​ Karikatür sorunundan hareketle, ifade özgürlüğü sorunsalına.. / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '10

 
Kategori
Güncel
 

Karikatür sorunundan hareketle, ifade özgürlüğü sorunsalına..

Karikatür sorunundan hareketle, ifade özgürlüğü sorunsalına..
 

Szumowski Grzegorz - Poland


İsveç'in bazı gazetelerinde Lars Vilks isimli bir kişinin çizdiği Muhammet peygamberin karikatürleri yeniden yayımlanmış. Bu nedenle, basında, müslümanlığa yönelik bir saldırının yapıldığı yazılıp çiziliyor. Bu konuda bir bakış açısı oluşturmak için düşünelim.

Sözkonusu karikatürlerde, Muhammet'in başı, bir köpek bedeni gibi gösteriliyor.

Olayın ayrıntısına girmeden, yani onu yumuşatmadan da aslında kafadan, düşünce özgürlüğü, yani ifade özgürlüğü, daha özelinde ise, sanat ve de sanatçının özgürlüğü nereye kadardır diye sorulabilir.

Bunun şablon cevabı, hakaret içermediği noktaya kadar. Ama soru aslında bitmez, peki neyin hakaret olup olmadığını nerden bileceğiz.. Hakaretin limiti budur dediğimizde acaba, yanlış bir koyutlama yapıyor olamaz mıyız? Böyleyse, sanatın ya da sanatçının, son kertede, insanoğlunun hayrına olan, düşünce ve anlatma özgürlüğünü nasıl koruyacağız?

Bu yüzden şablon cevap yeterli değildir. Mesela kişisel özgürlükler için de şöyle bir şablon vardır.. benim özgürlüğüm, diğerinin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Tamam canım, bu iyi güzel estetik bir söz de, bu yeri kime neye göre bileceğiz belirleyeceğiz? Bu belli değilse, cafcaflı, ama içi boştur.

Sanat, toplum yaşantısı için çok önemlidir.. Mesela düşünce sistemleri de öyledir, felsefe olsun, bilim olsun.. öyle. Ama bunların hep bir kötü tarafı vardır. Bunlar sistem üretir.. öğreti üretir, izm üretir, ve üretmesi de gerekir, ama bu bir totaliterlik yaratır. Bakın bilim tarihine, onunla at başı giden düşünme tarihine, bugün açısından bakıldığında ne yanlışlar vardır.

Kaldı ki, toplumsal kurumlar olarak dinler, ahlaklar, gelenek, siyaset hepten insanın kafasını koparan sistemlerdir. Çünkü, bireyi, toplum içinde onun belli kural ve nizamı içinde hapseder, onu orada boğar.

Birey, bu boğuluş içinde kendini mutlu sanabilir.. bunun nedeni, o boğuluş teorisinin, kendisinde içselleştirilmiş olmasıdır. Bu nedenle, akıl yürütmesi tutarlılık taşır. Ters bir durum, anomali yoktur, o halde teori doğrudur, oysa olguyu teoriye uyduran, olguyu kendi bakış açısıyla anlamlandıran teorinin kendisidir.

İşte bu bireyi zapturapt altına alan tüm sistemlere karşı en güçlü savaşçılardan biri sanattır.

Sanat, her ne kadar, bu zapturaptı sağlayan toplumsal koşullardan etkilenerek, belli türden sanat yapma anlayışlana sahip olsa ve bunlar sanat tarihi diye anlatılagelse bile, sanat, özünde bireysel bir çakma edimidir. Yani, düşünsel yapılarda olduğu gibi, düşüne taşına bir akıl yürütme zinciri içinde bir noktaya gelmez. Bir tür, düşünselliği de aşan, bir içe doğma taşır. Sonuçta bir düşünsel bildirimi vardır.. ama bu öğretisel değildir, bireysel özgürlüğü taşır.

Sanatçının sanat yapma özgürlüğü, bir tür düşünme özgürlüğüdür.. sanat, her türlü estetize edilmiş, bildirimi ya da seyirsel estetik değeri, kendine konu alabilmelidir, sonuna kadar.

Çünkü bunu yapmadığınız zaman insanı ve insanoğlunu baskı altına almış olursunuz. Onun ilerleyişini değişimini ya da gelişimini durdurursunuz.

Tabi, buna cevap olarak, durdurmak da bir değişme, gelişme denebilir. Ya da toplumu baskı altına almak da, topluma bir açılım denebilir. Bunlar gayet savunulabilir şeyler aslında. Örneğin faşizmin teorik temelinde bu yatar.. o entellektüel bir düşünüş olarak, bireyselliğin yararlı sonuçlar getirmediğini, buna karşılık, kollektif bir hal alınırsa, bu da bir otoriteyle sağlanırsa, toplum için çok daha yararlı sonuçlar doğabileceğini savunur.

Teorik olarak olmasa da, biz deneysel olarak, insanların baskı altına alınmasının ya da ifade özgürlüklerinin kısıtlanmasının insanları mutsuz kıldığını tarihsel deneyimlerle görüyoruz. Bu düşünceyi temellendirmek için, herhalde bu deneyimsellik ve insanların mutluluğu savları ileri sürülebilir.

İnsanları baskı altına almak yanlış diyerek, bir savı temellendirmek güçsüz olurdu. Çünkü o şeye baskı diyen sensin, onun baskı olduğunu nerden biliyorsun?

Velhasıl, düşünce özgürlüğünü, kanıtlanmış ya da çok güçlü bir sav olarak aldığımızda, sanat da, bu kapsama girdiği için.. onu hakaret limitiyle sınırlamaksızın, her türlü performansını tanımak ve zemin yaratmak gerekir.

Burada hemen, tamam sanatın böyle önemli bir misyonu var, ama sanat ile sanatçıyı ayırmak gerekir denebilir.

Tıpkı, nasıl ki, hukuk evrenseldir, ama bu bir hukukçunun her yaptığını evrensel kılmazsa.

Bu doğru gibi görünüyor. Örneğin sanata verilen bu hakkı, birisi suistimal etmek isteyebilir, madem sanatsal her türlü etkinlik serbest, ben de onu kullanarak.. anti olduğum her şeye giydiririm.

Giydir kardeşim. Sanat bu işte. Antiliğinde bilmediğimiz bir gerçek vardır, onu ortaya çıkarırsın belki.

Peki sanatsal değer diye bir şey yok mu? Her önüne gelenin yaptığı şey sanat eseri midir o zaman?

Bir şeyi, sanat ürünü kılan şey şudur diye bir kriterimiz olmayacak mı?

Örneğin ünlü bir ressam, bir pisuarın üzerine imzasını atıp, sergiye koyabilmiştir. Bunun gibi çeşitli uç işler vardır.

Şimdi bunu bir sanatsal ürün diye mi göreceğiz. Cevap evet gibi görünüyor. Ama, bunu yapan, ünlü bir ressam değil de, bir tesisatçı olsaydı, yine aynı şeyi mi düşünecektik?

Doğrusu evet.. yeter ki, o sanatsal ürünlein sergilendiği bir mekanda, sanatsal bir etkinlik olarak ortaya konulmuş olsun. O halde, bir şeyi, sanatsal bir ürün olarak anlamak için, onun sanatsal bir ürün olduğunu o niyetle yapıldığını temsil edecek unsurlara sahip olması lazım.. eserin, kendinde şey olarak, işlevselliğinden arındılmış olması da gerekir. Garip ve saçma görünebilir, ama pop art denilen sanat anlayışında bolca görüleceği gibi ya da performans sanatlarında, klasik sanat anlayışının ürünlerinin çok uzağında ürünler görülebilir. Bunların hepsi de sanatsaldır. Çünkü, sanatsalın özü gereği sanatsaldır. Sanat sınırsızdır, sınırsızsa sanattır, öyleyse sanattır ve başka şey değildir, başka şeyden ayrımını öyle anlamak gerekir, bu sınırsızlık ki, bu sanatsallık ki, insana yeni bir bakış açısı sunabilisin. Yoksa, bu eskilere benzemiyor, bu ne biçim sanat ürünü demek, sanatın ne demek olduğundan bihaber olmak demektir.

Gündemdeki karikatürler ile ilgili olarak ise, şöyle bir gözatınca, bu hakaret içerdiği iddia edilen karikatürleri çizen kişinin boş biri olmadığı görülüyor, adam hem sanatçı, hem de akademisyen, karikatüre gelince, karikatür bozuntusu demek yeridir.. çünkü çok acemice, bir ustalık izi olmadan çiziktirilmiştir.. ama bu yine onu sanat ürünü olmak hakkından mahrum etmez.. bir diğer nokta ise.. peygamberin köpek olarak çizilmesinin gerisinde başka bir öykü vardır.. o da başka bir sanatçının bir kavşağa yaptığı köpek heykelinin yıkılması sonucu, halkın ev yapımı köpek heykellerini kavşaklara dikmesi ile başlamış bir çılgınlıktır.. yani halk, ev yapımı heykellerle, bu vandalizme karşı gelmiştir.. peygamberi köpek olarak çizen karikatürüst bu imgeyi kullanmıştır.. bunu neden kullandı bilmiyorum.. bir diğer nokta ise.. bu kişi, köpekleri konu olan bir sergiye katılmak üzere bu karikatürleri zamanında çizmiş.. yani doğrudan peygamberi köpek diye çizmeyi düşünmemiş görünüyor.. bir diğer bilgi ise, bu kişinin, İsa'yı da domuz olarak çizdiğidir.. yani hıristiyan bir anti müslim değildir. bu karikatürlerin yayınlanmasını da gazeteler, düşünce özgürlüğüne destek için yapmakta olduklarını söylüyorlar.. Bunlar olayın ayrıntıları ve olayı şekillendiren şeyler, ancak her ne olursa olsun, sanatçının bunu bir kışkırtma olarak yaptığının belli olduğudur, sanatçı bunu kabul de eder, ama buradaki kışkırtmanın, sanatsal ve bu nedenle meşru bir içerik taşıdığıdır.

Sanatın bu hakkı vardır.. ama sanat sonuçta estetik bir değer ortaya koyar, düşünsel bir bildirimi olsa da.. ve biz izleyici olarak, estetik duyusallık açısından uyarılırız, yani güzel buluruz ya da bulmayız, bu yoldan geçen bir düşünsel iletişime geçeriz.

Sanatın her türlü şekilde sanatsal ürün koyma hakkını ona tanımak, ama bir ürünü beğenmemek bağdaşıktır.

Bunu yaptığımız ölçüde, aslında zaten, bu tür estetik değeri düşük eserler etki bırakmayacak ve gündeme gelmeyecektir. Ama buna biz kendimiz karar veremeyiz, bunu yaparsak, sanatı ortadan kaldırmış oluruz, eş deyişle, insanın insanlığını, özgürlüğünü. Ama yine, yukarda, benim özgürlüğüm başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter mottosuna dönersek, bu karikatürlere karşı eleştirimizi yöneltmek de bizim ifade özgürlüğümüzdür diyebiliriz ve böylece o sanatçının sanatsal edimini sınırlamaksızın, onun özgürlüğünü korumuş ve kendi özgürlüğümüzü sınırlamış oluruz.

 
Toplam blog
: 467
: 1012
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..