Kaybolan dostluklara / Dostluk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '10

 
Kategori
Dostluk
 

Kaybolan dostluklara

Bir resim alıp götürür mü sizi uzaklara? Eskiye, yıllar öncesine. Hayatın belki toz pembe yıllarına, düşüncesiz tasasız, hani her şeyi yapabildiğiniz deli dolu yıllara. Sevgi dolu, sıcacık, kimseden korkmadan gözyaşlarınızı, sevinçlerinizi paylaştığınız yıllara.

Her şeyin gerçek olduğu, sevgilerin henüz kolayca buruşturulup atılmadığı yıllara gittim ben bugün. Sanki çok yeni daha, üzerinden zaman akmamış gibi. Öylesine duru ve yakın ki. Sevgiyi paylaştığımız, mutluluğu, kahkahayı hiç düşünmeden attığımız o güzel zamanlar. Hayatın en güzel yanı olan arkadaşlık ve dostluk. Bugün kolay bulunamayan ve kaybettikten sonra geriye dönüşü olmayan arkadaşlıklar. Değerini bilmek gerekiyor. Emek vererek, besleyerek ve sakınarak. Tüm çiğ duygulardan, hazmedilmeyecek hatalardan korumak gerekiyor onu. En sıkıntılı zamanlarda bir dost değimlidir bizi sıkıntılarımızdan uzaklaştıran, haksızda olsak o an bizden yana olan. Tüm koşturmacaların içinde geçirdiğimiz en sakin zamanlar onlarla paylaştığımız anlar değil midir? İçten, gülen gözleri rahatlatır bizi. Her şey başkadır artık. Evin, işin tüm telaşında alınan kısacık moladır paylaştığımız. Rahatlatıcı, huzurlu bir o kadar da keyifli. 80’li yılların sonu. Hayatımın belki en güzel dönemlerinden bir bölümü. Okul yıllarım, okul arkadaşlarım. Temelini o zaman da kurduğum ve hala yıkılmayan, ayakta kalmayı başarabilmiş arkadaşlıklarım. Bambaşka denizlere rüzgar açsak da zaman içinde buluşma noktası limanlarımız oldu. Soluklandığımız, hayata tutunup yola devam etmek için güç aldığımız zamanlar. Fedakarlıklar oldu bazen, zamandan yada ailemizden çaldığımız anlar da bulduk birbirimizi. Uzakta olduğunu bilsek de, telefon tuşları kadar yakınız aslında birbirimize. Acı günleri paylaşarak, mutlulukları yaşayarak büyüttük arkadaşlığı. Kök saldı derinlere üzeri hep yemyeşil olmasada budandı zaman zaman yeniden yeşersin, daha çok gürleşsin diye.

Sahip olduklarım benim için çok değerli. Her zaman tazelenemesede biliyorum ki kaldığı yerden devam edecek sonraki buluşmada. Gözlerimiz yaşarırcasına güleceğiz paylaştığımız sandviçleri yerken ki halimize. Acıkıp aldığımız, sadece bir ısırıktan sonra herkesin tattığı damağımızdaki tadı hala duran sosisli sandviçleri hep anacağız belki de.

Peki ya kaybedilenler. En çok onlar acıtıyor kalbimi. En güzel, en zor zamanları birlikte aşıp, doyasıya paylaştığımız eski dostlar. Onlar neredeler şimdi. Neden, niçin bitti. Paylaşılamayan miraslar mıydı, aynı sevgiliye de aşık olmamıştık. Sebep böyle büyük değil di yolları ayırmak için. Oysa ne çok şeyi yaşamıştık. Heyecanlarımızı, platonik aşklarımızı, hüzünlerimizi paylaşmıştık. Hayaller kurmuştuk sabahın ilk ışıklarına kadar oturduğumuz gecelerde. Gün gelecek; evlenecek, nikah şahitlerimiz olacaktık birbirimizin, çocuklarımız arkadaş olacaktı. Hiç bırakmayacaktık birbirimizi, yaşlansak da hep yakın olacaktık. En içten, en yalın halimizi bilirdik. Akıttığımız gözyaşlarımızı silerdik sırayla. Bazen o siyah dizüstü eteği paylaşamazdık. Bugün ben giysem diye. Kıyafetlerimizi değiş tokuş yapmak üzere birlikte alışveriş yapardık. En aç olduğumuz zamanlarda en büyük keyfimizdi makarna pişirip yemek. Yanına katık aramazdık. En büyük katık sevgimiz , dostluğumuzdu. Yer yatağında beraber uyurduk. Sabahın ilk ışıklarına kadar süren koyu sohbetlerden sonra. Oysa şimdi yokuz birbirimizin hayatında. Birbirimizden çok uzaklarda. Nerede, ne yapar. Mutlu mu. Arıyor mu dur acaba o da beni. Hani ayrılmayacak, yemek tariflerini paylaşacaktık. Sofralar kurup birbirimizi kendi evlerimizde ağırlayacaktık. Bir hiç uğruna, küçücük bahanelerle bitti. Sebepsiz, anlamsız. Yanlış anlamalar, kırgınlıkları uzatmalar. Keşke ulaşabilsem sana. Uzaklarda olsan da paylaşsak mutluluklarımızı, oynasa çocuklarımız birlikte.

Değerini anlasak da çok geç artık. O günler de bitmeliydi üzeri örtülmemeli, konuşulmalıydı. Anlatsaydık kırgınlıklarımızı çözebilirdik. Üzerine gitseydik uzamazdı. Tutup kolumuzdan napıyorsun bir bak arkana diyemedik. Yaşananları yok sayıp arkamıza dönmeden yürüdük, gittik. Şimdi çok geç. Kaybolmuşluklar arasından çekip çıkarmak. Sahip olmalı dostluklara, arkadaşlıklara. Değerini yaşarken bilmeli. Unutsak da bazen kıymetini, hatırladığımızda telafi etmeli geçen zamanı. Bir gün belki dostlarımız olacak sadece yanımızda. Çocuklarımız yeni hayat kurarken dönüp bakamayacak arkasına, yaşamın telaşı saracak her yanlarını. Sadece geçmişi paylaşacak birkaç dostumuz olacak yanımızda. Arayın arkadaşlarınızı bir küçük molada. Özledim seni, diyerek bir bahane yaratın bir fincan kahveyle. Tadı damağınızda kalan sohbetler olsun yanında. Gülerek bakın geçen günlere, geleceğe. Bir damla fedakarlık ekleyin, sonsuz telaşlara, bitmeyen bahanelere….
 
Toplam blog
: 13
: 913
Kayıt tarihi
: 04.02.10
 
 

İstanbul doğumluyum.Bir kızım var 4 yaşında. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Yazdıklarımı paylaşma..