- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kazık atmanın standart yolları

Başlık ilginizi çekti biliyorum!. Böyle bir şeyin nasıl standardı olur diye düşünüyorsunuz eminim!
Bilimsel doğru dürüst hiç bir gelişmeye imza atamayan bir ülke olarak, turist kazıklamanın yollarını tek bir standart sisteme nasıl bağlamış olabiliriz? Bu “knowhow” bir şekilde bir başka ülkeye satılabilir, ya da uyarlanabilir mi?
Ben dünyanın başka hiçbir yerinde turistleri kazıklamazlar demiyorum; dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar standart kazık atma yöntemi daha bulamazsınız diyorum!...
Tatil için güzey sahillerine gittiğinizde. Pazar yerlerinde tezgahların üzerlerinde yazan rakamlara hiç dikkat ettiniz mi? Örneğin t-shirt tezgahının önünde sadece “10” yazıyor.
Bu ne “Lira” mı?, “Euro” mu? Yoksa USD mi? Hiçbir şey belli değil.
Döviz kurunu sizin, satıcıyla konuştuğunuz dil belirliyor…
Verdiğimiz örnekten ilerleyelim, diyelim ki satıcıya yaklaştınız ve “How much?” diye sordunuz? Satıcının size verdiği ilk cevap 10 Euro olacaktır. Eğer ben Türküm kardeşim bana da mı 10 Euro derseniz?... O zaman, konuşmaya başladığınız o profesyonel satıcı dükkanın içine eğilip bağırarak şöyle bir soru sorabiliyor!. “Anneeee, Türklere de mi 10 euro?” Cevap. “Türklere 10 Liraymış!”…
Neredeyse iki katına yakın bir kazık hazırlanmış turiste saplanmak üzere bekliyor. Ve bu meyva, sebze tezgahları dahil hemen hemen her yerde aynı oranda devam ediyor. Kimi “hatıralık” satan yerler, ürünlerini etiketlemeyi başarmışlar. Ama hiç birinin üzerinde Türk Lirası ile yazılmış bir rakam göremiyorsunuz. En küçük etiketin üzerinde 2 Euro yazıyor. Bu bize de mi 2 Euro denilince, birden bire Türkçe konuşanlara 2 Lira’ya dönüşüveriyor. Tüm bu yaşananlar da belediyelerin zabıta güçlerinin önünde gerçekleşiyor.
Acaba Turist Lira’nın değeri nedir, Euro’nun değeri nedir bilgisinden yoksun bir zekaya mı sahip? Güney sahillerimizi kaplayan turistler hemen hemen her konuda pazarlık yapmayı kendilerine görev edinerek savunma hattını oluşturmayı başarmışlar son çare olarak; ama her konuda gerçekleşen “sınırsız pazarlık”, problemler yaratmıyor da değil hani.
Antalya’nın Serik İlçesinde 75 krş değeri olan ekmeğe ben 10 krş veririm diye pazarlığa başlayan ve mahalle bakkalıyla tartışmaya girip, çok sağlam dayak yiyen Rus turist ibreti alem olsun diye anlatılıyor her yerde.
Tüm bunları yaşarken aklıma Japonya’da bulunduğum bir sırada yaşadığım ve unutamadığım bir anım geldi.
Arkadaşımla beraber son model teknoljiyi yerinde görmek ve uygun fiyatlı bir fotoğraf kamerası bulabilirsek de satın almak için o dünyanın en meşhur elektronik Semti Akihabara’ya gittik.
Gitmeden önce rehberimiz, bize Japon satıcılarla pazarlık yapmamız konusunda uyardı. Önce çok anlam veremediğimiz bu isteği Ağustos sıcağında farklı bir fiyat bulabiliriz belki diye dolaştığımız yirmi mağaza sonrası nihayet anladık.
Bir mağazada beğendiğiniz kamerayı üç sokak aşağıda farklı bir mağazada da aynı fiyat olarak buluyorsunuz! Tüm mağazalarda fiyatların hepsi aynı! Ne bir kuruş fazla ne bir kuruş az. Peki farklılığı ne yaratıyor? Müşteriye gösterilen ilgi, güler yüz, sunumdaki farklılık!...
Tüm bu manzaraya rağmen her zaman radikal işlere imza atan kameraman arkadaşım Barış Aladar, 300 dolar fiyatı olan kamerayı 200 dolara almak için satıcı ile pazarlık yapmaya başladı. Aldı eline bir hesap makinası ve rakamları yazmaya başladı. Önce neler olduğunu almayan satıcılar birden bire durumun farkına varıp eğlenceli bir oyunda olduklarının farkına vardılar. Etrafımızı bir anda büyük bir kalabalık kapladı. Japon satıcılar ve turistler sanki matrak bir tiyatro gösterisi izler gibi gülümseyerek ve yaşanan her dakikadan zevk alarak bizleri izledi. 10 dakika süren Türk usulü pazarlık sonucu 300 Dolarlık kamera 280 Dolara Barış’ın oldu. Eminim yirmi dolarlık iskonto satıcının kendi cebinden çıktı ama pazarlık sonucu tüm mağaza ile beraber çektirdiğimiz hatıra fotoğrafı bugün bile o mağazanın duvarını süslüyordur.
Dünyanın iki farklı ülkesinden iki farklı ticaret sahnesi gözünüzün önüne getirin. Bir tarafta size hizmet etmek için yarışan ve gerçek “satışın” ancak bu şekilde gerçekleşebileceğinin bilincinde olan bir ülke…
Diğer yanda fiyatı, müşterinin konuştuğu dile göre ikiye katlayan bir ülke…
Gökten Antalya’ya 27 milyon turist yağmış. Hepsi aşağıda onları bekleyen kazıktan bilhaber!...
Kazıkların beklediğini bile bile gökten daha ne kadar yağmaya devam edersiniz kendinize sorun!