​ Kesekağıdı / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '08

 
Kategori
Anılar
 

Kesekağıdı

Kesekağıdı
 

Eski Ankara Evleri


Ben bir gecekondu kızıydım, avrupalı, akça pakça, narin, kırılgan, güzel ve akıllı, dipdiri ama sonradan ve kısa süreli de olsa bir gecekondu kızı. Beş uzun yıl kadar çivit mavi boyalı ahşap gecekonduda iki ablam, annem ve babamla gözlerden uzak, saklanmış gibi bir hayat yaşıyorduk. Koskoca bir avlunun içinde dört hurda ev vardı ve biz bunlardan birinde hatta en köhnesinde oturuyorduk. Ancak onun kirasını ödeyebildiğimizdendi. Avlunun içinde; baharları estirdiği pamuklarıyla alerjimi azdıran uzun kavak ağaçları, sebze köşeleri, tavukları, kedileri, köpekleri, avlunun ortasında önünde küçük bir havuzu olan bir su tulumbası, ve bu havuzda yüzen ördekleri bile vardı. Bütün evlerde yaşayanların hepsi geçim sıkıntısı derdinde olduğu için midir? birbirleriyle hiç uğraşmayan, yardımlaşarak, sadece günü kurtarmaya çalışan, durumlarına razı sessiz, bakımsız çoğu zaman aç kadınlar ve enerjisiz biz çocuklarla, çalışan zavallı, iyi yürekli babalardı. Hepsi çok iyi insanlardı. Bizim ev en dipteki iki katlı olanıydı, zamanında tek ev olarak kullanılırken kiradan kazanç sağlamak için iki ayrı ev haline dönüştürülmüş ve bize de alt kat düşmüştü. Evin iki daracık odasının haricinde bir de mutfaktan geçilebilen kiler odası vardı, penceresi olmayan rutubet kokan içinde yazdan azar azar alınıp istiflenen kışın sobada yakmak üzere üst üste dizilmiş odunu, odunların üstünde kuru soğan ve patates torbaları ve buram buram kokan iştah açıcı turşu bidonlarının olduğu bir odacıktı bu. Ama benim için bu odacıktaki en önemli şey köşeye yığılmış olan gazete ve dergi balyalarıydı elbette.Akşamları ben hariç tüm ailenin bu küçücük rutubetli odada, anneanemden yadigar el dokuma kıl kilimin üstünde geç saatlere kadar hiç konuşmadan yaptıkları şeyse bu balyalardan kese kağıdı imal etmekti.

Ne kadar çok kesekağıdı yapılsa o kadar keyfimizin olduğuydu. Hatta eğitimli iyi bir aileden bu hallere kadar düşmüş olan zarif bir erkek olan babacığım, satış iyi olduğunda, en ucuzundan da olsa balık ve şarapla dönerdi eve..ıslık çalarak sofrayı kendisi hazırlar balıkları kendisi pişirirdi..hepimize azar azar o şaraptan paylaştırıp, bitmesinden korkarcasına adeta damla damla yudumlar bitmiş şarap şişesini defalarca ters çevirip son damlasına kadar kullanırdı.Hep uyuyan kedimiz miskin bile böyle günlerde adına hiç yakışmayacak hareketlerle adeta mutluluğumuza ortak olurdu. Üçümüzün de daha önceki okulları ve bulunduğumuz ortamlar hep çok iyiydi ama neyse ki ablalarım şehir merkezindeki liselerine devam ederken, beni de kaydettirdikleri ortaokul gecekondulardan uzak, normal gelirli insanların yaşadığı bir yerdeydi. Ben okulda öğlenciydim böylece çıkışta kimse beni gecekondu mahallesine doğru gittiğimi göremezdi, aydınlıkta çıktığımız günlerde görünmemek için sokak sokak dolaşarak, kan ter içinde gelirdim eve.Okulda çevrem ve arkadaşlık ilişkilerim çok iyiydi ama hiç birisiyle ev ortamında görüşmezdim, annem izin vermiyor derdim, gitmezdim ki gelmek istemesinler diye.Hayatım yüksek duvarları olan avlulu bu gecekonduda geçerdi, koşarak girdiğim avlu kapısını kapattığım an derin bir nefes alır ve muhakkak girdiğimi gören oldu mu diye de tahta kapının aralıklarından dışarıya göz atardım. Çoğu akşamlar okuldan eve geldiğimde de tıpkı çoğu sabahları olduğu gibi kimsenin olmadığı zamanları kollar ve doğru kiler odasına dalardım.Hemen açılmamış balyalardan birini açıp geçerdim başına..içlerinde karikatür, moda ve dekarasyon dergileri de olurdu önce onları seçer ayırır gizlice tek kişi için bile küçük olan ve iki katlı ranza ve bir yataktan oluşan ama maalesef üçümüzün olan odaya götürür, üst ranzaya sahip olmanın şansıyla en köşeye pijamalarımın altına saklar gece çaktırmadan evire çevire okur, bulmacalarını çözerdim. Gazete olanları da sanki günlük gazeteymiş gibi aylar öncesinin haberlerini ciddiyetle okur kafamda geçmiş olaylarla ilgili pek çok yorum yapardım da kimseyle paylaşmazdım. Çok üzülürdüm bu güzelim dergilerin, gazetelerin kesekağıdı yapılıp daha okunmadan çöpe atılıyor olmasına, şimdi en azından okunmuş dergi ve gazeteydiler artık diye kendimi rahatlatırdım. Çünkü okunmayı hak ediyorlardı. Hiç dokunulmadan balyalanmış olanları kesekağıdı yapmak istemeyişim de ondandı. Canım babacığım ısrar etmezdi hiç, ortaya söylerdi hadi kızlar bugün biraz yardıma ihtiyaç var derdi çok önemli bir iş yapılacak edasıyla..onlara hiç eşlik etmezdim ama okuduğum gazeteleri onlar kadar başarılı olmasam da gizlice yapar onların yaptıklarının arasına eklerdim ve hiç bir zaman söylemezdim.Babacığım her seferinde gece melekler çoğaltmış gene bizim yaptıklarımızı diye neşelenir gözünün ucuyla da bana bakar beni üstü kapalı motive ederdi. Kese kağıdı hala birileri tarafından yapılıyor yada kullanılıyor mu bilmiyorum, ama maalesef ben uzun süredir sadece büyük marketlerden yaptığım alışverişleri doğa düşmanı şu plastik poşetlerle eve getiriyorum, ve bunu bana hatırlatan şeyse geçtiğimiz Pazar günü evimin garajını düzenlerken yine o yıllarımdaki fiyaskoyla sonuçlanan Almanya eğitimine giderken kullandığım mukavvadan yapılmış taba rengi, içi dolu valizimi açıp şöyle bir göz attığımda çoktandır hatırlamadığım anılarımı buldum.Hep kirli çıkındım ama yaptığım bir kesekağıdını sakladığımı hepten unutmuşum, babamın çırpınışlarını hatırlatıp içimi acıttığı için gözlerimden yaşlar akarak tekrar naylon poşetine geçirip itinayla yerleştirdim taba rengi bavuluma ve çocukluğumdan bana kalan derin izlerin arasına.

 
Toplam blog
: 4
: 794
Kayıt tarihi
: 22.05.07
 
 

Doğayı çok seviyorum, içindeki otu böceği, hayvanları çok seviyorum, köpeğim beni yaşama bağlıyor, t..