- Kategori
- Mizah
Karışmayın ben keserim!

Sıkılıyorum, bunalıyorum, dayanamıyorum ama yapacak bir şey yok. Öğrencinin kaderidir bu gibi dersler. Blok ders denen kavramı kim keşfettiyse şuan gözlerini çıkartana kadar öpmek istiyorum. Üç saatte ne anlatılır Allah aşkına? Böl şunu ikiye , ne acelemiz var? Öğrencinin sabrı mı denenmekte? Eğer öyleyse sonuç hocalar için pek parlak olmaz. Etrafima bakiniyorum ve blok derslerin alışık olduğum manzarasıyla karşılaşıyorum: kimisi chat yapıyor, kimisi uyuyor, öndeki iki kişi hocayı dinler gibi yapıp dalıp dalıp gidiyor ve benim gibiler ne gerek var bu kadar kasmaya gibisinden bakıyor. Özellikle üç saat boyunca hiç durmadan konuşan ve kimseye söz hakkı vermeyen Anglo-Saxon bir eğitmenşe karşı karşıyaysanız blok ders işkenceye döner.
Bana da öyle oldu. Bunaldım, bunaldım, bunaldım ve kendimi dışarıda buldum. Maçın bitimine on dakika kala stadı terk eden mağlup takımın taraftarı gibi sınıfı terk ediyorum. Saat akşam sekiz , dışarıda delicesine yağan bir yağmur , hafta içi ve yeni dersten çıkmışım...Arıyorum arkadaşları ve “kafedeyiz” cevabını aldıktan sonra atıyorum kendimi yollara. On dakika sonra şehir içinde küçük bir İtalyan kafesindeyim. Daha doğrusu İtalyan rüzgarını Amerikan kıtasında estirmeye çalışan Starbucks Cafe. Biz de emperyalizmden payını alan gençlik olarak yerimizi almışız , gerçi yurtdışında bir Türk kafesi bulma şansımız olmadığı için el mahkum. Giriyorum içeri , arka fonda Ray Charles, herkesin önünde sıcak birer latte , yağan yağmuru izliyorlar. İçerde benim gibi dersi kıran , bugünü kendine resmi tatil ilan eden ve hatta bugün hiç dersi olmayan misafir öğrenci arkadaşlarımı görüyorum ve aynen yanlarına “çöküyorum”. Fark ediyorum ki arkadaşlar anti - Avrupai bir konu üzerinde yoğunlaşmışlar: kurban kesme.
Efendim , arkadaşlardan biri kurban bayramında yediği kavurmadan başlamış anlatmaya , el birliğiyle konunun ucu kurban kesme olayına gelmiş. Tabi olay buraya gelene kadar arada koyun derisini şişirme ve hatta ondan top veya davul yapma gibi insanlık dışı espriler çıkıyor. Sonunda bugün dersi olmayan sevgili arkadaşım “ben kurban kestim” gibi direkt olarak konu üzerinde yoğunlaşan , öznesiyle yüklemiyle bomba gibi bir cümle kuruyor. Aradaki bir dakika sessizlikte zaten cümle istenen etkiyi gösteriyor ve booom! Ardından gelsin sorular. Nasıl kestin? Bu ne cesaret? Yaşın kaçtı? Merakımızın sebebi şu: ola ki kurban yanlış kesilirse hayvan acı çeker. Hem ona yazık hem de hatalı kesen arkadaş o kadar ağır küfürü kaldıramaz , oradakileri de eli deymişken doğrar. Neyse ki fazla uzatmadan başlıyor anlatmaya sevgili misafir öğrenci arkadaşım...
“Abi dedem elime bıçağı tutuşturdu. Bütün aile kurbanın başında dikilmişiz. Koyunun ayakları bağlı , gözüme bakıyor kesme diye. Aslında o sırada acıma duygumu kaybettim çünkü dini duygularım ağır bastı. Dedem de arkada ilahi söylemeye başlayınca salavat getirip kestim kurbanı”
Ardından bir alkış , bir övgü ve işte gecenin kahramanı. Tabi herkesin aklında aynı soru “acaba şimdi arka fonda bir ilahi çalsa ve sevgili silah arkadaşımın elinde aynı bıçak olsa ne olurdu?” Neyse ki bugün dedesi yok yanımızda. Sonumuz hiç iyi olmazdı...