- Kategori
- Balıkçılık
Kerevit Üretimini Artırmak

Kerevit dendiğinde biliyorum ki birçoğumuzun mutfağına uzak, belki de tanımadığı bir deniz ürünü akla gelir. Her ne kadar çok tüketmesek de kerevit diğer adı ile su ıstakozu 2.Dünya Savaşı'ndan sonra ülkemizin su ürünleri ihracat listesine girmiş bir üründür. Dünya mutfaklarında aranan ve en pahalı yemekler arasında olan kerevit birçok balıkçımız için önemli bir gelir kaynağı olduğu gibi ülkemize döviz kazandıran ihracat ürünleri arasındadır. Ülkemizdeki birçok göl ve akarsularında doğal olarak yaşamaktadır. İhtiyaçlara göre ilgili kuruluşlarca doğal suların restorasyonu, stokların takviyesi için üretilen kerevit yavruları doğal sulara bırakılmakta ve kaynakların korunmasına çalışılmaktadır. Pazarlanabilir büyüklüğe ulaşan kerevitler balıkçılarca avlanmaktadır.
Ülkemizde kereviz üretimi ve ihracat miktarı büyük oranda düşmesine rağmen uzun yıllardan beri listedeki adını korumuştur. İhracat fırsatlarının etkisi ile 1984 yıllara kadar üretimi ve ihracatı artmış, 8000 tona varmış, balıkçılarımız için iyi bir gelir kaynağı olmuştur. Ancak sonrasında kerevit üretiminin artırılması ve ihracat gelirinin artırılması mümkün iken bugün üretimde azalmış ve ihracatta büyük oranda düşmüştür ve 1984 sonrası 200 tona kadar düşmüştür.
Son yıllarda bu düşüşün bir ölçüde önüne geçilebilmiş ve günümüzde ihracat 500 ton civarına kadar yükselmiştir. Dünya pazarlarında talebi olan kerevit üretiminde yaşanan ve ihracatımızı da etkileyen sorunlar hiç şüphesiz başta balıkçılarımız ve bu ürünü işleyip pazarlayan iş adamlarımız için büyük gelir kaybı olduğu gibi ekonomimiz içinde bir kayıptır. Özellikle bu gelire ihtiyaç duyan geri kalmış yörelerimizin kalkınmaları için gerekli finans kaynaklardan mahrum kalmalarına yol açmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde Isparta’da Eğirdir Gölü Kereviz çalıştayı düzenlendi. 29 Nisan 2014 tarihinde Gıda tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Eğirdir Su Ürünleri Araştırma İstasyon’unca, BAKA’nın ( Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) desteği ile gerçekleştirilen bu çalıştaya, başta Isparta Valisi Vahdettin Özkan olmak üzere, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof Dr Seyit Aydın, TAGEM Genel Müdür Yardımsı Dr Necati Tulgar, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Dr Cevdet Akdeniz, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl Müdürü Cenk Şölen, Eğirdir Kaymakamı Dr Yalçın Yılmaz, konu ile ilgili yaklaşık 60 akademisyen, resmi kurum ve kuruluşlardan görevliler ve bazı sivil toplum örgütü temsilcileri katıldılar. Çalıştayda konu Eğirdir Gölünde Kerevit üretimi olsa da ülkemizin kerevit üretimindeki sorunları değerlendirildi. Çalıştay ülkemizdeki kerevit üretimi için önemli idi. Çünkü Eğirdir Gölü başta gelen üretim alanıydı.
http://www.sarim.gov.tr/personel/mudur/9-haber/167-egirdir-golu-kerevit-calistayi-na-buyuk-ilgi.html
Çalıştayda yapılan açış konuşmalarında ve sunuşlarda Üretimden ihracata kadar geçmişten günümüze kadar teknik, idari ve politika olarak yaşananlar, yapılan uygulamalar, hatalarımız, konunun önemi ve yapılması gerekenler bir bir dile getirildi. Bu görüş ve değerlendirmelerden ön plana çıkan sorun başlıkları; hatalı avlanma, çevre kirliliği, hastalıklar, göldeki balık faunası dengesindeki bozulma ve stok yönetim planının yapılamamasıdır. Kerevit üretiminin artırılmasında ortaya konulan en güçlü çözüm olarak yetiştiricilik yoluyla üretimi artırmak olmuştur. Nitekim toplantıda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlık ile BAKA’nın desteği ile Kerevit AR-GE Merkezi kurulması konunda yürütülen projede son aşamaya gelindiği ifade edilmiştir.
Gelinen noktaya hem sevindirici, bir o kadar da düşündürücüdür. Sevindirici tarafı bir ihtiyacın ve boşluğun tespit edilmesi ve bu konuda özel sektörün ve ilgili sivil toplum örgütleri ve kooperatiflerin yapamadığı bir hizmetin bir devlet kuruluşu tarafından üstlenilmesi ve yürütülmesidir. Bir ölçüde yöresel fonlama yapan bir kamu kuruluşu özelliklerine sahip BAKA’nında bunu fonlamasıdır. Doğru bir karardır, yerinde bir fonlamadır.
Üzücü tarafı neden bugüne kadar bu kaynağın sağlanamadığı ve çalışmaların yapılamadığıdır. Neden AR –GE konusunda BAKA’nın sınırlı kaynağını kullanıncaya kadar daha güçlü ve devamlılık arzeden bir kaynak temin edilememiştir.
Tabii bu arada bilmemiz gereken bir gerçek ülkemizde su ürünleri konusunda gerek araştırma enstitülerimizde gerekse üniversitelerimizde önemli çalışmalar yapılmıştır. Bu yönde ciddi kaynak kullanılmıştır. 1950’lerden 1990’li yıllara kadar kerevitteki üretim ve ihracat gücü adını bile unuttuğumuz yüzlerce araştırmacının bir eseridir. Onlar başarmışlar ve 90’lı yıllara kadar başarılarını korumuşlardır. Ama daha sonra ilgili resmi kurumlarda yapılan reorganizasyonların faydadan çok zarar getirdiği, sadece kerevit değil, birçok bitki ve hayvan hastalıkları ile mücadelede sorunlar yaşandığı ve üretimin zarar gördüğü unutulmamalıdır.
Şimdi düşünmemiz gereken bu yıllardan sonra neden sorunlar arttı? İhracat düştü ve bir süre yasaklandı? Biliyorum yazıma başlarken özetlediğim çalıştayda ortaya çıkan sorun başlıkları cevap olarak sıralanabilir. Ama neden zamanında gerekli müdahaleleri yapamadık? Hatalı avcılık yapılırken, hastalıklar yayılırken, sularımız çevre kirliliği nedeniyle zarar görürken resmi ve özel kuruluşlar, STK’lar ve ilgili akademik kuruluşlarımız neler yaptı? Yetersiz mi kaldılar? Yetkisiz mi kaldılar? Yoksa kendilerine imkân mı verilmedi?
Tabii hiçbir kişi ve kurum böylesi zamanlarda duyarsız kalamaz. Ama hepimiz biliyoruz ki bazı görevleri ve hizmetleri gerçekleştirmek, yasal ve finansman gücü ister. Kurumsal kapasite ister. O nedenle sorunların kalıcı çözümü için öncelikle güçlü resmi kuruluşlar, kapasitesi yüksek STK’lar ve güçlü finans ve yatırım gücüne sahip iş çevrelerine ihtiyaç vardır. Ayrıca araştırmacılara ve bilim çevrelerinin uyarılarına siyasi menfaatlerini bir tarafa bırakıp değer politikacılara ihtiyaç vardır.
Öncelikle dünyada en ucuz su ürünleri üretiminin avlanma yoluyla elde edildiği, doğal üretimin tüketiciler tarafından en çok tercih edilen üretim olduğu dikkate alınmalıdır. Bu nedenle % 80’den fazla balıkçının geçimini Eğirdir Gölünden geçimini sağladığı düşünülürse, bu insanların eğitimi ve örgütsel yapıda davranarak doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesi noktasında farkındalığı artırılmalıdır. Ayrıca balıkçıların bireysel çabalarından çok örgütsel hareketlerinin daha kalıcı politikalar uygulanmasında anahtar rol oynayacağı bilinmelidir. Balıkçılıkta ileri gitmiş ülkelerde güç ve örgütsel birlik içinde olan kooperatiflerin eğitim, denetim, üretim, pazarlama ve AR-GE konusunda ilgili resmi kurumların ve araştırmacıların en önemli destekçisi olduğu unutulmamalıdır. Bu kerevit üretimi içinde geçerlidir. Hatalı avlanmanın ve stokların korunması ve geliştirilmesinde balıkçılara görev düşmektedir. Ancak bu şeklen ve küçük bir örgütlenme ile değil kapasitesi yüksek büyük örgütlenmeler ile başarılabilir. Hele ulaşımın ve haberleşmenin her geçen gün geliştiği günümüzde hiçte zor değildir.
Diğer taraftan iç sularımızın göllerimizin ve akarsularımızın korunmasında ciddi ve samimi olmalıyız. Eğirdir gölü ve diğerlerinde kirlilik en büyük tehlike olarak karşımızda durmaktadır. İçme suyu olarakta değerlendirilen bu göllerde bilim çevrelerinin ikazları dikkate alınmalıdır. Başta tarımdan kaynaklanan kirlilik olmak üzere tüm kirleticilerin göle zarar vermemesi için bir an önce harekete geçilmelidir. Eğer göl zarar görürse sadece kerevit üretiminin değil, çevredeki tüm yerleşim yerlerinin ve tarımsal üretiminde zarar göreceği bilinmelidir. Tüm STK’lar ve yeni yasal düzenlemeler ile hizmet alanı genişletilen belediyeler harekete geçmelidir.
Yetiştiricilik yoluyla kerevit üretiminin geliştirilmesi önemli bir çıkış yoludur. Bu yönde teknolojik gelişimin sağlanması ve AR-GE olmaz ise olmaz konuların başındadır. Bilginin her geçen gün önem kazandığı günümüzde sürdürülebilir ve güçlü kaynaklara sahip araştırma ve geliştirme yapısının oluşturulması kerevit üretiminin lokomotifidir. Eğirdir Su Ürünleri Üretim İstasyonunda kerevit üretimin geliştirilmesi ve AR-GE yapısının güçlendirilmesi ile ilgili ortaya konan irade tüm ülkenin kerevit üretimi için ışık tutacak bir çalışmadır. Ancak bu sadece kaynak desteği ile başarılabilecek bir hareket değildir. AR-GE bir kadro hareketidir. Yetişmiş kadroların mesai kavramlarını bir tarafa bıraktıkları ve ömürlerini adadıkları bir çalışma alanıdır. Sürdürülebilir bir politika gerektirir. Yetişmiş kadrolar korunmalı, geliştirilmeli ve desteklenmelidir. Emekli olanların bile deneyimlerinden yararlanılmalıdır.
Araştırmacılar tarafından ortaya konulduğu gibi Eğirdir ve benzeri göller çok özeldir. Bu alanlarda yapılacak yatırımlarda sadece karlılık anlayışı ile politikalar geliştirmek ve uygulamak yanlıştır. Dünyadaki bilim çevrelerinin ve Birleşmiş Milletlere ait başta FAO olmak üzere uluslar arası kuruluşların gıda güvenliği ve çevre konusunda geleceğe yönelik izlenecek politikalar konusundaki ikaz ve uyarıları bizler için çok önemlidir. Suyun ve gıdanın insanlığın geleceği için olmaz ise olmaz konumu Eğirdir ve benzeri göller için çok net örnektir. Su ve doğal kaynaklar korunmalı, kerevitin sadece bir ticari araç gibi görülmesi dışında doğal denge içinde suya ve doğaya yaptığı hizmetlerde dikkate alınmalıdır.
Isparta yöresindeki resmi ve özel kuruluşlar ile STK’lar geçmişin acı deneyimleri ışığında üretimin artırılması konusunda daha duyarlı ve isteklidir. Bu çaba diğer üretim bölgeleri içinde güzel bir örnektir. Sorunlar bellidir. Çözüm yolları bilinmektedir.
Özetle kerevit çok özel su ürünüdür. Eğirdir ve çevresi için potansiyeli yüksek bir gelir kaynağıdır. Kerevit ihracatının artırılması konusunda büyük fırsatlarımız vardır. Başta yörenin balıkçıları olmak üzere iş çevrelerinin ve de ülkenin bu döviz kaynaklarına ihtiyacı vardır. Şimdi harekete geçme zamanıdır.