Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '17

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
186
 

Kayıp Bir İstanbul Hikayesi

Kayıp Bir İstanbul Hikayesi
 

Annem ve Babam.


(OTOBİYOGRAFİ)

1- YIKIM ÖNCESİ...

Erkeğin anne ve babası, kim bilir hangi tarihte ve hangi gerekçelerle olacak, atalarının yüzyıllarca yaşadığı topraklardan sökülerek, İstanbul a sürükleniyorlar. Vatanları Bitola'da (Manastır) belki üç beş karış topraklarını, birkaç kırık dökük eşyalarını, anılarını ve belki hayallerini de bırakarak. Rüzgar onları Samatya Esekapı'da, ahşap bir eski Istanbul evine atıyor. Etrafta yıkık dökük evler... Bostanlar... Sanki Siyah beyaz bir eski Istanbul fotoğrafı... Erkek bu evde 1930 da dünyaya geliyor...
Kadının atayurdu, İşkodra'nın kim bilir hangi kayıp bir dağ köyü.. Osmanlı yıkılırken çıkan sayısız fırtınalardan biri, büyük anne ve babasını Gemlik'in Narlı köyüne atıyor. Bu göçte, Kadının annesi, halen küçücük bir kız çocuğu. Narlı köyünde okuyamadan ve doğru dürüst büyüyemeden, 13 yaşında komşu köy Karacaali'ye gelin gidiyor. Kocası da kendi gibi belki kendinden bir iki yaş büyük, ezik bir Anadolu çocuğu. Devir çok zorlu. Fakirlik, yokluk dayanılmaz boyutta. Yaşadıkları şartlar ve kaynana evindeki zulüm dayanılacak gibi değil. Yetmezmiş gibi git gide artan Yunan istilasının yaklaştığı haberleri, kadının annesini harekete geçiriyor. Neredeyse çocuk yaşında büyük bir sorumluluk alıyor ve beceriksiz kocasını da kaptığı gibi, bir bilinmeze yola çıkıyorlar. Beş parasız, hiç eşyasız. Hiç bir şeysiz. Sadece umutlarıyla... Hiç bir ulaşım aracının olmadığı sefil yolculuk belki günler, belki haftalar sürüyor. Yeni hayat, Samatya Esekapı da yıkık dökük, küçücük bir evde büyük zorluklarla başlıyor. Tam da erkeğin evinin karşısındaki bir evde... Evlerinin arasında, halen de büyük ölçüde aynen duran daracık, arnavut kaldırımlı bir sokak var. Kadın bu evde dünyaya geliyor. 1933 te...

Erkek ve Kadın ilk çocukluklarını bu şirin, daracık Osmanlı sokağında, birlikte paylaşıyorlar. Belki Erkek, hayta arkadaşları ile itiş kakış boğuşarak, Kadın da, iri arnavut kaldırımı taşlar üzerinde seksek oynayarak. Ama sahne ve dekor aynı. Esekapı sokağı ve iki karşılıklı salaş Osmanlı evi...

Çocukluk ve ilk gençlik yılları, belki onlar çok hissetmese de, epey zorlu geçiyor aileler için. İkinci dünya harbi. Fakirlik... Yokluk... Ekmek karneleri... Bir zeytin tanesinin, dişle ikiye bölünerek, bolca ekmeğe katık edildiği yıllar. Bu arada aşina yüzlerin, gittikçe birbirlerini daha çok fark etmesi, ve devamında, artık yaklaşmakta olan ergenlik öncesi, küçük farkındalıklar. Erkeğin askeri okulu kazanarak yatılı okumaya başlaması, yeni bir dönemin habercisi. Kadın için artık pencere arkalarında, erkeğin izine gelmesini beklemek ve gözlemek dönemi başlıyor. Aslında erkek izine gelince de farklı bir olgu söz konusu değil. Bu sefer karşılıklı pencere arkasından, perde gerisinden bakışma olarak özetlenebilecek muhteşem bir flört dönemi ...

Sonunda kadının enstitü eğitimi, erkeğin yatılı okul eğitimi bitiyor. Erkeğin, Göz rengi ile de uyumlu hava subayı üniforması ile evine her gelmesi, perde gerisindeki kadında muazzam duygusal patlamalara yol açıyor. Fakat söylemek bir yana belli etmek bile büyük bir suç. Erkek te belki aynı duyguları fazlası ile yaşıyor. Pencere arkası gözetlemeleri, perde arkası bakışmaları, belki uzaktan atılan kaçamak öpücükler, gülücükler. Tek bir temas olmadan, tek bir söz söylenemeden.

Sonunda, mutlu son. Günün birinde kadının ev kapısı çalınıyor. Belli ki aileler önceden haberli. Kadının yerinden çıkacakmış gibi çarpan kalbine söz geçirebilmesi artık mümkün değil. Kısa zamanda evleniyorlar. 1953 te. Genç yakışıklı hava pilot teğmen Orhan Karasu, yeni tayin olduğu Balıkesir'e, annesini ve genç ve güzel karısını da alarak gidiyor. Birbirlerine deli gibi aşıklar. O zaman lojman falan yok, yeni yapılmış bir kira evine yerleşiyorlar. Erkeğin annesine duyduğu yüksek saygı, kadının da kaynanasının varlığına duyduğu derin kaygı ve kıskançlık duyguları arasında, birbirlerine olan sevgilerini içlerinden geldiği gibi yaşayamayan genç aşıkların bir yıl sonra ,1954 1 aralıkta bir erkek çocukları dünyaya geliyor. Aslında biraz da isteksiz. Zorlukla... Doktorları da, annesini de ugraştırarak. Bu arada da bayağı bir hırpalanarak.... Sanki biraz tembel mi ne??

Adil Atilla Karasu 2017

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 7402
Kayıt tarihi
: 29.01.08
 
 

Emekli Subayım.. Yıllarca memleketin çeşitli yerlerinde gezmek, belki de gezgin yapım nedeni ile ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster