- Kategori
- Deneme
Kendi kendime masallar - Samanyolundayız, sabah düşeriz dünyaya

Deniz kıyısında küçük bir bahçesi olan, geniş balkonlu, günbatımına karşı, kutu gibi bir eve taşınıyoruz seninle. Bütün duvarlarına resimler yapıyoruz. Soğuk biralarımızı içiyoruz. Sabah duşumuzu önce denizde alıyoruz. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz. Kendi bacağımızdan asılıyoruz. Sadece ikimiz. Yan yana resimlerimizi asıyoruz duvara. Bütün insanlardan farkımızı biliyoruz, ama hiç söylemeden birbirimize bilmiyormuş gibi yapıyoruz. Hesaplayarak değil, içimizden geldiği gibi yaşıyoruz. Yolda yürürken sanki o an aklımıza gelmiş gibi bir dükkana girip sana ayakkabı bana t-şort alıyoruz. Eve gelip kapıdan girer girmez öpüşmüyoruz. Beş dakika sonra öpüşüyoruz. Her gün ayrı bir zamanda öpüşüyoruz. Ne zaman ne yapacağımız belli olmuyor. Serseri bir aileyiz. Ne kabul günümüz var, ne arkadaşlarla toplanma günlerimiz. Dedikodu yapmıyoruz. Memleket meseleleri, siyaset bizi ilgilendirmiyor. Biz bizi yaşıyoruz. Şarkılar dinliyoruz. İçiyoruz akşamları. Yemekten sonra koltuklarımıza oturuyoruz. Kimsenin öyle belirli bir koltuğu yok. Kim nereye isterse oraya oturuyor. Kimseyi çekiştirmiyoruz. Şiirler okuyoruz birbirimize. Kitapları tartışıyoruz. Hayattan konuşuyoruz. Astronomiden, evrenden… Dünya umurumuz da değil. Paramız olduğu halde ayın sonunu getiremiyoruz.
Her akşam üzeri biz balkonda, bulutlara bakıyoruz. Dağılıp toparlanışlarına. Renklerin değişimine, günbatımına… “Egenin de mavisi bir başka” diyorsun bana. Toplanıyor kelimeler sana doğru, ses olup düşüyorlar boşluğa. Her kelimen ulaşıyor bana. Bütün karışıklığımız çözülüyor. Önümüz de bir sehpa. Üzerinde biraz kavun, biraz karpuz, iki kadeh rakı bizim gibi yan yana.
Ertesi gün biniyoruz arabamıza, yüksekçe bir yere doğru, biraz doğu biraz batı gidiyoruz. Yemyeşil kırlardan dağlardan ormanlardan, dar, virajlı yollardan geçiyoruz. Yeşil ve mavi… İşte Ege bu! Bir yere park ediyoruz. Birer sigara yakıyoruz. Bir bakıyoruz dokunabileceğimiz bir akasya, mimoza ve oya. Onlar da bu gezegene yabancı gibi uzanmışlar doğaya. Harika kokular, turuncu, yeşil, sarı, pembe. Kuşabakışı görüyoruz kasabayı. Evlerin boyası kireç beyazı. Minimal mimari…
Eve geliyoruz. Bir güzel sevişiyoruz. Sonra serin bir duş. Sen müziği açıyorsun. İstediğin kadar ses veriyorsun. Çünkü etrafta rahatsız olacak kimse yok. Karşılardan müziğin yankısı geliyor tekrar bize. Gece karanlığı basıyor etrafa. “Ben” diyorsun. “Yıldızları bu kadar net berrak hiç görmemiştim.” Yıldızlar… Venüs, Orion…
Ve yanımda sevda tanrıçası, müzik tanrıçası HATHOR
Samanyolundayız…
Sabah düşeriz dünyaya…