- Kategori
- Spor
Kazım, Ernst'in Beşiktaşlılığından daha fazla Galatasaraylı olabilir mi?

Gerçekten meraktan soruyorum; Kazım'ın antrenman sırasında elindeki şey nedir?
Geçtiğimiz günlerde minikler kategorisini ilgilendiren bir basketbol takımının toplantısında bir arkadaşım “basketbolun bir takım oyunu olduğu” yönünde bir giriş yaparak konuşma hazırlığı içindeydi ki takımın koçu müdahale ederek “hayır, basketbol bir takım oyunu değil; elle oynanan bir ayak oyunudur” şeklinde bizim nereye koyacağımızı bilemediğimiz bir açıklama yaparak lafı konuşan kişinin ağzına tıkıverdi.
Çok farklı yerlere gideceğim; ancak böyle bir giriş yapma ihtiyacı duydum, sporumuzun altyapısının nerelerde olduğunun altını çizmek istedim.
1. Basketbol, futbol gibi elbette bir takım oyunudur.
2. Sporun kendisi temelde basittir ancak o temeldeki kavramları, bilgiyi biz fazlasıyla karıştırdığımız, anlamsızlaştırdığımız, içinden çıkılmaz hale getirdiğimiz için sanki karmaşık bir şeymiş gibi algılarız.
Takım oyunlarında o yapıyı oluşturan her sporcunun bir görevi vardır. Bu görev sahipleri işlerini eşit ve gerektiği gibi yaptıklarında o takım her zaman başarısı standardının üzerinde bir yerde durur.
Fakat günümüzde profesyonelleşmenin etkileri yaşadığımız, nefes alıp verdiğimiz her noktaya nüfuz ettiğinden takım oyunları giderek teker teker futbolcuların ne yapıyor olduklarına doğru yoğunlaşır oldu.
Uzatmayalım…
Kazım Kazım’ın Galatasaray’a transfer oluşu taraftar cephesinde çok ciddi tepki yarattı. Her ne kadar takımın teknik patronu bu futbolcudan yararlanabileceğini açıklamış olsa da ortada bir pratik var ki bu futbolcuya duyulan güvensizliğin önüne geçemiyor.
Kazım yeteneksiz bir oyuncu mu?
2008 yılında Chelsea’ye attığı gol unutulabilir mi? O gün Şükrü Saraçoğlu’ndaki bütün Fenerbahçeliler golün etkisiyle sarhoşluk yaşarken sonuca direkt etki eden bir futbolcuya sahip olmanın keyfini sürüyorlardı. Ancak aynı futbolcunun bir sene sonra İnönü’deki derbideki sorumsuzluğu yüzünden takım on kişi kalıp ağır bir yenilgi yaşandığında da tam tersi bir duygu hâkimdi. Bu duygu Kazım’ın Fenerbahçe forması giydiği süre boyunca hep benzer şekillere girdi çıktı.
Yattara nasıl bir oyuncudur?
Bu soru da futbolumuzun ilginç polemiklerinden bir tanesidir. Kuş mu yoksa deve mi olduğuna karar verilemeyen bir noktadadır. Trabzonspor’un en eski futbolcularından biri olmasına karşın hiçbir zaman tam verim alınamamıştır. Kimse bu oyuncunun yeteneklerini konuşmuyor ancak takım içindeki duruşu hep bir sorun kaynağı oluyor.
Brezilya milli takımının bir zamanlar defansının solunda görev yapan Santos için ne söyleyebiliriz?
Bir kere hangi Santos, sorusunu sormak gerekiyor. Futbolcunun işi sahadaki olup bitenle ilgilenmek değil midir? Santos ne yapmıştır. Oturmuş Daum ile Aykut Kocaman’ı teraziye koymuştur. Futbolculuğunu konuşmak bize düşmüyor ancak yaptığı işe kendisinin duyduğu saygıdan bir türlü emin olamıyoruz.
Gökhan Gönül, İbrahim Üzülmez, Ernst, Aurelio yukarıda saydığımız futbolculardan daha yetenekli ve teknik olduklarını söylemek mümkün müdür?
Takım oyunlarında yetenek çok önemlidir ancak takımın bir parçası olmak çok daha değerlidir, kalıcıdır.
Bülent Korkmaz hiçbir zaman çok yetenekli bir futbolcu olmadı. Ancak yüreği, Galatasaraylılığı, çalışkanlığı ile bize başka bir model olunabileceğini gösterdi. Futbol tarihimizde onun kadar şampiyonluk görmüş, kupa kazanmış başka bir futbolcu var mıdır?
Bugün Barcelona’yı Real Madrid’ten, Arsenal’i Chelsea’den farklı kılan şey yetenekli ve teknik oyuncularının aynı zamanda takımın bir parçası olabilmeyi başarabilmeleridir. Ajax ve Porto’nun belirli periyotlarda yaptığı şeyden söz ediyoruz.
İşte bu yüzden Galatasaray taraftarı teknik direktörü ile aynı duygu ve düşünceleri paylaşmıyor.
Haklı mı?
Yerden göğe kadar…
Kazım’ın İngiltere’den Türkiye’ye gelme ve Fenerbahçe’den koptuğu halde bir daha geri dönemiyor oluşunun nedeni ne ise; Altıntop kardeşlerin Türkiye’ye bir süre daha dönmeyi düşünmemelerinin nedeni tam tersidir.
http://twitter.com/uzaygokerman