- Kategori
- Psikoloji
Kendimi yapıştıramıyorum

İnsan bazen paramparça hissediyor kendini. Bu aralar sık sık yaşıyorum bunu. Kim ne derse batıyor, kırılıyorum, dağılıyorum ve kendimle hesaplaşmaya başlıyorum.
Aylar önce biricik arkadaşım, aynı zamanda da blogdaşım Şerife Mutlu, bir sohbet sırasında bana nasıl olduğumu sorduğunda ' Akıntı çağanozu gibiyim ' demiştim. Birden dökülüvermişti o kelimeler dilimden. Geçen gün de buna benzer bir şeyi yaşadım. Yine Şerife ile sohbet ediyordum. Ruhum örselenmiş, gözlerimden yaşlar süzülmek üzereyken başlamıştık sohbete. Şerife her zamanki bilge sözleriyle konuşuyor, derdimi anlamaya çalışıyordu. Söylediği onca teselli ve umut dolu cümlelere rağmen toparlanamıyordum. Ortada belirli bir dert de yoktu aslında. Aynı güne rastlayan pek çok olumsuzluk bunaltmıştı sanki beni.
Aramasını beklediklerim aramamıştı, hava ise yaşama sevincimi kıracak kadar sıcaktı, eve kapanmıştım. Arkadaşlarımın hepsi bir yerlere gitmişti, yalnızdım. Yalnızlık, insanın geçmişini getirip ortaya koyuveriyor. Kim beni yanlış anlamışsa, kim incitmişse, kim hakkımı yemişse, kim değerimi bilmemişse, kim iyiniyetimi kötüye kullanmışsa hepsi hepsi çullanmıştı sanki ruhumun üstüne.
Şerife hep demiştir ki; kimsenin eline ihtiyacın yok, kendi elin sana yeter. O zaman paylaşmanın ne anlamı kalır ki diye düşünürüm bunu söylediğinde. Hüznü ve sevinci bir başına yaşayamaz ki insan, eksik kalır bir şeyler. Sinemada tek başına komedi ya da dram seyretmek gibi bir şey bence, kendi elimin kendime yetmesi. Kahkaham da, gözyaşım da öksüz kalır yalnız seyredersem.
Ruhumu onarmak adına yaptığımız sohbetin bir yerinde gözyaşlarımı tutamadım. ' Kendimi yapıştıramıyorum ' demişim Şerife'ye. Evet, öylesine paramparça hissediyordum ki, yapıştırmaktan uygun bir kelime bulamamıştım içinde bulunduğum ruh hâline.
Yıllar önce Hıncal şöyle bir yazı yazmıştı; iki kişinin sahip olduğu kristal bir vazo varmış. ( Bu iki kişi; arkadaş, dost, sevgili, eş, anne, baba olabilir. Vazo ise bu kişiler arasındaki ilişkiyi temsil ediyor. ) Günün birinde o iki kişi kristal vazolarını kırmışlar. İkisi de paramparça olmuş vazoya bakıp üzülmüşler ve yapıştırmaya karar vermişler. Mükemmel bir yapıştırıcıları varmış evde. Dikkatle yapıştırmışlar. Dışarıdan bakan kimsenin anlamayacağı güzellikte olmuş vazo. Ama o kişi biliyorlarmış ki, vazo paramparça olmuş ve yapıştırılmıştır. Asla o eski orijinal vazo olamayacaktır.
Kristal bir vazoydum o gün. Paramparça olmuştum. Şerife ' Kimsenin eline ihtiyacın yok, kendi elin sana yeter ' dediyse de, tek başıma başaramıyordum yapıştırmayı. Her parçanın kırıcısı tarafından yerine konması ve eskisi gibi görünmesini istiyordum. İstemek hakkımdı diye düşünüyordum.
Kendimi yapıştıramıyorum, paramparça bir kristal vazoyum hâlâ...