıyla sarsıldı, gözlerini açtığında nerde olduğunu sordu, artık kendinde değildi. Bir girdabın içinde cehennem ızdırabıyla boğuşuyor ve Sarper’in onları alıp götürmesi için dua ediyordu, yalvarıyordu. Bebeğinden, affetmesini istiyordu zalim annesini. Bebeğini istiyordu. Ama sesini duyuramıyordu. En büyük iletişim problemi buydu, yanında olup denilenleri duymamak ya da duymak istememek. Sarper bunu başarıyordu. Zaten başarmıştı, kazanan o olmuştu. İki hafta boyunca düşüncesi aldırmanın ötesine geçmemişti ve sonunda zafer onundu. 

Zaman geçmek bilmiyordu Kardelen için. Bebeğini kaybedeceği tarih bir anda gelmişken ve iki hafta bir çırpıda geçmişken o an o sancılardan kıvranırken zaman kavramı yoktu sanki. Sonsuz bir acı, sonsuz bir yokluğun içinde bekliyordu. Aradan dört saat gibi bir süre geçmişti kendinde olmayarak ve ara ara kusarak. Doktor gelip kontrol edelim seni dediği an zar zor kalkabildi ayağa. Bir anda çok fazla yaşlandığını hissetti, yürüyecek hali kalmamıştı artık. Bebeğinden sonra yaşamın da anlamı kalmayacaktı. Gene adımları geri geri gitmek isterken kendini o koltukta buldu. Alışmak mümkün değildi ki o koltuğa. Bu sefer oturduğu ilk an kendini geri çekmeye çalıştı. Doktor bile olsa dokunması mahvediyordu onu. İstemiyordu. En acı deneyimi oluyordu bu olay. Doktoru hissettiği an ağlamaya başlıyordu. Daha açılmamıştı rahim ağzı, tam olarak olmadığını biraz daha beklemesi gerektiğini söyledi yardımcısına, doktor. Yardımcısı genç kadını kaldırdı koltuktan ve üzerini düzeltti sonra Sarper’in yanına, odasına götürdü. Ayakta duramıyordu Kardelen. Hemen yatırdı adam onu. Titrediği için üzerini örttü. Ve sancılardan dolayı terlediği için alnını kuruluyordu selpakla. Sevgi miydi, suçluluk muydu yoksa çaresizlik miydi adamın yaşadığı anlaşılmıyordu. Kendi bebeğini öldürüyordu tek anlaşılan ve görülen buydu, sebebi ne olursa olsun. Bir daha o koltuğa oturmak istemediğini söyledi Sarper’e genç kadın. Olanları bir daha yaşamak istemiyordu. Sarper tepkisiz sadece yardım edebilmek için dua ediyordu bugünün geçmesi adına. 

 

SON – 1 

Aradan yarım saat ya da kırk beş dakika gibi bir süre geçmişti ki doktor yeniden odanın kapısında göründü. ‘Hazır mısın, hadi seni alalım’ dedi. Tüm yaşadıkları darbeler ve bebeğinin yok olması düşüncesinden bitap düşen genç kadın tek kelime edemedi artık. Yorgun bedenini koltuktan kaldırmaya çalıştı. Sancıları devam ediyordu ve ayağa kalkmakta zorlanıyordu. Sarper yardım etmek istedi, kin ve nefret dolu gözleriyle elini itti adamın. Gözlerinde yaşlar, yüreğinde umutlar tükenmişti. Taştan bir insan vardı, o mülayim kadının yerinde. Birkaç dakika sonra bebeğini kaybedecekti ve doktor kimbilir ne şekilde alacaktı onu. Bu düşünceler hem isyanını arttırıyor, hem de daha da bitkin düşürüyordu. Ama son ana kadar Sarper’in onu ve bebeğini alıp götürmesi için dua ediyordu. Koltuktan kalkıp zorluk içinde yürümeye başladığında, kolundan tutup kendine çekmeliydi Sarper, ona sıkıca sarılmalıydı, tüm yaşattıkları için af dilemeli ve vazgeçtiğini, tüm kalbiyle bebeği istediğini söylemeliydi. Ama olmadı, tüm dualar ona ve bebeğine karşıydı sanki. En çok istediği şey olmuyordu. Sarper ne sevdiğini söylediği kadını ne de bebeğini sahiplenmiyordu. Adımları geri geri gidiyordu, o koltuğa bir kere daha oturmak azaptı onun için. Yardımcı kadının yardımıyla zorla yürüyordu odaya doğru. Ve o an yaklaştıkça bebeğini kurtaramadığına ve güçsüzlüğü yüzünden savaşacak halinin olmayışına kızıyordu. Kendi kurtarmalıydı bebeğini. Ne olursa olsun başa çıkmalıydı. Ama tek başına savaşamazdı Dünya’nın zorluklarıyla. Tek başına yapamazdı. Yardımcı kadın o koltuğa oturmasına yardım etti ve bir iki dakika sonra doktor ve anestezi uzmanı odaya girdiler. Odanın beyazlığı saflığı anımsatıyordu, oysa olanlar saflıktan öteydi. Hiçbir şey düşünemiyordu artık. Hayatı kararmak üzereydi. Nitekim aldığı narkoz hayatının olduğu kadar etrafın da kararmasına neden oldu. Yardımcı kadının sonradan söylediğine göre 10-15 dakika sonra, doktorun Kardelen demesiyle uyandı genç kadın. Önce anımsayamadı neler olduğunu. Doktor işin bittiğini söyledi ve geçmiş olsun dedi odadan çıkarken. O an bebeğini kaybettiğini anladı. İşte bitmişti. Bebeği sonsuza kadar yok olmuştu. Kendine geldiği ve olayı hatırladığı anda ağlamaya başladı. Ağlıyordu, tükenmişti. Bir yandan yardımcı kadın durmadan bir şeyler söylüyor acıyı dindirmeye çalışıyordu. Bir süre hayır diyerek ağladı o koltukta. Yardımcı kadın giydirdi ve kalkmasına yardım etmeye çalıştı. Oysa artık hali kalmamıştı, her şey bitmişti. Her umudu son bulmuştu. Ayakta kalması, yaşaması, inançları ve sevgisi önemsizdi artık. Kurtaramamıştı, yavrusunu yaşatamamıştı. Bitkin bir halde odaya geldiğinde Sarper sevinç mi, üzüntü mü belirsiz bir bakışla baktı genç kadına. Kardelen artık görmüyordu, duymuyordu, hissetmiyordu. Tek hissettiği kendinin bir şeytan olduğuydu. Kendisi bir şeytandı, lanetliydi ve bebeğini rahatlıkla öldürebilmişti. Koltuğa yattığında hıçkırarak ağlamaya başladı. Dinmiyordu hıçkırması, gözyaşları bitmiyordu. Sarper yanına geldi elini kadının saçlarına götürdü, ‘çık dışarı’ sözleriyle elini geri çekmek zorunda kaldı adam. ‘İstemiyorum, çık dışarı’ diyerek ağlamaya devam etti genç kadın. Bir delilik yapabilir düşüncesiyle çıkmadı adam odadan artık nefes almıyordu bile, kadın hissetmesin diye. Bir süre sonra yardımcı kadın geldi ve nasıl olduğunu sordu ‘kötüyüm’ dedi Kardelen, ‘ağlama daha da fenalaşırsın, kötü olursun’ demeye başladı yardımcı kadın. Onlar da tedirgindi böylesi durumlarda. Kanunsuz bir iş yapıyor olmanın o huzursuzluğunu hissettiriyorlardı. İyi olmak isteyen kimdi ki, ‘ölmek istiyorum, ben neden yaşıyorum ki bebeğim yoksa’ dedi genç kadın. Sarper bir kere daha yaklaşmak istedi ‘çık dışarı, çıkın kimseyi istemiyorum’ diye hıçkırdı durmadan Kardelen. Yardımcı kadın ve Sarper çıktılar dışarı. Bir süre sonra ağlaması dindi ve sessizce tavana bakmaya başladı. Başı dönüyordu. Ağlaması ve hıçkırıkları neden bitmişti kendi de bilmiyordu. Yaşadığı şok ve darbe mi gözlerindeki yaşları bitirmişti yoksa yeniden ağlamaya başlayacak mıydı bilmiyordu. Sessizce tavana bakıyordu, eli karnında. Bebeğini öğrendikten sonraki iki haftasını düşünüyordu, durmadan başa sarıyordu düşüncelerini. İnanmakta zorlanıyordu bebeğini kaybettiğine. Ama kaybetmişti. Böyle düşünceli ve tavana bakarken yardımcı kadın girdi odaya, genç kadının karşısındaki tek kişilik koltuğa oturdu. ‘Bu kadar üzülme, daha gençsin yine çocuğun olur’ dedi. İyi olup olmadığını sordu ama cevap alamadı, genç kadın ruhsuz ve sessizce tavana bakmaya devam etti. O sadece bebeğini düşünüyordu. Sadece bebeğini istiyordu. Yardımcı kadın bir kere daha odadan sessizce çıkmak zorunda kaldı. Kapıyı aralık bırakarak gitti. Yardımcı kadın da anlam veremiyordu Kardelen’in bu davranışlarına. Dışarıda Sarper’in yanına giderek, ‘istemiyor muydu aldırmayı?’ diye sordu. Adam sessiz kaldı, ne söyleyebilirdi ki? ‘O istemedi ama ben zorladım’ mı diyecekti… Kardelen doğrulmaya çalıştı, başı dönüyordu hareketleri çok donuk ve yavaştı. Artık bir şey düşünemiyordu. Annelik duygusu öylesine sarmıştı ki, yaşamak için bir anlam bulamıyordu. Sarper’i hala çok seviyordu ama yaşadığı olay tüm hayatını yaşanması zor hale getiriyordu gözünde. Anlamını yitiriyordu birçok şey. Tam karşısında olan pencereye doğru gitmeye çalıştı, ama yürüyemiyordu. Bir adım bile atamadı ve koltuğa geri oturmak istedi. Kalkmaya çalıştığını kapı aralığından gören Sarper hemen genç kadının yanına gitti ve elini tuttu. Bir an gözleri buluştu, Sarper Kardelen’in ağlamış ve bitkin gözlerine baktı. Umutsuz ve donuk bakışları rahatsız edecek derecede ürpertiyordu benliğini, Kardelen korkutuyordu onu. Bir an sarılmak istedi, delice sarılmak ve hiç bırakmamak, genç kadının tüm üzüntülerini kendine almak istiyordu ama yapamadı. Sarılamadı. Genç kadının soğukluğu geri çekilmesine neden oldu. Kardelen’in baktığı hiçbir yerin anlamı ve önemi yoktu. Bakmıyordu, yaşamıyordu. Umut’unu kaybettiği andan itibaren hayat bitmişti genç kadın için. Koltuğa yeniden yattı ve yeniden tavana bakmaya başladı. Sarper, Kardelen’in bakışlarını izliyordu. O an karşısında, sanki hayatını üç sene içinde mutlulukla donatan o neşeli, şen, gözlerinin içi gülen genç kız yoktu da, bir ölü, bir heykel bakışlı yabancı vardı. Nereye baktığı belli olmayan, suskun, yaşamayan… yattığı yerden doğruldu Kardelen, doğrulduğu an yine göz göze geldiler. Bakışlarını utanmış bir edayla kaçırdı genç kadın. Dudaklarını araladı ve sesi çıkmakta zorlanıyormuş gibi bir sessizlikle yalnız kalmak istediğini söyledi. Sarper, ‘hadi topla kendini bebeğim, çıkalım, eve gidelim ve iyice dinlen’ dedi. Adamın dediklerini dinlemediği belliydi genç kadının. Gülmeye başladı, kahkahalarla gülüyordu. Gülmesi rahatsız ediciydi. Gülüyor, gülmesi bittiği an ağlamaya başlıyordu, gözyaşları tükendiği an kahkahalara boğuluyordu. Histeri krizine benzer davranışları bir süre devam etti. Durmadan gülüyor ve ağlıyordu. Dışarıdan gören ya sarhoş ya da deli zannederdi. Artık tamamen kendini kaybetmiş gibiydi. Sarper baktıkça kahroluyor, baktıkça korkmaya devam ediyordu. En büyük delirmesi buydu genç kadının. Ne yerlere atıyordu kendini, ne de bağırıyor ya da çığlıklar atıyordu. Otokontrolünü her durumda devreye sokmayı çok küçükken öğrenmişti. Dışarıdan görenler çok sağlam olduğunu düşünürlerdi. Her durumda sakin kalmayı başarırdı. O anda da, ağlayıp gülse de hatta kendini zaman zaman kaybetse de, otokontrolü devreye girmiş ve rezilleşmesini engellemişti. Kendi de biliyordu yaptığı davranışların, yaşadığı şokla oluştuğunu. Biraz zaman sonra sustu tamamen, geriye, donuk bakışları kalmıştı. Ve yalnız kalmak istediğini yineledi adama. Sarper kapıyı aralık bırakarak çıktı odadan. Koltuktan doğrulup ayağa kalktı, hala başı dönüyordu, hala bir adım ileriye gidemiyordu. Zorla ayağa kalkmayı başardı. Kalkarken gene gülmeye başladı ve kimse duymasın diye sessizce gülmeye çalıştı ve ağlarken de sessiz olmaya çalıştı. Bir bebeğin ağlama sesini duyduğunda her şey silindi gözlerinden, ağlaması ağlamak değil de cehennem ateşiyle kendini dağlamaktı. Pencereyi açtı ve aşağı bakmaya çalıştı. Yedinci kattalardı ve aşağı bakmak daha çok başını döndürüyordu. Sarper’in yardımcı kadına bir şeyler söylediğini duydu ama önemsemedi. Sadece son defa sesini duymuş olmak huzur verdi. Dışarıdan gelen bebeğin ağlama sesi devam ettikçe içindeki acı artıyordu. Bu acıya son vermeliydi. Artık acımamalıydı yüreği. Bebeğini öldüren şeytan ruhlu bir kadının yaşamaması gerekiyordu. Lanetlenmişti o. Ruhu pislik içindeydi. Bir erkeği çok sevmişti, Sarper için hayatını verirdi ama bir başka erkeğin de dokunması midesini bulandırıyordu. Bunlara son vermeliydi. Pencerenin kenarına oturdu ve elini son defa karnının üzerine koydu. Ve kendini o büyük boşluğun kollarına bıraktı. Tek düşündüğü bebeğine kavuşuyordu. Ve pisliklerden arınıyordu… Çığlık atmıyor ve yardım istemiyordu, sadece o büyük düşüşün huzurunu yaşıyordu. Avuç içleri yere değdiğinde içindeki acılar son bulmuştu… 

 

SON – 2 

Aradan yarım saat ya da kırk beş dakika gibi bir süre geçmişti ki doktor yeniden odanın kapısında göründü. ‘Hazır mısın, hadi seni alalım’ dedi. Tüm yaşadıkları darbeler ve bebeğinin yok olması düşüncesinden bitap düşen genç kadın tek kelime edemedi artık. Yorgun bedenini koltuktan kaldırmaya çalıştı. Sancıları devam ediyordu ve ayağa kalkmakta zorlanıyordu. Sarper yardım etmek istedi ve kolundan tuttu Kardelen’in. Genç kadın adamın yüzüne bakamadı, kolunu kurtarmaya çalıştı. Hem kendisine hem de sevdiği adama kızgın ve öfkeliydi. Ama sessizliği ve bitkinliği öfkesini göstermiyordu, tamamen tükenmiş genç bir kadın duruşu hakimdi bedeninde. Kaybedeceklerini kaybetmiş ve kaybedecek bir şeyi kalmamıştı. Yaşamak, ölmek aynı şeydi o anda. Kardelen adım atmaya çalıştı, kolunu Sarper’den kurtarması için. Sarper gözleri dolmuş ağlamaya hazırlanan küçük bir çocuk gibi genç kadının önüne geçti, Kardelen karnını tutuyor ve yere bakıyordu. Sancıları rahat nefes aldırmıyordu. Artık dermanı yoktu ayakta durmaya. Sarper kuvvetlice sarıldı sevdiği kadına. Ağlıyordu. Genç kadın tepkisizdi, halsiz vücudu Sarper’in sarılmasına karşılık veremedi. Ağlayamıyordu bile artık. Sarper, hata ettiğini söylüyordu, bir yandan ağlıyor bir yandan bunları Kardelen’e yaşattığı için af diliyordu. Sarıldıkça kadın daha da halsizleşiyordu. Sarper, ‘beni affet sevgilim, kurataraca…’ diyemedi, cümlesini bitiremedi. Kardelen daha fazla dayanamayarak bayılmıştı kollarında. Sarper telaşla ve büyük üzüntüyle doktora seslenmeye başladı. ‘Yardım edin, yardım edin, Kardelen’im ne olur kendine gel’ diye bağırıyordu. O an büyük pişmanlık duydu. Bunlar olmamalıydı, çok sevdiğini söylediğine bu kadar büyük zarar vermemeliydi. Sevdiğini söylediği bir kadın çocuğunu doğurma savaşında hayatından vazgeçmişti, bunu yapmamalıydı. Aslında Kardelen’i de, doğacak olan bebeğini de hiçbir şeyi istemediği kadar istiyordu. Elindeki imkansızlıklar bu aşamaya sürüklemişti. Ama yeterdi artık, bu kadarı yeterdi, büyük risklerle başladığı ve normal gelen olay şimdi onu korkutmaya başlamıştı. Bebeğiyle birlikte Kardelen’i de kaybediyor olmak aklını başına getirmişti. Doktor yanına geldiğinde Kardelen yerde baygın yatıyordu ve Sarper kurtarın onu diye ağlıyordu. Onu da bebeğimi de kurtarın diyordu. Doktor şaşkındı, hem Kardelen’in baygınlığı hem de duyduklarının şaşkınlığı içindeydi. Yardımcısına hemen masayı hazırlayın diye direktif verdi. Bir yandan da Sarper’e bu aşamadan sonra geri dönülemeyeceğini, bu şekilde bırakılırsa hayati tehlikenin artacağını, ve zaten bu şekilde çocuğun yaşayamayacağını anlatıyordu. Sarper dinlemedi, kurtarmalısınız, ben ikisini de istiyorum, kurtarın diye ağlıyordu bir yandan da yerde yatan genç kadının saçlarını okşuyordu. Doktor, geri dönmek için geç kalındığını, yapacak hiçbir şeyin kalmadığını, bebeğin alınmazsa anneye de zarar vereceğini anlattı. Genç kadın da kanama da başlamıştı. Doktor yardımcısına seslendi çabuk olun, durum kritik… Sarper ne yapacağını şaşırmıştı. Vazgeçtim, almayın bebeği diye ağlıyordu, genç kadın sedyede ameliyat odasına alınırken. Odada yalnız kaldığında, genç kadının yarım saat öncesine kadar koltukta yatmasını düşündü. Ne kadar bitkin, ne kadar çaresizdi, oracıkta yatarken. Üç sene içindeki gülen gözlerini anımsadı sonra. O ışıl ışıl gözleri tükenmişti ağlamaktan, o sarıldığı kolları ne kadar güçsüzdü, ve o büyük sevgiyle, sakalsız yanaklarına buseler konduran dudakları ne kadar kuru ve solgundular. 

Üç sene öyle çok sevmişlerdi ki birbirlerini. Öyle çok benimsemişlerdi ki. Üç sene öylesine kenetlemişti ki onları, isteseler de kopamıyorlardı. Birkaç defa ayrılmayı denemişlerdi ama başaramamışlardı. Kardelen sonsuz güven duyardı Sarper’e. Kimseyi sevmediği kadar çok sevmişti. Kimseye kalbini o kadar açmamıştı. Ve kimseyi o kadar sahiplenmemişti. Sarper de kimseyi sevmemişti daha önce Kardelen kadar, kimseyi göğsünde uyutmamıştı huzurla. O da kimseye Kardelen kadar açmamıştı yüreğini ve yaşamını. Daha önce de birliktelikleri olmuştu ama hiç kimse Kardelen kadar bağlayamamıştı onu. Bir saat kadar acılarla boğuşmasının ardından doktor odanın kapısında göründü, Sarper kendine gelmeye çalışarak güzel bir şey söylemesini bekledi. Doktor, Kardelen’in hayati tehlikeyi atlattığını ama henüz kendine gelmediğini, müşayede altında tuttuklarını söyledi. Odaya gelmesi zaman alabilirdi Kardelen’in. O soruyu sormak için, dudaklarını hareket ettirdi fakat bir şey diyemedi. Bebeğim kurtuldu mu sorusu boğazına bir şeyleri düğümledi, soramadı. Doktor anlamış gibi, ‘maalesef, o aşamadan sonra geri dönemezdik, bu yüzden en başında bir kere daha, aldırmak konusunda emin misiniz diye sormuştum, eşinizdeki olan olayları binde bir kere yaşarız, gene çok şanslısınız çok daha farklı sonuçlar olabilirdi ve eşiniz çok güçlüymüş’ diyerek odadan dışarı çıktı. Kalktığı sandalyeye çaresizce oturdu adam. Gerçekten pişmandı, bu kadar üzüntüyü yaşamaya da yaşatmaya da değmezdi. Bir an için kaybettiği bebeği kucağında görür gibi oldu ve bu üzüntüsünü daha da arttırdı. Ancak iki saat sonra odasına gelebildi Kardelen. Ağlamıyordu. Koltuğa yatırdılar. Sarper sevdiği kadının o halini gördüğü an daha da pişman oldu. Kardelen değildi sanki orada yatan, yabancı bir varlıktı. Boş bakışlarla tavana bakıyordu durmadan genç kadın. Tek bir hamle bile yapmadan, tek kolunu bile yerinden kıpırdatmadan, onu nasıl yatırdılarsa öyle kalarak tavanı izliyordu. Çevresinde olanlardan habersizdi. Doktor sinirlerinin yıpranmış olduğunu belirterek, mutlaka psikiyatr bölümüne götürülmesi gerektiğini söyledi Sarper’e. Sarper Kardelen’in boş ve donuk bakışlarından rahatsız oldu ve doktora ne zaman kendine gelir diye sordu. Doktor, genç kadının kendinde olduğunu yaşadığı olayların etkisinin devam edebileceğini söyledi. Doktorun arabasıyla eve geldiklerinde hala şuuru kapalıymış gibi davranıyordu Kardelen. Aynı donuk ve soğuk bakışlarla, bir çocuk edasıyla olanları anlamaya çalışır gibiydi. Güneş doğana kadar ne Sarper uyudu ne de Kardelen. Kadın bakışlarını gökyüzünden ayırmadı ve koltuğa ilk nasıl oturduysa sabaha kadar hiç kıpırdamadı. Sarper de bitmişti, öyle yorgundu ki ama Kardelen uyumadığı için o da uyumamıştı. Kardelen’in bu hali ve sessizliği sinir bozucu bir hal alıyordu. Korkuyordu da Sarper. Akli dengesini yitirmiş olabileceğinden korkuyordu. Güneş doğup da, o yakıcı alevi genç kadının yüzünü rahatsız ettiğinde akşamdan beri olan duruşunu değiştirdi. Sarper de kendine geldi diye sevinerek ‘ne oldu aşkım, bir şey mi istedin?’ diye sordu. Kardelen adamın orda olduğunu fark edince şaşırdı ama hiçbir şey demeden yine yattı. Sarper kadının yanına gitti halıya oturdu, kadının baş ucuna doğru yaklaştı, sevdiği kadının saçlarını okşadı. Alnından öptü. Kardelen tepkisizce yatmaya devam etti. Doktorun verdiği ilaçları alması için dışarı çıkması gerekiyordu ama Kardelen’i böyle bırakmak da istemiyordu. İçinde korku besliyordu artık. Aşağıdaki komşularına Kardelen’in biraz rahatsız olduğunu ve kendisinin ilaçları almaya gitmesi gerektiğini söyledi, kadından Kardelen’e yarım saat bakmasını istedi. Kadın çocuğuna kahvaltı hazırladığını masayı kurunca hemen yukarı çıkabileceğini söyledi. Sarper’in biraz olsun yüreği ferahlamıştı ve ilaçları almak için vakit kaybetmeden dışarı çıktı. Kafası karma karışıktı. Düşünceleri son bulmuştu sanki. Bebeğini sonsuza kadar kaybederken canından çok sevdiği kadının da sonsuza kadar böyle kalabileceği düşüncesi yüreğini sıkıştırıyordu. Uzun yolda yürürken bir iki defa kalbi sıkışır gibi oldu, zorlandı yürürken. Yorgundu, uykusuzdu ve ne yapabileceği konusunda şaşkındı. 

İlaçları alıp eve yaklaştığı sırada, kapı önünde acı acı çalan siren ve ambulansın görüntüsü başından aşağı kaynar sular dökülmesine neden oldu. Bilinçsiz ve düşüncesizce eve doğru koşmaya başladı. Evin önünde sedyede yatan ve bilekleri sarılı olan Kardelen’i gördüğünde onu yalnız bıraktığı için kendini suçlu hissetti. Alttaki komşusu ne olduğunu anlamadığını, eve girdiğinde genç kadının mutfakta yerde yatıyor olduğunu fark ettiğini anlattı yarım yamalak. Ve hemen ambulansı aramış bileklerindeki kanı görünce. Kadın özür diler gibi ‘vallahi çocuğa sofrayı hazırlayıp hemen çıktım yukarı’ ama bir de ne göreyim… 

Hastane koridorunda uzun bekleyişin ardından, doktor hayati tehlikeyi atlattığını söyledi. Fakat hemen taburcu edilmeyeceğini, ağır bir sinir krizi geçirdiğini ve sinirlerinin yıpranmış olduğunu, onların yaraları kontrol altına alsalar da buradan ruh ve sinir hastalıkları bölümüne yatış işlemlerini yaptıklarını ekledi ve gitti. Sarper olduğu yerde dondu kaldı… 

Kardelen’in tedavisi beş ay sürdü. Ve Sarper de beş ay boyunca hep gelip gitti hastaneye. Kardelen artık eski sevgi dolu kadın değildi. Yıprandığını ve Sarper’i hiçbir zaman affetmediğini anlatıyordu bakışlarıyla. Bazen çaresizce Kardelen’e yardım etmeye çalışıyor bazen de Kardelen’in kendisini görmek istemediğini öğrenip hastane bahçesinde uzaktan bir kere olsun görmek için bekliyordu. Beş ay, tedavi ve ilaçlar genç kadının dış görüntüsünü düzeltse de ruhundaki yaraları asla düzeltmeye yetmemişti. Sarper de beş ay boyunca gelmekten bir gün olsun gocunmamıştı, yorulmamıştı. Beş ay sonra hastaneden çıkarken, hastane kapısında karşı karşıya geldiler. Değişen bir Kardelen değildi, Sarper de yaşlanmış, saçlarındaki beyazlar çoğalmıştı. Vicdan azabı gün gün eritmişti. Gözleri birbirine değdiğinde, yaşlar akmak için sabırsızlanıyordu sanki. Kardelen yine sessizdi. Bakışları da çok fazla düzelmemiş, değişmemişti. Sarper yanına gitti. Ellerini ellerinin içine aldı, okşadı soğuk tenini. Kardelen tepki vermedi. Kırgındı, yüreği dağlanmıştı. Ve beş ay da beş sene de beş yüzyıl da geçse yavrusunun acısı hiçbir şekilde dinmezdi. Sarper genç kadının gözlerindeki yaşları sildi. Kardelen, adamın elini yüzünde hissedince ürperdi geri çekilmeye çalıştı. Sarper sarıldı kadına. Suskun kalarak sadece sarıldı. Sonra kadının bitkin düşebileceğini aklına getirip yakınlarında olan bir banka doğru götürdü genç kadını. Oturmasına yardım etti, kendi de kadının dizlerine doğru çömeldi. Ellerini ellerine alıp yeniden sarıldı kadına. Kadının başını göğsüne yasladı. Eskiden sevdiği adamın göğsünde huzur bulurdu Kardelen. Ve en çok göğsünde uyumayı özlerdi ayrı olduklarında. Adam yine öyle hissetmesini sağlamaya çalıştı. Saçlarını okşadı sevdiği kadının. Bunu da çok severdi Kardelen. Saçlarını okşayıp tararken mutlu hissederdi kendini. Saçlarını okşarken, ‘her şey geçecek, her şeyi aşacağız, yıkılmayacağız’ dedi genç kadına. Kadın tepki vermeden, uzaklaştı adamdan. Ayağa kalktı ve hastane kapısına doğru yürümeye başladı. Sonra geri döndü. Adam çaresizce kadının yüzüne baktı. Adamın yanına geldi ve yanağına bir buse kondurdu. Cebinden çıkardığı şeyi adamın elinin içine bıraktı ve avucunu kapatmasına yardım etti. Adam avucundaki şeyi görmedi, o an için Kardelen’den başka bir şeyin de önemi yoktu. Kardelen’in yüzüne bakıyordu. Kadın kapıya doğru yürümeye başladı. Sarper kadının sarılacağını ve onu affedeceğini ummuştu oysa. Kadın hastane kapısından çıktığında Sarper avucundaki şeye bakmak için avucunu açtı ve Bir U harfli kolye ucu olduğunu gördü. Umut’un baş harfiydi avucundaki… 

 

SONUÇ – 3 

Kan ter içinde kalmıştı ve bebeğini sayıklıyordu. Gözlerini açamıyor durmadan ağlıyordu. Korkuyordu, gözlerini açınca bebeğini kaybettiği gerçeğiyle yüzleşeceği için korkuyor, debelenip duruyordu. Sarper de şaşırmıştı, ne olduğunu anlamaya çalışarak, genç kadını sakinleştirmeye çalışıyordu. Sarıldı Kardelen’e ve sakinleşmesi için saçlarını okşamaya başladı. ‘Geçti canım, ağlama tamam, geçti, bitti’ diye teskin etmeye çalışıyordu. Bu sözleri duyan Kardelen daha çok ağlıyor daha çok sayıklıyordu. ‘hayır, yapma, yapma, ne olur incitme bizi’ diye yalvarıyordu genç kadın. Daha fazla dayanamayan Sarper, hızlıca sarstı genç kadını. Gözlerini zoraki ve korkarak açan Kardelen, yatağında olduğunu görünce şaşırdı. Yatağındaydı ve sevdiği adamın kollarındaydı. Bir süre olayı idrak etmeye çalıştı. Hala gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Bebeğini kaybetmişti ama nasıl oluyor da yatağındaydı. Yoksa bir düş müydü bu? Sarper yine sarıldı ve alnından öptü. ‘Aşkım üzülme, her şey geride kaldı, her şey çok güzel artık’ diyordu sarılırken. Elini karnına götürmeye korkarak o da sarıldı sıkıca sevdiği adama. Baştan sona kadar ağlayarak anlattı Sarper’e. ‘Biz oradaydık, doktorun muayenehanesinde, beni beyaz odaya alıyorlardı, ve doktor bana dokunuyordu’ bunu söylerken daha sıkı sarılıyordu Sarper’e. Utanıyor ve ağlıyordu. ‘Sonra bir iki ilaç koyuyorlar ve saatler boyu ben kıvranıyordum ve sen de beni, bizi kurtarmıyordun, sen bizi istemiyordun’ diyerek ağlıyordu. Sarper, ‘ağlama bebeğim ben hep yanındayım’ deyince orda da yanımdaydın ama bizi korumadın beni bebeğimden ayırdın deyince Sarper güldü. ‘Deli kızım benim, seni çok seviyorum’ dedikten sonra ‘kötü bir kâbus görmüşsün hadi yat bakalım yatağa, dinlen biraz’ dedi. Kardelen Sarper’in kollarından ayrılmak istemedi. Ama çaresiz yattı yatağa. İyice sokuldu sevdiği adama. Sarper koluna aldı genç kadını. Ve diğer eliyle de kadının karnına dokunarak ‘bak görüyor musun oğlum anneni, hem kötü kâbus görüyor hem de babanı suçluyor’ diyerek gülümsedi. Umut doğsun bak sana neler yapacağız biz oğlumla diyerek öptü Kardelen’i. Gün aydınlanmaya başlamıştı ve gün içinde bebeğin sağlık kontrolü için doktora gideceklerdi. Umut bebeğin tekmeleri iyice hissediliyordu artık. Beşinci ay bir hafta sonra bitiyordu. Zaman geçiyordu ama bebeği öğrendikten sonraki haftalarda Sarper’in bebeği istememesi ve iki hafta hep aldıralım diye sayıklaması, sonra doktor bulması, doktorun kapısına gidip sonra yaşayacağı azabı düşünerek vazgeçelim, bu bebek doğmalı ve bize gülmeli demesi hala genç kadının hafızasından silinmiyordu. Hala o korkuları arada yaşıyordu. O üç hafta neler yaşadığını, nasıl savaştığını hatırladıkça gözlerindeki yaşları susturamıyordu. Ama o zamanlar çoktan geçip gitmişti. Şimdi bebeğini hissediyordu, bebeğinin tekmeleri arada çığlık attırsa da şükrediyordu bebeğinin verdiği sancıları çektiğine. Bebeğiyle birlikte mutlu olacaklardı. Bebeği hala karnındaydı ve artık alınması da söz konusu değildi. Bebeğini ve Sarper’in sevgisini hissediyordu sadece. Ve hep de hissedecekti. Sarper’le mutlu olacaklar, bebekleri de mutlu bir yuvada merhaba diyecekti hayata. Bunları düşünerek gözlerini kapamaya çalıştı. Hep bebeğine dokunuyordu. Bebeğinin sağlıklı, huzurlu, ve doğacak olduğunu düşündükçe binlerce kez şükrediyordu. Ve Allah’a Sarper’e sahiplenme duygusunu verdiği için dua ediyordu. Artık ağlamak yoktu, artık üzülmek yoktu. Gözleri hayata gülecekti, bebeğiyle birlikte her şeye gülecekti… Ve sonsuza kadar Sarper’i tüm kalbiyle, tüm benliğiyle sevecekti… 

k.k 14.07.11 18:13 Prş 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 544
Kayıt tarihi
: 21.04.07
 
 

1980 doğumluyum. Kamu Yön. Bölümünde okumaktayım.. Kelimelerle oynamak en büyük zevkimdir. Kelimele..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster