- Kategori
- İlişkiler
Kazanova... Aşk... Yaşam...

Kadınları baştan çıkaran, cinsel performansı yüksek, erotik oyunların ustası olan erkekleri tarif etmek için kullanılan bir terimdir "kazanova"... Pek de bir havalıdır bu lakap... Sanki bir hoşluk katar yapılanlara.
Giacomo Casanova ile ilgili bir yazı okumuş... Ve çok da şaşırmıştım... Aşk-yemek ve kadın ayrılmaz bir bütünmüş yaşamında.
Her güzel yemekte, aşk arzusu ile yanarken... Ateşli saatlerin sonu... İstiridye, kabuklu deniz hayvanları, şampanya ve sıcak çikolata gibi afrodizyak etkisi yüksek olduğu söylenen yiyecek ve içeceklerden oluşan "küçük bir aperatifle" noktalanırmış. Bunlar onun hakkında hemen herkes tarafından bilinenler.
Az bilinen... Ve çok ilginç bir yönü daha vardır bu tutku adamının... Sevdiği kadının saçının bir buklesini kesip, hediye etmesini istemesi ve bunu saklamak yerine... Toz haline getirdiği o saç buklesini bir kurabiye hamuruna katarak yemesi.
Bu şekilde bütünleştiğine inanır sevdiğiyle.
Belki bir saç buklesini toz haline getirmek ve onu bir kurabiye hamuruna katarak yemek... Bu şekilde ebediyen "bütünleşmek sevdiğiyle" değil pek çok insanın yaptığı... Ama üzerinde düşünülecek olursa "katmaz mıyız" sevdiğimiz insandan bazı şeyleri hayatımıza bilerek veya bilmeyerek.
Örneğin o güne kadar dinlemediğimiz bir müzik türünü... Sadece o seviyor diye... Dinlemeye başlayanımız yok mudur aramızda?
Veya bir şarkıda onu bulup... O güne kadar hiç "öyle şarkılar" söylememişken... Mırıldanmaz mıyız çevremizin şaşkın bakışları altında?
O'nun bazı kelimeleri dudağımızda dolaşmaya başlamaz mı kimi zaman?
Pek çok pencere varken yaşamımızda... Onun penceresi de katılmaz mı aralarına?
Biz de istemez miyiz bize hoş gelenleri "birliktepaylaşmak" onunla?..
Belki de bu "ortak paylaşımların azlığı" dır son bulduran bir sevdayı? Kim bilebilir?
Çekip giderken bir diğerinin hayatından... Buruk bir tat bırakmaz mı daha önce "az da olsa" paylaşılanlar?
"O şarkı" çaldığında... Bir hüzün değil midir kaplayan içimizi "yürekte hala bitmemiş duygularda?"
Veya O'nun "çok sevdiği" bir şeyi gördüğümüzde... Anımsamaz mıyız geçmişi?
Bir bakış... Bir dokunuş... Bazan da bir dudak büküş acıtmaz mı içimizi "henüzbitmiş" aşklarda?
Hani "Zaman her şeyin ilacı" derler ya... Zamanla unutulur belki bazı anılar.
Ama bir gün... Bir yerde... Hiç ummadığımız bir zamanda... Çıkıverir karşımıza.
Belki bir kadeh şarapta... Veya bir başka gülüşte... Dokunuşta.
Eğer özlemle anıyorsak... İçimizde bir yerlerde tuzla buz oluyorsa bir şeyler... "Hala bitmemiş, sürüyor derinlerde bir yerde" olabilir mi bunun cevabı?
Hatırlamamak adına başka şeyler düşünmeye çabalıyorsak... Ya da kelimelere dökülüyorsa kırgınlığımız... "İstemediklerimizi" oluşturuyorsa o yaşananlar... Birbirimize katamadıklarımız olabilir mi bunun sebebi?
Mecazi anlamda düşünülürse eğer... Bunun nedeni... Bize göre "doğru insanın" saç buklesini katamamak olabilir mi o kurabiye hamuruna?
Ya da "bize göre doğru insan" olduğu halde... Düşün(e)memiş olabilir miyiz o bukleyi almayı... Ya da aldığımız halde, bir köşede unutmuşluk olabilir mi bunun nedeni?
Hani bir söz vardır... "Hayatımızda bazan teğet geçerken bazı "doğru aşkları, insanları"... Yaşamımızın sonunda "yanımızda olmaması" gerekenler kalabilir."
Ne dönebiliriz geriye çoğu kez... Ne de "dönsek bile" bıraktığımız yerde bulabiliriz yarım bıraktıklarımızı... Veya yaşamadıklarımızı.
Biz ileriye doğru yürürken... Yüreğimiz hep ardına bakar... Ama artık çok geçtir... Nafiledir pişmanlıklar.
Bu yüzden... İşte hep bu yüzden... "Teğet geçmemeli" yaşanmaya değer olanları...