- Kategori
- Tarih
Keser döner, sap döner, bir gün hesap döner...
Keser döner sap döner, bir gün hesap döner…
Temel gerçekliğin değişim olduğu, doğada ve toplumda durgunluk içinde hiçbir şeyin bulunmadığı gerçeğini Türkçede en iyi yansıtan edebi anlatımlardan biri başlıktaki atalar sözüdür.
Herhangi bir sürecin başlarında, diyalektik bilinci olmayanlarca dünyada her şeyin durağanlaştığı, değişmediği, hiçbir değişikliğin oluşmadığı inancı mutlaktır. Hele siyaset dünyasında, hele hele yüzde 46, 5 gibi büyük bir destekle hükümeti kuran kafalarda çoğunluk diktası fikirleri oluşmaya başladı mı, dünyanın kendi etraflarında döndüğüne inanmaya başladılar mı; mutlak metafizik onların gerçek bilimi (!) haline gelir. Artık karşı küçük dağları kendilerinin yarattığına ve bitişiğindeki büyük dağlar da babalarından miras kaldığına inanmaya başlarlar. Artık hiç kimseyi iplemezler. Kendi varlık nedenlerini bile… Onlara bazen “analarını da alıp gitmelerini”, bazen de “lan”larla karışık “fazla konuşmamaları”nı azarlayarak söylerler…
Cumhuriyet Başsavcısı kapatma davasını açıncaya kadar bu böyleydi.
Yani 13 Mart sabahına kadar…
O gün kapatma davası haberi, sadece Türkiye gündemine değil, tüm dünyanın gündemine lav patlaması gibi düşüverdi. Metafizik kafalara bu sürecin böyle ilelebet sürüp gitmeyeceği, keser ve sapın döndüğü, hesabın dönme noktasına geldiği dank etti.
Ancak gene de, kendi yargısını ve insanını, kişisel ve siyasal çıkarları uğruna Batı’ya şikâyet ederek kapatılmaktan kurtuluşun yollarını aramanın dayanılmaz utanmazlığında, keserin sapına öyle bir sarılma örneği gösterildi ki, sanki tarihin derinliklerinden Damat Ferit’lerin, Vahideddin’lerin, Ali Kemal’lerin ardı ardına sökün ettikleri inancına kapılıyor insan.
Taş kafalılığın bu ısrarını da, Anayasa Mahkemesi’nin 6 Haziran tarihli türbanın üniversitelerde serbest bırakılması hakkındaki Anayasa değişikliğini iptal kararı kırmıştır.
Artık şimdi AKP’nin kesinlikle kapatılacağına ikna olunmuş olup her bir milletvekili kendisine yuva bulmanın telaşına kapılarak istifaya hazırlandığı haber verilmektedir.
Bunu söylemekten memnun olmuyoruz ama bu da bir gerçek ki, bu köşede biz seçimlerin arkasından, Türkiye’nin meşruiyeti olmayan bu hükümetle uzun süre gidemeyeceğini, ya AKP’nin gideceğini ya da Türkiye’nin biteceğini, Türkiye bitmeyeceğine göre AKP’nin şu veya bu şekilde altedileceğini belirtmiştik.
Ayrıca bu yılın başlarında, sürekli değindik krizin ayak tapırtılarına. Ancak bu kez belirttiğimiz, sadece ekonomik kriz değildi, Türkiye’nin aynı zamanda siyasal krizin de girdabına girdiğini belli eden ipuçlarını ifade etmiştik.
Aradan üç ay bile geçmeden kapatma davası geldi.
Birkaç aydır toplum iğneden ipliğe zam dalgalarının şokunu yaşamaktadır. Ekonominin ateşi yükselmiştir. Artık AKP o durumdadır ki, yılanın karşısında tir tir titreyen tavşanın mecalsizliği sarmıştır. Hiçbir işe eli varmamaktadır. Hiçbir önlem alamamaktadır. Sanki hipnotize olmuş gibi, hareketsiz, “250 kilometre hızla ve frensiz”-kontrolsüz bir şekilde kapatılmanın uçurumuna sürüklenmektedir.
Ne Batılılar tarih biliyor; ne de onların işbirlikçileri! Tarih bilinci olmayınca toplumsal mücadeleler tarihini de anlamak mümkün değildir. Hele hele, Türk tarihini hiç anlamamışlar, Türk milletinin tarihsel özelliklerini hiç kavramamışlardır. Bundan dolayı da ikinin biri tökezleyip duruyorlar.
Evet, “keser döner sap döner, bir gün hesap döner”in diyalektik gerçeği bir kez daha hayat tarafından kanıtlanmıştır.
Şimdi esas mesele, AKP sonrası Türkiye’nin nasıl şekilleneceğidir.
AB çıkmazında parçalanmak mı yoksa milli bir hükümetin şahlanışında ayağa kalkmak mı, Arşimed’in manivelası gibi. İşte temel soru ve ikilem budur. Türkiye’de insanlar bu soruya verdikleri yanıtlarla yurtsever, devrimci ve ulusalcı ya da karşı devrimci, liberal ve işbirlikçi konumda saflaşmaktadır.