- Kategori
- Deneme
Bekledin, gelemedim...

Çok mu yürüdün? Siyahın tonunu seçemeyeceğin kadar zifir karası o lanet gece, boğazından nefesi geçirmedi mi? Bu bir cinayet lakin kimse şikayet etmedi değil mi? Ses etmedi kimse bu cinayete, kuşlara küsmüşsün aldım haberini, kuşlar bile sattı birbirini, bana haber bataklardan kaçtı da geldi. Ben gelemedim... Sen baykuştan medet umdun ben yokum diye, ben senden medet umdum, baykuşa güvenmezsin diye...
Hala izi duruyor değil mi, yağlı bir ilmik gibi, sözlerinle öre öre bağladığın sapasağlam halatlardan urgan yapıp celladın eline verenlere küfürler ettin... Seslerin kimin olduğunu ayıramayacak kadar çok laga lugayamaruz kalmak mı üzdü seni, bin yalanın çıktığı çatal dillerde tanıdığın sesler duymak mı? Kimse beklemedi değil mi sırasını, kimse sahiplenmedi değil mi sözünün mirasını ve sen hala, ve inatla, ve tek inananın yine kendin olacağını bilerek teskin ettin kendini fakat ulaşılmaz sevgimdendir bir ben söylerim yüzüne gerçeği, ay ışığı asla göstermez yüzleri... Işığımla gelmemi bekledin, ben gelmedim... Sen ay ve yıldızlardan medet umdun inanmadığın yüzleri görüp arındırmak için, ben senden medet umdum yüzlerine tüküreceğine inandığım için...
Rüzgârlara verme demiştim sırtını, erken gitmek değil, zamanında varmaktır önemli olan. Nereden geldiğini bilmediğin meltemlere aldanma, fırtına öncesi sessizlik boş laf değil, o meltemlerdir ki yakar kavurur o tertemiz, o günahsız cildini, cehennemin en güzel melodilerini, yorgan ve yastıklarını, o tüylerini diken diken eden dokunuşlarını nereden geldiğini düşünmediğin rüzgâr yapar, cayır cayır yakarlar seni, anlamazsın nereye götürür, hangi uçurumun ince çizgisine basar ayağın... Kelebek değilsin, senin kanatların benim gönlüme bağlıdır, uçamazsın demedim mi? Sırtını verdiğin riyalara duvar olmamı bekledin, ben olamadım.... Sen toz bulutlarından medet umdun saklar diye, rüzgârdan medet umdun katar önüne götürür diye, ben senden medet umdum, dağ olur tatlı rüzgârları parçalar diye...
Umutlarımızı muska yapıp takmışsındır boynuna, kutsal olan insan soyu değil miydi ve en insancıl duygularımız değil miydi birbirimizi kutsayışımızın, insanlığımızı kutsayışımızın yegâne yolu, umutlarımız değil miydi sadece insanlara adadığımız, doymadık mı inançlarımızla beslenirken, direnerek, inanarak, çalışarak büyümedik mi, hiçbir şeyimiz olmasa da milyarlarca insan yok muydu yanımızda? Ve biz o uğruna yaşadığımız, birbirimizi yaşattığımız, en uzun yolları yırtılmış ayakkabılarımızla, ayakları çıplak çocuklarla paylaşmak uğruna yürüdüğümüz insanları yanımızda görmemeye alışmamış mıydık? Onlar boynunu bükerken ve o lanet olası hüzün, her gülüşlerinden sonra yüzlerine tüm düşünceleri yutan bir karadelik gibi yerleştiğinde yalnızca kendilerini kurtarmaya yetecek kadar can, bir de üç beş kişilik güç kalmamış mıydı onlarda, neden aradın onları yanı başında? Hepsini hissetmek adına yanında beni bekledin, ben gelmedim...
Evet gelemedim... Gecenin zifirini çökerttiler üzerime, baykuşlar gardiyan, akbabalar kalem tutar, çakal gibi, sırtlan gibi, yüzleri gözükmeyen, ellerinde kelimelerimizden yağlı urgan (ki ben her daim o kelimelerle asılmaktan gurur duyacağım) meltem değil, cehennemden iplerini koparıp gelen ateşlere salıyorlar, her yer safsata, her sözün içinde bin türlü riya, buna tiyatro demesinler, tiyatro hala en asil sanattır, bu bir kumpanya, bu adamlar cambaz, işleri güçleri insanların canını almakta ve sevgili yoldaşım her daim ay ışığı içerisinde yaşadığınızı bilmek, her baktığınızı göremediğinizi bilmek beni kahrediyor...
Evet gelemedim, çünkü bu duvarları aşamadım, sabır ile, sebat ile, inanç ile, güç ile, tırnak ile, yürek ile, Karadeniz'in hırçın dalgaları, Toros'un yalçın tepeleri ile santim santim oyuyorum özgürlüğe giden yolu... Etrafım boynunu büken, yüzleri hüznün karadeliği ile kaplı insanların haklı davasına inanan insanların inancıyla dolu...
Bekleme beni bir süre daha yokum, yürü geceleri aldanma, kanma, güvenme baykuşa, durma yürü... Korkma konuş, sözlerinden urgan örseler de gömme cümlelerini zihninin dehlizlerine, insanlarla paylaştığın her kelime, bir bir atar toprağı üzerlerine, verme sırtını rüzgâra, erken gelmesen de direnirim ben, yeter ki doğru yere geldiğini bileyim, bırak kulakların işitsin seni yoldan çevirecek sözleri, düşüncenin sesi bastıracaktır tüm çatal dilleri...
Bekledin, gelemedim ama bil ki bir olum sendedir, düşmana sadece bir elimizi kaptırdık, diğer kolu sen tutuyorsun...
Her karışında şehidim, her adımında destanım olan benim topraklarımda kime düşmüş bizi esir almak, Silivri toprakları da dahil...