- Kategori
- Öykü
Kızıl 10
Bir iki saat içerisinde tekrar evlerindeydiler ancak ortalıkta tanımadıkları bazı kişiler cirit atıyordu. Oğlan sorumlu olduğunu düşündüğü birine yaklaşarak ne olup bittiğini sordu. Bu ikisini karşısında gören Konsta ve yorga şaşkın ancak sevinçliydiler.
- Dünden beridir sizi arıyoruz dedi kekeleyerek Konsta.
- Öyle mi? Hâlbuki biz kız kardeşimle şehir dışına çıkmıştık, hiç bizi şehir dışında aramak aklınıza geldi mi acaba dedi okkalı bir yalanla.
- Hayır, efendim…
- Öyleyse bu sizin sorununuz beyler, şimdi burayı terk ederseniz sevinirim.
- Aaa ben…
- Yine ne var?
- Üzgünüm ama sizi bir an evvel buradan götürmek zorundayım dedi kıza dönerek.
- Başka bir isteğiniz var mı peki?
- Bana verilen emir böyle efendim, üzgünüm.
- Yeter kes. Hemen evimi terk ediyorsunuz, kızı hiçbir yere götüremezsiniz. O benim yanımda güvende dedi...
- Ama efendim…
- Sen hala konuşuyor musun?
- Dur ağabey napıyorsun? En azından konuşmasına izin versen diye araya girdi kız ancak oğlan ona öyle bir bakış attı ki gözlerini kaçırmak zorunda kaldı.
- Sen bu meseleye karışma elya... kardeşimi yanımdan alıp göürebileceklerini mi zannediyorlar.
- Aaa ama…
- Tamam, bunu seninle daha sonra konuşacağız önce şunları başımdan defetmem lazım…
- Hala ne duruyorsunuz dedi tekrar adama dönerek.
- Ne oluyor burada dedi kurul başkanı Damal.
- Ah efendim nihayet geldiniz, ağabeyi kızı vermek istemiyor…
- Öyleyse ikisini birden alın…
- Kesin, ne ben ne de kız hiçbir yere gitmiyor anlaşıldı mı? Başkan Damal delikanlıya yaklaşarak şöyle bir süzdü onu.
- Peki, bizi kim durduracak, sen mi dedi elini göğsüne bastırıp ittirdi hafifçe.
- Beni sinirlendirme başkan, kızı size vermiyorum. Konu burada kapanmıştır, şimdi gidin buradan. Başkan bir elini havaya kaldırdı ancak oğlan elini havada yakalayarak sıktı.
- Bana bak başkan bozuntusu, hani birkaç hafta evvel hakkımda atıp tuttukların var ya sana birinci ağızdan söylüyorum ki hepsi doğrudur. Bu kız benim eşimdir ve benim yanımda güven de diyorsam öyledir. Şimdi köpeklerini de topla ve defol buradan dedi yüzüne karşı hışımla.
- Pekâlâ, sen nasıl istiyorsan öyle olsun bakalım. Yalnız bu konu burada kapanmayacaktır bilesin.
- Korkmam mı gerekiyor ihtiyar, bana karşı durabileceğinizi düşünüyorsanız buyurun meydan sizindir. Hadi artık güle güle…
- Pekâlâ, Konsta herkesi topla burada işimiz bitmiştir, geri dönüyoruz…
- Peki efendim…
- Durun bir dakika diye atıldı Elya. Başkan ve odada bulunan diğer herkes kıza döndü.
- Efendim, ağabeyimin kabalığını bağışlayın lütfen. Kendinde değil ne dediğini bilmiyor maalesef…
- Bunu sorun etmeyin Omay, anlaşılıyor ki eşiniz sizin kadar kibar değilmiş dedi delikanlıya çevirdiği bakışlarını.
- Ben yine de onun adına hepinizden özür dilerim dedi bakışlarını herkesin üzerinde tek tek dolaştırırken. En son genç general üzerinde sabitledi bakışlarını.
- Sizden de özür dilerim bayım dedi önünde eğilerek. Çocuk ne yapacağını bilemeden kalakaldı kızın karşısında.
- Lütfen bunu yapmak zorunda değilsiniz, hatalı olan siz değilsiniz ki dedi şaşkın…
- Bu önemli değil, anlaşılan o ki onun urganını sağlam tutamamışım ben dedi dikilip tekrar delikanlıya bakarak.
- Aaa… Teşekkür ederim öyleyse, çok kibarsınız… Cevap olarak başını salladı ve gülümsedi delikanlıya.
- Öyleyse şimdi gerçekten hoş çakalın, lütfen arayı açmayın tekrar görüşelim dedi espriye vurarak.
- Hoşça kal varis…
- Hoş çakalın efendim dedi başını eğerek…
Yarım saat süren bu karmaşadan sonra evde yalnızlardı, genç kız ağır adımlarla ilerleyerek yanından küçük odaya geçti. Ağabeyi de onu takip ediyordu aynı şekilde… İçeri girdiğinde kendini boylu boyunca koltuğa bıraktı, hafiften gözlerini kıstı ve kolunu gözlerine siper etti. Yağızsa kızın hallerine bir anlam vermeye çalışır gibi onu izliyordu. Söylediği şu söz hala kulaklarındaydı, tazeydi çünkü “anlaşılan o ki urganını sıkı tutamamışım”… Yaptığı her şey bir kenara onu herkesin önünde küçük düşürmesi sinirlerini germişti. Ancak sırrın ortaya çıkması yüzünden konuşmaya cesareti yoktu. Kız hiçbir şey düşünmüyordu. Ne daha iki buçuk saat evveline dek kaçırılmış olmalarını, ne ağabeyinin aslında eşi olmasını, hiçbir şeyi… Aslında aklında yalnızca tek bir şey vardı daha doğrusu birisi… Şu genç ilk görüşte aklını başından almıştı, gözleri ne kadar da güzeldi öyle… Şu varislik meselesi olmasa ona kesinlikle âşık olabilirdi; ancak ne yazık ki onun bir eşi vardı. Ve bir görevi… Yerinde oturarak gözlerini delikanlıya dikti.
— Seni dinliyorum, bana her şeyi açıklayacağını söylemiştin diye sordu.
— Bu çok uzun bir hikâye, sana yalnızca bir kısmını anlatabilirim.
— Keyfin bilir ne kadarını istiyorsan o kadarını anlat.
— Anlaşıldı dedi imalı;ayağa kalktı ve önüne dek gelip durdu. Sonra da kolunu yakalayıp ayağa kaldırdı ve kulağına anlam veremediği birşey fısıldadı ve alnından usulca öptü onu.
— geçmiş için özür dilerim elya kimliğimi korumamın en güvenilir yolu buydu. dedi ondan ayrıldığında. Elya şaşkın ve utancından bir hal öylece bakıyordu ona. Başını önüne eğerek;
— Bunu bir daha yapma, nolur.
— seni hiçbirşey için zorlayacak değilim sevgili kardeşim... beni hep bir abi gibi gördün...
— haklısın ve bunu sen de biliyorsun ki bunu yapamam...
— kendi ni suçlu hissetmene gerek yok. bunun böyle olacağını en başından biliyorduk zaten...
— biliyor muydunuz dedi neyi kastettiğini anlayamamıştı.
— evet öz anne ve baban ile yapmıştık bu planı...
—ben... ne diyeceğimi ne düşüneceğimi bilmiyorum. bu kadarı çok fazla abi... çok ağır...
— kendine biraz zaman tanı elya... kim olsa bu yükün altında ezilirdi
— teşekkür ederim abi... gerçekten çok teşekkür ederim...