- Kategori
- Sinema
Kelebeğin Rüyası

Dün akşam Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda Galası gerceklesen ve bir dönem filmini anlatan 'Kelebeğin Rüyası' 1940’larda iki şairin Zonguldak’taki hayatını konu alınan ve dönemi cok başarılı tasvir eden bir film.
Filmi izlerken, küçükken TRT ekranlarında 45'li yılların Hollywood filmlerini izliyor gibiydim .
Oyuncular da bu noktada başarılıydı özellikle de Kıvanc Tatlıtuğ ve Mert Fırat.
Belçim Bilgin’in bu filmdeki oyunculugu başarılı olsada liseli kız rolu için biraz fazla kaçmıştı sanki, Zeynep Farah Abdullah’ın filmdeki oyunculugunu ve Mert Fırat la olan kimyasını beğensem de, Belçim Bilgin’in canlandırdıgı karaktere daha cok duygu yükleyeceği ve role daha cok uyacağı kanaatindeyim.
Ve Kıvanc Tatlıtuğ ...
Behlül karakteriyle yakısıklı ve ucarı genc roluyle hafızalarda yer edinen, Kuzey Guney’de kaslı ve seksi vucuduyla cok konusulan oyuncu, bir anda zayıf, sıska kassız verem hastası bir şairi bu denli güzel canlandırabilirdi bence ... İşine olan saygısı ve rolune gösterdiği özveri ve başarı takdire şayandı.
Kıvanç Tatlıtuğ bu film için verdiği kilolarla, bakışıyla, acılı, kırık zavallı haliyle kısaca her şeyiyle yüreğe dokunan bir oyun sergiliyor.
Filmin dönem ve etkileyici oyunculuklarının aksine bir taraftan biraz duragan olması (filmin uzunluguyla mı alakalı bilemiyorum) yer yer bitse de gitsem hissi uyandırıyor.
Filmde duygusal sahneler gözyaslarına boğmuyor, cok heyecan yasatmıyor, espiriler yer yer araya serpistirilmis dogal ve yerinde olsa da duragan olmaktan kurtaramıyor ...
Entrikalı, bol kahkahalı ya da bol gözyaşlı duygusal filmlere bu kadar cok alıştığımız için mi ya da hızlı tuketilen, ticari kaygı güden film ve dizilerin esiri oldugumuz için mi bana oyle bir his verdi bilemiyorum ama gerek çekim kalitesi, gerek harcanan emek, gerekse de oyuncuların sergiledikleri başarılı performansla günümüz filmlerinden cok ayrı bir noktada durdugu ve Yılmaz Erdoğan'ın cok farklı bir iş cıkardıgı kesin...
***
Filmde hayatları anlatılan ve bir coğumuzun Yılmaz Erdoğan’ın filmi vesilesiyle öğrenme fırsatı oldugu iki şairin şiiriyle son vermek istedim yazıma.
3 Ağustos 1920 doğumlu Rüştü Onur, 12 Aralık 1942'de yani sadece 22 yaşındayken hayata veda etti. Muzaffer Tayyip Uslu ise 1922'de dünyaya geldi. 1946'da son nefesini verdiğinde 24 yaşındaydı. Filme konu olan ve genç yaşta hayata veda eden iki şairin şiirleri;
KAN
Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften,
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken
Meseleyi o saat anladım
Anladım ama, iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım,
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ
Mesela gökyüzü
Maviydi alabildiğine
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi âlemine
(Muzaffer Tayyip Uslu)
DENİZE SERENAD
neyim varsa
sana bırakmalıyım deniz
sende geçmeli mevsimlerim
sende çiçek açmalı ağaçlarım
sende yaşamalıyım deniz
asi ve hür
sende ölmeliyim
bulutlara bakarak
(Rüştü Onur)