Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '09

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1298
 

Kendini analiz etmek acı verir

Kendini analiz etmek acı verir
 

İnsana en çok acı veren şey, kendi bilgi kapasitesinin masaya yatırılmasıdır.

İnsan çekirdeğine işlenmiş olan en değişemez kurallardan biride "ben herkesden çok biliyorum, en iyi ben biliyorum, cümlesidir.

Her konuda bilgili olduğunu, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünmek ve buna göre her toplumda konuşmacı olarak öne atılırken etrafındaki insanların yüz ifadelerine bakmayı aklına bile getiremez. Getirmez çünkü buna göre kotlanmıştır.Herkesden daha iyi bildiğine emindir. Oradakinlerin yüz ifadeleri bozulduğunu farketse bile kendinden emin olarak " anlamıyorlar da ondandır" diye düşünerek sözcüklerini daha basitleştirerek gözünü yumarak devam eder. Bir müddet sonra etrafındaki insanların azaldığını görerek " yok canım böyle olmazki .Bilmiyorsun bari dinle dimi ?" diye düşünerek " cahiller ne olacak diye oradan uzaklaşır. Asla ve asla kendi anlattıklarının bin mislini etrafındaki insanların bilebileceğini düşünemez, düşünmez.

Çünkü o en bilendir. Haklıdır da. O daha bu gezegene gelmeden önce kendi çekirdeğine işlenmiş bir kuraldan bihaberdir .

İnsanlarda mal mülk sahibi olma arzu ve isteği;
Hiç ummadıkları anda bırakıp gideceğini bile, bile araba daha iyi araba, helikopter, uçak. Kayık, yat, gemi
Ev daha büyüğü, daha büyüğ. Bir tane, beş tane, onbeş tane . Nereye kadar. Maddiyatının sınırlarını tahayyül edemeyecek kadar genişletmek. Karun kadar maddiyat sahibi olmak.

Buda yetmedi ufacık bir yaşam aralığı içinde gezegen sahibi olsa da insan nereye kadar mı? TOPRAK işte ne olsun.
Eğer insan genlerine böyle işlenmese neden güzel rahat yaşamak ve araştırmalar yaparak hayatını güzel ve mutlu kılmak varken maddiyat deposu yapsın, sonra kapısına bekçi olsun. Delimi bu insanlar. Niye bir araya yığmaya çalışıyorlar ve ölene kadar, o yığdıkları şeylerin değişmez bekçisi oluyorlar.
Ya işte bu da onların elinde ve insiyatifinde olan bir şey değil.

Hayatınca didinerek bir araya getirdiği şeyleri birilerine hiç karşılıksız bırakarak geçip gidiyorlar. Öyle işte.

İnsan bir günde midesi patlayana kadar yese 5-10 kilo yer diyelim. Ve bir günde üşenmeyen biri ise kıyafetlerini ancak 30 sefer değişsin diyelim. Ne oldu yani ? yaşamaya zaman kalmaz. Ve insan yorulur dimi? Bile bile neden ? Deli mi ? divane mi bu insanlar. Hayır insanlar deli divane değil ama bundan da vazgeçemiyorlar. Bu da istemleri dışında Susamak gibi elde olmayan bir olgu.


İnsanlar çekirdeklerine işlenmiş bu içinde bulundukları, vazgeçemedikleri arzu ve istek dürtülerini ne kadar bastırabilirlerse, yaşadıkları dünyadan o ölçüde zevk alırlar. Ve kendilerine verilmiş kısacık hayatı anlamlı kılar ve nerede olduklarının farkına varırlar.

Kolay bir iş değil elbette istek ve dürtülerden kendini korumak. Ama korudukca ve nefis denen arzuyu törpüledikce insan, insan olmaya yaklaşıyor. İnsan olmaya yaklaştıkca da medinileşiyor değerleniyor diye düşünüyorum.

Kar ve buz tanelerini bile şekilli yaratan, hiç birini ötekine benzemeksizin tek yaratanı kendi içinde buluyor ve görüyor.
Her insandan bir tane olduğunun farkına varıyor ve farkında olarak yaşıyor dolayısıyla mutlu oluyor.

FARKINDA OLARAK YAŞAMAK DAN DAHA MUTLULUK VERECEK BİR ŞEY YOKTUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 659
Kayıt tarihi
: 24.02.08
 
 

Emekli, 19 mayıs ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster