- Kategori
- Deneme
İyi şanslar sevgilim(9)

XXI
Özüm hiç olmadığı kadar yaratıcıydı artık resimlerinde. Müşterileri de bunu fark etmiş ve sayıları da günden güne artmaktaydı. Necati ‘nin evine taşınalı beri 2 ay geçmişti. Sınırsız sevişmelerle geçen geceler ve günler, kadın olmanın verdiği özgüvenle beraber, Özüm ’ü olgunlaştırmış, berraklaştırmış, ve hayata karşı duruşunu değiştirmişti. Öylesine mutluydu ki bu durum resimlerine de yansımıştı. Alışık olmadığı biçimde peysaj resimleri yapmaya başlamıştı. O da Necati ile beraber gün doğumunda kalkıyor, terastan izlediği İstanbul’a hayran kalıyor ve onu resmetmek istiyordu. Bu iki ay içerisinde on tablo bitirmiş ve hepsi de en yüksek beherden alıcı bulmuştu. Öyle ki gelecek 6 ay için şimdiden yirmi tane İstanbul manzara resmi siparişi almıştı. Artık atölyesine bile gitmiyordu, yeni evinin terası artık onun yeni atölyesiydi. Bu farklı resim anlayışı ile beraber hayatına yepyeni bir hobi de girmişti o da fotoğraf çekmek. Daha güzel ve özenli resimler yapabilmek için fotoğraf kursuna başlamıştı. Bunun şerefine Necati ona en gelişmiş NIKON modellerinden birini hediye etmişti. Hayatları düzenliydi. Haftada bir, Necati ile beraber ailesini ziyarete gidiyor ve her seferinde onlara sımsıkı sarılıyor, onu dünyaya getirdikleri için onlara şükrediyordu. Annesi çok mutlu, babası biraz durgundu. Sebebini sorduğunda babası yanıtsız bırakmıştı onu. Aynı şekilde Necati’ye taşındığından beri Necati de başkalaşmıştı. Bu durum sevişmelerine yansımasa da Necati’nin derinde bir yerlerinde mutsuz olduğunu hissedebiliyor fakat buna anlam veremiyordu. Necati’ye bu durumu sorduğunda da yine yanıtsız kalmıştı. “Erkekler farklı yaratıklar, duygularını kadınlar gibi açığa vuramıyorlar herhalde!” diye düşündü. “Ama beni ölesiye sevdiğini biliyorum…”.Dikkatinden kaçmayan diğer bir husus ise Necati’nin ailesiyle hemen hemen hiç konuşmuyor oluşuydu. Garip olan tarafı Necati’nin bu konuda yorum yapmaktan sürekli kaçınmasıydı. Neredeyse Necati’nin ailesini sevmediği sonucuna varacaktı ki birkaç kez annesiyle konuşmasına şahit oldu. İçi biraz olsun rahatlamış olması rağmen ikna olmadı. Babasıyla hiç konuşmamıştı Necati. “Nedir dertleri acaba? Aralarında ne geçmiş olabilir?”. Özüm ’ün bu konuya takmasının gerçekte bambaşka bir nedeni vardı. Halen test yaptırmamış olmasına karşın hamile olduğunu hissedebiliyordu. Necati ürkmesin diye gizlemişti durumunu. Necati de her erkek gibi dikkatsiz olduğu için bu durumu ondan saklamak hiç de zor olmamıştı. Annesine çıtlatmıştı. Gül hanım tedirgin olmuş ve evlenmeleri gerektiği gerçeğini hatırlatmak zorunda kalmıştı. Emin olması için ise test yaptırmasını tavsiye etmişti. Özüm Necati’nin tepkisini kestiremiyordu açıkçası. Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki duygularından bu kadar emin olmasa, o bile bu duruma katlanamayabilirdi. Özüm Necati’yi kocası olarak kabul etmişti Olympos’tan beri. Ancak aynı elektriği Necati ‘de gördüğünden pek emin değildi. İçinde kötü bir his vardı. Sanki yaşanan tüm bu sakin ve tatlı hayat, fırtına öncesi sessizlikten ibaretti. Hemen evden çıkıp eczaneye gitti. Annesinin tarif ettiği uygun testi satın alıp eve koştu. Yanılmamıştı idrar testi pozitif çıktı ve hamileydi. Mutluluktan uçuyordu. Anne olmak düşüncesi onu coşturdu. Bir öğleden sonra boyunca, akşam sekize kadar, soyut bir bebek resmi çizdi ve boyadı; bu tabloyu üçüncü ay dönümlerinde Necati’ye hediye etme kararı verdi. Derken kapının açıldığını duydu. Alelacele resmi sakladı Necati’nin bulamayacağı bir yere. Arkasından kapı girişinde soyunan Necati’nin kollarına atıldı ve onu uzun uzadıya, doyasıya öptü.
XXII
Necati Özüm kadar olmasa dahi mutluydu hayatından. Yıllardan beri sürdürdüğü hayat mücadelesi Özüm ile beraber son bulmuştu. Artık kendisini yalnız değil, hayatında yıllardır Özüm varmışçasına, eksiksiz hissediyordu. Yine de tedirgindi: Hikmet beyin bir eş ve baba olarak ailedeki duruşuna hayran olmuş, aynı gücün kendisinde olup olmadığı, olamayacağı düşüncesi, onca mutluluğuna rağmen, kalbinde ve beyninde puslu bir hava yaratmıştı. Öyle ki Özüm hayatına girdikten sonra yıkılan savunma duvarları, onu zayıflatmış ve hayata karşı kırılgan yapmıştı. Bugüne kadar yapmak zorunda kalmadığı kişilik kavgasını şimdilerde başlatmak zorunda kalmıştı. Daha öncesinde, diğer insanlara nispetle daha zeki ve başarılı olması sebebiyle yıllardır kendisini avutuyordu güçlü bir kişilik olduğuna dair. Oysa şu anda hayatında hiçbir zayıflık belirtisi göstermeyen bir yaşam karakteriyle karşı karşıyaydı. Yalın, zeki, akıllı, çok güzel ve ailesinden aldığı güç ile kudretli bir insandı Özüm. Aşık ve hayran olduğu bu kadın, onu beş yaşında bir çocuk kadar, korunaksız ve zayıf hissettirtiyordu. Bu yüzdendir ki günden güne ıssızlaşıyordu Necati, kendi üzerindeki psikolojik gücü azalıyordu. Ancak yine de içinde bulunduğu bu durum, Özüm’ e duyduğu aşkın yanında önemini yitiriyor ve kayboluyordu Özüm ile beraberken. Aslında her şey Necati’nin büyümesi ile ilgiliydi. Sadece Necati bunun farkında değildi o kadar. Sevgiyle büyütülmemiş her insanda bu ve buna benzer duygular öyle ya da böyle mevcuttu. Büyümek bazı insanlar için ne kadar doğal bir süreç ise Necati gibi çoğunluk insanlar için bir o kadar ıstıraplı ve meşakatlidir. Necati’nin umutsuzluğunun sebebi gerçekte çok basitti. Necati Özüm ’e kıyasla, hatta kıyaslanmayacak ölçüde mutsuz bir insandı. Oysa Özüm hayatı olduğu gibi kabul edebiliyor ve ona sunulmuş hayatı en iyi biçimde yaşıyabiliyordu. Necati ise ona herhangi bir hayat sunulmadığı için tırmalıyordu hayatı, yaşamda yer edinebilmek için. Bir bakıma Hikmet bey gibi ama bir farkla, Hikmet bey bunu başarabilmişti. Oysa Necati henüz yolun başındaydı ve acaba başarabilecek miydi? Bundan dolayıdır ki Necati’nin Özüm ’e olan bağlılığı çılgınca artmaktaydı dünden güne. Onun mutluluğuna yaslanırken tutkuyla aşık olmuştu Necati. Bağımlısı olmaktan korkuyordu bu aşkın ve bağımlısı olmuştu bir kere. Necati Özüm ’e mutlu hissedemeyeceği ölçüde çok aşık olmuştu.
XXIII
Karanlıkta bir fısıltı duyuldu: “Seni seviyorum”. Cevaben: “Ben de seni”. Derken aralarında aşkın şiiri başladı:
BİRÇİFTTEN
Bir çift ten yüzleşmiş
Örtüşmüş dudaklar
Yoksa ayrılmış mı
Nefes almışlar
Biri diğeri için
Sıcaklıkta ürkmüş
Titremiş bir çift ten
Bulaştırmışlar ıslaklıklarını
Birbirinin derinine
Oynamış kırılmış kalıpları
Şekilleri karışmış
Kayganlaşmış zeminleri
Bir çift ten ters yüz
Kokular salmışlar
Mekanları daralmış
Derinlikleri artmışken
Titreşimleri çoğalmış
Nefesleri azalmışken
Sesleri yankılanmış
Fırtına sonrası
Hareketleri donmuş
Bir çift ten bir ten
Zaman yok
Düşünce yok
Hayat yok
Her şey bitmiş