Kişisel mahremiyet formasyonu / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '13

 
Kategori
Sosyoloji
 

Kişisel mahremiyet formasyonu

Kişisel mahremiyet formasyonu
 

Mahremiyetin kişi bakımından varlığa anlam kazandırdığı söyleniyor; yani her şeyiniz ortada olursa değeriniz düşermiş. Bu konuda altın standart “gizli kalması gereken şeyleriniz gizli kalacak; görülmemesi ve bilinmemesi gereken şeyler görülmeyecek, bilinmeyecek”

Tamam, da gizli kalması gereken şeyler ne? Kimi saçının telini göstermez, kiminin her şeyi meydanda; bunun bir ölçüsü yok mu? Öncelikle şunu söyleyeyim kişiler kendileriyle ilgili olarak istedikleri mahremiyet formasyonunu uygulayabilirler; biz normalini, minimum ve istisnasını söyleyeceğiz. Normali/olması gerekeni kişilerin yaptığı, yani herkes kendi mahremiyet sınırlarını kendisi belirler.  Minimum yani zorunlu olan, kişi mahrem yerlerini gösteremez (Belli kurallar dâhilinde özel mekânlarda meslek icrası ya da kişilerin kendi özel programları hariç) İstisnası inancı ya da yaşadığı bölgenin töre ve anlayışı kişinin bedeniyle ilgili bazı kısıtlamalar getiriyor ve kişi de buna uyuyor ya da uymak zorunda kalıyorsa bu da normal bir mahremiyet formasyonudur. Bunların dışında yapılan tüm düzenlemeler baskı ya da ahlaki düşüklüktür.

Mahremiyetin suçlarda kalkan olarak kullanıldığı biliniyor. Ve korumalı bir alan olduğu için güvenliğin işini zorlaştırıyor. Burada ölçü şu: Gerçekten suç şüphesi varsa kişi çırılçıplak bile soyulabilir. Ancak Allahtan gelişen teknoloji ile artık bu hoş olmayan duruma mecbur değiliz. Yine de mahremiyet hala suç ve suçluları gizleyen perde durumunda.

Kişilerin mahremiyetine müdahale de önemli. Vücut insanın kendi malı. Kanuna aykırı bir amaç dışında herkes vücudunu istediği gibi kullanabilir. Buradan vücudun kiraya verilip satılabileceği de çıkıyor. Her durumda minimum mahremiyet ölçüsüne ( kişi mahrem yerlerini –meme, göbek ile diz arası-aleni olarak teşhir edemez) uyulması zorunludur. Bizim mahremiyet ile ilgili sınırımız budur. Bu, Ahe Kanunlarına göre suç olur, yapılmasına izin vermeyiz. Yalnız buradaki “alenen” ifadesine dikkat edilmeli.

Şimdi ülkemizde saçının telinin gösterilmesinin bile yasak olduğu ya da çıplaklar yürüyüşünün/ kampının bile savunulduğu durumlar var. Kanuni çizgiye kadar insanlar isterlerse saçlarının telini göstermezler, isterlerse her şeylerini gösterirler; kanuni çizgiye kadar. Bu da sanıyorum hassasiyetleri olanlara da özgürlük isteyenlere de yetecek bir aralıktır.

İnananların hassasiyetleri mutlaka önemli; saçının telini göstermek istemiyorlarsa göstermeyecekler. Fakat bu ülkede yalnız onlar yaşamıyorlar; yani tersini düşünenler de var. Hatta mahremiyet konusunu önemsemeyen serbest ve rahat giyinip özgür davranmak isteyenler var. Nasıl dindara türbanını çıkar diyemezsek bunlara da şeyini kapat diyemeyiz. Yani kişilerin giyimine yaşamına karışamayız. Bu arada baskı ve yönlendirmeyle hiç kimsenin kendi kızı oğlu dahi olsa hiç kimseyi açık ya da kapalı giyinmeye zorlamalarına izin verilemez.

Sınır belli, isteyen bu sınıra kadar istediği gibi davranır. Burada yarı çıplak (plaj kıyafetiyle) gezilebileceği durumu da çıkıyor elbette. Artık bundan sonrası kişilere kalmış. Yarı çıplak sokaklarda dolaşılmaz herhalde, ayıptır yani. Ama hani marjinal kişiler vardır, belli yerlerde böyle davranışlara rastlanır. Ve de ayıp kelimesi ilkel bir kavramdır, insanlar uymak zorunda değildirler ama isteyen uyar. Yani kanuni çizginin dışında suç olmaz. Bu tür durumlara müdahale edenlerin davranışı (tersi durumda da türbanlı ya da çarşaflılara) yaşam hakkına müdahale sayılarak cezalandırılır (Ağaç Hareketi toplumsal yaşam formatı)

  

 
Toplam blog
: 6332
: 653
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..