- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kırk günlük aşk!& Jorge Luis Borges

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım,
Kusursuz olmaya çalışmaz , sırtüstü yatardım,
Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım,
Temizlik sorun olmazdı aslında,
Daha çok riske girerdim,
Seyehat ederdim daha fazla
Daha çok güneş doğuşu izler.
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim daha fazla ve daha az bezelye
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben
Yeniden başlayabilseydim eğer,
Yalnız mutlu anlarım olurdu
Farkındamısınız bilmem
Yaşam budur zaten
Anlar , sadece anlar
Hiçbir yere yanında termometre , su , şemsiye ve paraşüt almadan
gitmeyen insanlardandım ben
Yeniden başlayabilseydim , ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım
Ve sonbahar bitene kadar yürüdüm çıplak ayaklarla
Bilinmeyen yollar keşfeder , güneşin tadına varır
Çocuklarla oynardım , bir şansım olsaydı eğer
Ama işte
Ölüyorum
Jorge Luis Borges
1890-1986
Bu şiiri okuduğumda çok ama çok etkilenmiştim. İnsanın yüzüne tokat gibi çarpıyor, “Ama işte
Hayatı anladığında diğer kapının eşiğinde olduğunun da farkında ve o yaşta şiir yazması ve kendiyle yüzleşmesi de çabası.
Hayat işte, “başa gelmeyince anlaşılmıyor” deriz ya, bizden öncekiler ne yazarsa yazsın, ne söylerse söylesin, onu hayat felsefesine katmaktansa, ya başkalarına öğüt verirken kullanırız, ya yazı yazacaksak ve sözlerimizi pekiştireceksek başvururuz.
İnternet çıktı çıkalı, ne öyküler, ne hikayeler, ne makaleler okuduk, okuduk ve hemen forward ettik. Bunu kendimize yaşam felsefesi uygulayacağımıza, hemen bir başkasına el çabukluğu ile yolladık. Bazen başlığı görür görmez hemen açmadan yolladık. Çok faydalı bilgileri çok sevdiklerimize hemen yolladık ki, hemen faydalansınlar diye…Onlar da çabası.
Söyler misiniz?
Hangimiz, hangi vitaminin, meyvenin, sebzenin, baharatın faydalarını okudukta gidip, evde uyguladık?
Hangimiz, protesto maillerini okuyupta günlük hayatta protesto amaçlı yiyecek, giyecek, temizlik malzemesi almadık?
Söyler misiniz?
Hangimiz, kullanmaya kıyamadığımız kıyafetleri kullanmaya, misafir odalarını çocuklarımıza açmaya başladık…
Ya da, hesapsızca seni seviyorum!
Bu uzar gider. Ben kısa keseyim.
Hayat kaybedildiğinde anlaşılıyor değil mi?
İşte Şiirlerde böyle…
Okuyoruz, sonrada kapatıp gidiyoruz.
Verilen nasihatlarda öyle…
***
"Gülünün Solduğu Akşam”ı okuyorum, geç kalınmış bir kitap. Pazar günü yürürken seyyar satıcıdan almıştım. Tam da bugünlere denk geldiğini ise kitabın ilerleyen sayfalarında gördüm.
Ömür dediğin nedir ki?
***
Eniştem; Teyzemin kocası. Gençliğinde Çobanmış. Öyle fakirlermiş ki… 60’lı yıllarda Almanya fırsatını değerlendiriyorlar teyzemle ve yıllarca orada çalışıyorlar. İyi bir mal varlığı yapıyorlar. Vakti zamanında onlara göre zengin olan ailem, onlara göre şimdi fakir düşüyor.
Sonrasında, eniştem emekli olup, geliyor, koyunlarına tekrara kavuşuyor. Ona göre tabiata dönüş, ona göre içindeki özlem. Şimdi 80 yaşında, bir yıldır hasta ve tüm çocukları yurtdışında. Tesadüfen onu doktora götürdüğümde; Lenfoma olduğunu öğreniyoruz.
Hayat işte… Şimdi Yurtdışında sağlığını kazanmak için savaş veriyor.
En çokta köpeğini özlüyor…
***
Birkaç gündür köye kaçtım yine, Galerilerde, resimlerdeki halimden anlaşılacağı üzere mutluyum.
Yeşil ve yağmur, güneş ve rüzgar hepsi tangodalar.
Köyümüzde yaşlı teyze var. Aklı gitmiş…
Tek kalacağım diye gittiğim evimizde, pat kapıyı çaldı.
İçeri alıp almamakla tereddüt ettim. Ki, korktum da…
Ama içeri aldım. Yemeğini ve çayını verirken o hep güldü. Ya gofreti görünce ki kahkahası… Anlatılamaz. Yedi ve gitti… Kaldığım sürece bir daha da gelmedi.
Ev sahipsizdi epeydir. Kedisi, köpeği, komşusu, koyunu, çobanı doluştu. Bana da yemek, çay hazırlamak düştü.
Hah bir de kedinin biri mutfaktaki ırmak balıklarımı afiyetle mideye indirmiş , ben güneşlenirken harmanda... Kedi ayağını yalarsa misafir gelir derler dedik, ayağını yalarken, hınzır 12 balığı yemişte, karşımızda nazire yaparmış.
***
Çoban, koyunlarını otlatırken resimleri çekiyoruz. Çoban bir tarafına köpeğini, bir tarafına koç'unu alıp poz veriyor ve ekliyor "İnternette güzel çıksın, yakışıklı çıksın resimler" diyor.
Şaşırıyorum.
***
Bu akşam Hıdırellez Akşamı...
Hayat, ne verecekse versin artık, kim ne isterse... Elbette gelenek, görenek, anane...
Hoş şeyler de, ne bileyim Hızır ve İlyas'a selamlar olsun, hoşgelmişler, sefalar getirmişler.
Bereket, huzur, refah, sağlık getirsinler tüm aleme...
***
Birde ufacık yazı.
Kırk günlük aşk!
Bilirsiniz belki… Kırk günlük tabir edilen fasulye, kabak, gül çeşitleri vardır. Ekildikten kırk gün sonra ürününü verir ve hemen akabinde ölür.
Büyük heyecanla toprağın üzerine çıkar gibi çıkar aşk, bir merak, bir heyecan… Kıpır, kıpır, kelebekler doluşur içine… Kanatlarınla uçmaya başlarsın hızla… Ama ömür dediğin nedir ki? “ Çanlar Kimin İçin Çalıyor” da; Çirkin kadın anlatıyor yanındaki adamla kıza… “Kadın ve Erkek bir birine tutulduklarında, bütün çirkinlikleri yok olur, gözleri kapanır, Zaman geçip, akılları başlarına geldikçe, bir birlerindeki çirkinlikleri görürler ve uzaklaşırlar” Not: Bu metin tam böyle değil, ancak hafızamda kalan buna benzer sözlerdi.
İşte bir aşk başlar ve kırk günlük kabak, fasulye gibi ömrünü tamamlar ve kendi kendini fesh eder. Gazozu kaçmıştır, erkeğin mi gözü açılır, bayanın mı gözü açılır, ikisi bir anda mı açılır bilinmez ama… Gazoz kaçıncada geriye şekerli su kalır ki, kimse de bunu hayra yormaz.
Artık bir dahaki kelebek kanatları başka bahara kalır.
Buda kırk günlük aşk olarak buraya yazılır.
Öyle değil mi Fasulye?
Gül olmak istiyorsun sarısından, kırmısından, sor bakalım hakediyor musun?