- Kategori
- TV Programları
Kısmetse Olur Yarışmasının Türk Halkı Üzerindeki Etkileri

Kısmetse Olur diye bir evlilik yarışması var, malûmunuz. Sosyal medyada bu yarışmayla ilgili epeyce paylaşım görünce, şuna bir göz atayım dedim. Yarışmayla ilgili yazacaklarımı lütfen çok iyi okuyun ve sonrasında da etüd edin. Şimdi bakın bu yarışmanın Türk Halkı için ne gibi sonuçlar doğurduğunu açık ve net bir şekilde görün. (Küçük 1 tane örnek vereceğim)
Yarışmanın pembe dizi gibi ele alınması çok ilginç. Bildiğiniz günlük dizi gibi düşünülerek çekiliyor. Çünkü yapımcılar bu yarışmayı aslında Türk halkının evlilik programlarına olan düşkünlüğünden faydalanarak, dizi formatına getirilmiş halini yapmışlar. Görünürde 8 kadın, 8 erkek aday var. Bu adaylar bir eve toplanıyor, erkekler evi ve kadınlar evi diye ikiye ayrılmış. Format gereği herkes herkesle ilişki içine girebiliyor. Örneğin bugün Emre'yla Ayça ilişki yaşamaya başlıyor. Yarın kavga ediyorlar ve ayrılıyorlar, ertesi gün her ikisi de gözlerinin içine baka baka başka adaylarla ilişki yaşamaya başlıyorlar. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Bir gün bakıyorsunuz kavga edip ayrılmışlar, bir gün bakıyorsunuz daha dün kardeşim dedikleri kişilerle aşk yaşıyorlar. Tuhaf, garip, bir nevi ensest ilişkilere benzer bir durum söz konusu.
Hafta sonunda iki taraftandan (kızlardan ve erkeklerden) birer birinci çıkıyor, halkın en çok oy verdiği kişi 10 bin TL'lik çek alıyor. Aralarında oylama yapıyorlar. Bir kişi hafta sonunda eleniyor. Buraya kadar herşey normal gibi görünüyor. Fakat gelin işin içinde nasıl bir dümen döndüğüne hep beraber bakalım.
Öncelikle en büyük problem bu yarışmanın "KURGU"su var. Yarışmacılar cast ajanslarından toplanmış. Bazıları manken, bazıları dizilerde yan rollerde oynamış oyuncu, bazıları tanınmış, ünlü kişilerle ilişki yaşamış insanlar. İçeride güya evlenmek için aday bulmaya gelenler bir pembe dizinin karakter oyuncuları aslında. Hepsine belli bir rol verilmiş, her bölüm senaryo gereği o rollerini ellerinden geldiğince oyunuyorlar.
Zaten yarışmacıların sosyal medya hesaplarına baktığınız zaman biyolarında "Reklam ve oyunculuk için .... kişisiyle iletişime geçin, tel no ....." diye bir ibare var. Buradan da anlaşılacağı üzere, yarışmadaki bütün oyuncular kendilerini göstermek, tanınmak, ünlü olmak amacıyla orada bulunuyorlar. Zaten bu evlilik yarışmasının formatı gereği, oradaki adayların bir ilişkiye başlamasını sağlaması ve onları evlendirmesi gerekmıyor mu? Normal olsaydı, elbette böyle bir düşünce içine girebilirdim. Ama dizilerin başladığı sezon başlangıcında başlayarak, hâlâ devam eden yarışmanın, ciddi bir evlenecek aday çıkaramaması pembe dizi içeriğiyle devam ettiğinin de ispatı. Bir de, içeride birbirlerini sevdiklerini iddia eden, hatta evlilik için adım atanlar da oldu. Yüzük takma merasimleri yapıldı. Fakat işin tuhaf tarafı, bu insanlar da belli bir zaman içinde kıyasıya kavgalara tutuşup ayrıldılar ve istemeye istemeye tekrar barıştılar. Yani ortada 5 aydır ciddi olarak evlenebilecek eş ya da eşler çıkmadı.
Gelelim Türk Halkına pompalanan akıl tutulması dayatmalarına. Öncelikle bu yarışmanın asıl derdinin gerçekten bazı adayların gelip, kendine uygun adayı bulup onunla evlenmesi olmadığı aşikâr. Asıl sorun şu, içeriği ve yöntemi tamamen insanların algılarını bozacak, ahlâki erozyonlar yaratacak, duygularıyla oynayacak, örf, gelenek, görenek, anane gibi faktörleri toplumun gözünden silecek yargılar yaratmak.
8 kadın, 8 erkek bir evin içinde 12 saat duruyorlar. Hiçbir şey yaptıkları yok. Sabahtan geliyorlar, şık şıkıdım giyinmişler, ful makyaj içindeler. Oturuyorlar koltuklara başlıyorlar "dedikodu" yapmaya. Sadece karınları acıktığı zaman kavga dövüş yemek yapıyorlar, yiyorlar, sonra da masayı topluyorlar. 12 saat boyunca yaptıkları tek elle tutulur faaliyet bu! Onun haricinde kalan diğer boş zamanlarını, kafayı taktıkları bir gelin adayına, ya da bir damat adayına harcıyorlar. Kendi aralarında çete oluşturmuşlar. O çeteler, haftanın birincisi kim oluyorsa, o kişiyi ellerinden geldiğince yerin dibine batırmak, rezil rüsva etmek için stratejik planlar, çirkefçe oyunlar yapıyorlar.
Burada her türlü pisliği yapmak mübâh. Yeter ki birbirlerine "temas" olmasın! Temas olursa, ihtar alıyorlar. Ama şu ana kadar ihtar alan kişinin de diskalifiye olduğunu hiç görmedim! Üç kez ihtar alan kişi arkadaşları arasında oylamaya tabi tutuluyor, en çok çıkan oya göre gidip gitmeyeceğine karar veriliyor! Böyle saçma, böyle absürd formatlı bir yarışma işte. Madem üç kez ihtar alan gidecekse, diğer adaylardan icazet almaya ne gerek var! Yollayın gitsin, değil mi?
(Yarışmanın formatı, Acun'un yarışmalarında kullanılan tüm kuralların mixlerinden oluşuyor. Acun'un kurallarıyla yönetilen ve reyting rekorları kıran yarışmaları da az çok biliyorsunuz. Cast ajanslarından toplanan bir sürü güzel ve yakışıklı insanlar. Çok katı kurallar içeren gizlilik sözleşmesi. Yarışma esnasında kendini gösteren kişilerin Acun tarafından korunup kollanması, sonra piyasaya sürülmesi, Acun'un bir nevi menejerlik yapması, onlar üzerinden para kazanmaya devam etmesi ve başımıza bela olması!)
Bu evin içinde psikopat, narsistlik kişilik bozukluğu olan bir kadın var. İsmi Melis. Bu kız, Kısmetse Olur yarışmasının başrol oyuncusu olarak seçilmiş. Bu tip yarışmalarda artık prodüksiyon ekipleri mutlaka psikolojik bozukluğu olan insanlardan en yaratıcı olanlarını seçer ve ona başrol oyunculuğunu verir. Bu kişiye kimse dokunamaz. İçeride ne kadar pislik yaparsa yapsın, yapımcı da, yönetmen de, sunucu da onu mütemadiyen pohpohlar ve yaptığı bütün pislikleri ustaca kapatır, Türk Halkının gözünde onu şirin göstermek için türlü oyunlar yaparlar. Montaj hileleriyle, kurgusal oyunlarla bu psikopat kişinin yaptıkları her zaman ört bas edilir. Ört bas edilirken de izleyiciye öyle bir şekilde sunum yapılır ki, psikopat kişinin neredeyse masum, hatta mazlum olduğu kanısı verilmeye çalışılır. Ve genelde bu başarılı da olur. Çünkü, psikopat kişinin "niye bu hale geldiği" sorusu sorulur, geçmişinde yaşadığı "mutlaka" travmatik bir olay olmuştur, bu olay öyle dile getirilir, öyle göze sokulur ki, bizim insanlarımız bu tiplerden hiç hoşlanmadığı halde, yaptığı psikopatlıkların sebebi bir yere bağlanıyorsa, "heeeeee ondanmışşşş" diyerek, o kişiyi affederler. Hatta affetmeyi bırakın, yaptığı bütün pisliklere de, bir kılıf bulmaya çalışırlar. "Ama o bundan dolayı böyle yaptı, ama o şu böyle dedi de öyle yaptı, ama, ama, ama..." Bir amalar silsilesi başlar.
Ben ne zaman bu yarışmaya göz atsam, Melis denilen kız sürekli bir olayın ya da büyük bir kavganın içinde. Ya birinin üzerine yürüyor, ya ilişki yaşadığı damat adayının annesine hakaretler yağdırıyor, ya erkek arkadaşının bir şeyine takıp onu boğazlıyor, ya gelin adaylarından kafayı taktığı birine tehditler savuruyor, ya ev basıyor, ya birinin eşyalarına zarar veriyor, ya da hiç bir şey yapmasa da avazı çıktığı kadar birilerine bağırıyor. Onun bu delirmiş hallerini ekran başında izleyen "normal" insanlar dehşete düşüyor. Gözlerini fal taşı gibi açarak, nefeslerini tutarak Melis'in kendini kaybettiği o halleri ibretle izliyor. Bir an, "işte şimdi birinin kafasına bir şey geçirecek" diyor. Öyle tuhaf, öyle garip bir ruh haline bürünüyor ki, normalde onu kendi hayatımızın içinde bir yerlerde görüp şahit olsak, "bu kız herhalde cinnet geçiriyor," deriz ve 112'yi ararız. Saldırganlaşıp birilerinin üzerine yürüdüğünde, mazallah karşısındaki insanda panik atak olsa, sanırım kalp krizi geçirip oracıkta hayatını kaybeder. O denli psikopat, o denli saldırgan ve kendini bilmez bir insan. İşin kötü tarafı da şu, saldırgan olmadığı zamanlarda da kışkırtma yöntemiyle insanların damarına basıp, onları çileden çıkarmaya çalışması. Karşısında ne kadar sakin, sabırlı, nazik ve naif biri olursa olsun, böyle birisi karşısında ister istemez çileden çıkabilir ve o da saldırganlaşabilir. İnsan doğasıdır, daha fazla ağırlığı kaldıramaz çünkü.
Bu yarışma Rtük tarafından izleniyor mu bilmiyorum ama inanın bana, benim gördüklerim beni bile çileden çıkarabiliyorsa, yaşı küçük olanları, çocukları hiç düşünemiyorum bile. İzleyen çocuklar, Melis'in saldırganlığının normal olduğunu düşünebilir! İstediği bir şey gerçekleşmediği zaman çıldırıp, gözü dönüp annesine, babasına ya da kardeşine şiddet uygulayabilir. Çünkü yarışmada Melis'in bu tarz davranışları yapım tarafından normal karşılanıyor. Hiç bir yaptırım uygulanmıyor. Sadece göstermelik ihtar veriliyor ama bunun da cezai yaptırımı yok! Şiddetin kasıp kavurduğu bir ülkede yaşıyoruz. Dört bir koldan şiddet sarmalının içinde debeleniyoruz. Üstüne bir de bizlere yarışma diye yutturulan bu programın içinde şiddet olursa, vah bizim geleceğimize. Küçücük çocukların saldırganlığı ve şiddeti normal olduğunu düşündüğü bir süreçten geçip, büyüğünde neler yapabileceğini aklıma bile getirmek istemiyorum.
Bakın bu olaylar bizim insanlarımızın düşünce sistemini nasıl etkiliyor.
Dün "fan buluşması" adlı bölüm vardı. Ama bölümü belli bir yerine kadar izleyebildim. Sonra daha fazla sabrımı zorlayamadım, çünkü oraya gidip yorum yapan "fan" ların da, "bütün fan" ların yorumlarına cevap yetiştiren Melis'in de, bu kızı bir türlü susturamayan sunucunun da benim sinirlerimi bozmaya hakkı yok dedim ve gittim yattım.
İşin enteresan tarafı, yorum yapan, soru soran fanların garip konuşmalarıydı. 18 yaşındaki bir çocuk Melis'le ilgili şöyle bir yorum yaptı. (Bu yoruma gülmekten koptum resmen)
"Melis'i ben çok seviyorum. Onun binlerce seveni var. Yaptığı hareketleri bazı insanlar beğenmeyebilir ama ben onun davranışlarını hiç anormal olarak görmüyorum. Hatta bazen keşke ben de onun gibi "dobra" olabilsem diyorum. Melis çok dobra bir kız..." Bla bla bla.
18 yaşında bir erkek, okula gitmeden önce mutlaka bu yarışmayı izliyormuş ve Melis gibi birinin davranışlarını da dobralık olarak görüyormuş! Bu noktada bir anlık duralım. Dobralık kelimesinin anlamı nedir? TDK sayfasını açalım ve bir bakalım. Ne diyor sözlükte, "İyi, güzel, anlaşılır, açık, dobra sualleriyle karşısındakinin keyfini kaçırır, açık sözlü"
Bu açıklamada anlaşılmayan bir şey yok sanırım. Fakat, eğer dobralık buysa Melis baştan kaybetmiş demektir. Çünkü onun yaptıkları, ettikleri, konuşmaları kesinlikle bu tanıma uymuyor. Onun konuşmaları küfüre, hakarete, insanları aşağılamaya, hakir görmeye, küçük düşürmeye, incitmeye yönelik. Bütün davranışları ve konuşmaları tamamen bu kelimelerle açıklanabilir. Dobralıkla falan değil!
Bütün bunlar, Türk insanın algı ayarlarıyla, vicdan terazisiyle, adalet duygusuyla, haklı haksız ayrımı hakkaniyetiyle, ölçüleriyle, çizgileriyle ve ahlâkıyla dalga geçmektir.
Bir yarışmanın yozlaştırdığı, kelimelerin anlamlarını bile oynattığı günlerden geçiyoruz. Bazı toplumlar büyük orduların savaşarak yıkabileceği toplumlar değildir. İşte böyle alttan alta, subliminal mesajlarla, beyinlerimizin içindeki mantığımızla, kalbimizin içindeki duygularımızı katıp karıştırır ve istedikleri yoz, kültürsüz, inançsız bireyler yaratarak savaşı kansız kazanırlar.
Lütfen bu yarışmaları kendinizi kaybeder derecesinde takip etmeyin. Yazacak çok şey olmasına rağmen, küçük bir örnekle insanların algı ayarlarıyla nasıl oyunlar oynandığını göstermek istedim. Küçücük, ufacık bir şey bile olsa bizleri yok edebilecek, atom bombası ayarında düşünceler içeren oyunlardır bunlar.
Bu yalanları izleyeceğinize kitap okuyun, kendinizi el işlerine verin, dostlarınızla günler yapın, evinize katkıda bulunabilmek için ufak süs eşyaları yapın satın, ya da hobiler edinin. Yeter ki boş boş tv magazin programlarıyla değerli vaktinizi öldürmeyin. Lütfen!