- Kategori
- Eğitim
Kardeşini seç; çünkü onun seçme şansı yok...

Çocuklarımızın üstüne titreriz, en güzel şeyler onların olsun isteriz; çünkü haklarıdır onların her şey. . . Kırk beşinci barbie bebeğinden sonra kırk altıncısını –ama bu pembe saçlı-alırken tereddüt etmeyiz. Havuzdan çıkınca üşümesin isteriz, özel okullara gitsin en iyi eğitimi alsın. Yemeğini yemezse içimiz bir türlü rahat etmez. Sevdiği yemekleri pişirmeye programlarız kendimizi. İlkokula başlarken en iyi önlük, en işlemeli yaka, en parlak ayakkabılar ve en çiçekli tokalar onun olsun isteriz. En süslü defteri, en renkli kalemi alırız. İçimiz titrer, 'Ah bir okusa. . . ' diye.
'Diğerlerinin' çocuk olmaya hakkı yoktur, şımarmayı bırakın bir şey istemeye. . . Kışın servis aracı yerine birkaç kamyon lastiğinden yapılma 'sal' ile geçerler karşı kıyıya, o hep uzaktaki okullarına yürürler. Paltosuz, belki de ayakkabısız.
'Kardeşini Seç' kampanyasından geçen sene Ekim ayında bana gelen bir e-posta yoluyla haberdar oldum. Önce hesap numarasına para yatırılan sonra da üç-beş kuruş yardım yapmanın rahatlattığı vicdanlarımızla konu hakkında düşünmeye son verdiğimiz klasik bir yöntem sandım. Sonra merak baskın çıktı. İnternet adresine girip her satırını okudum ve yüreğim hızlı hızlı çarpmaya başladı.
Para göndermek yasaktı bu sistemde. 'Asla para göndermeyin' diye kocaman harflerle yazmışlardı. Gönüllülerin titiz araştırmalarıyla herbiri sisteme girilmiş, yoksul, imkansızlıklar içindeki çocuklardan kendinize bir kardeş seçiyorsunuz. Mümkünse memleketimizin kalkınamamış bölgelerinden, belki de genç bir kız ya da küçük bir oğlan, size kalmış. . .
Önce bir mektup yazıp 'abla- abi' kavramını anlatıyor, onu tanıyorsunuz. Benim gibi işini sağlama almak isteyenler, önce öğretmenini veya okul müdürünü arayıp kardeşinin bilgilerinde bir yanlışlık olup olmadığını, kardeşinize mektup yazmanızda bir sakınca olup olmadığını öğrenebilirler. Böylece sizden önce öğretmeni uygun bir dille 'tanıtabilir' sizi. Sonra her mektubunuzla beraber hediyelerinizi gönderiyorsunuz. Amacınızın o okuduğu sürece ona maddi ve manevi destek olmak olduğunu hep hatırlatıyorsunuz.
Maddi yardım kadar manevi desteğinizin onlar üzerindeki katkısını görüyor, minicik yüreklerindeki sevgiyi hissediyorsunuz. 'Ablacığım…' diyor. Yazdıklarınızla, onu kitap okumaya, ders çalışmaya yöneltmekle belki de en büyük yardımı yapıyorsunuz. Küçücük yardımların ne kadar büyük gelişmelere yol açtığını görünce inanamıyorsunuz.
On altısına gelmeden evlendirecekler belki, siz olmasanız… Yoksullar ordusuna sayısız çocuklar doğuracak. Çetelere yokluklar içindeki aileleri tarafından 250 liraya kiralanmadan, belki de birer kapkaççıya, tinerciye dönüşmeden çocuklarımızı kurtarabilsek. . . Bir şeyler yapmalı, olduktan sonra değil olmadan önlem almalı. Belki abartıyordum kendimce; belki de hiç abartmıyordum. Kendimize uzak olayları yok saymaya 'az' görmeye alışmıştık ne de olsa.
İşte o Ekim ayında, internet sitesini incelerken bir şey yapmalı diye düşündüm. Belki bir çocuğun hayatında ufacık bir ışık olabilme düşüncesi içimi kıpır kıpır etti. Benim kardeşim her mektubunda şiir yazıyor bana Diyarbakır'dan, iki odada yedi kişi yaşıyorlar. Öğretmen olmak istiyor.
Küçük bir masal anlatacağım şimdi size : Çok sabırlı, akıllı mı akıllı bir kız varmış. Özel okulda burslu okurmuş. Ceyda, Merve'ye onu işaret ederek 'Baksana çorabı da yırtık. ' demiş tiksintiyle. Fısıldamamış, demiş. Herkes duymuş, sabırlı kız kıpkırmızı olmuş. Bir gün çook şımarık bir oğlan, almış akıllı kızın kurşun kalemini ortadan ikiye bölmüş. Çok komikmiş bu, gülerek kıza bakıyormuş. Sabırlı kızın sabır taşı o an çatlamış, okkalı bir tokat patlatmış oğlana. Şımarık oğlanın sırıtışı ağzında donakalmış. Çok sonradan söyledi bana: 'Tek kalemimdi, babam başka alamazdı. ' diye… Yanı başımızdan bir masal…
Kardeşinizi Seçin; çünkü onun seçme şansı yok. Bir mektubunuz, göndereceğiniz bir kalem onun için her şey demek olabilir…