- Kategori
- Dünya
Kola Medeniyeti ve Orta Çağ Medeniyeti

Zaman insanları değiştirir, fikirlerini değiştirir. Öz değişmez derler ama öz de zaman içinde yaprak gibi rüzgârda sürüklenebilir bunu da doğal karşılamak gerekir. Kiminin özü hafiftir, kiminin özü ağırdır ki, hafif bir rüzgârla kımıldamaz. Lakin özü ağır olanları da bir şekilde yerinden oynatmak zor dahi olsa mümkündür.
O halde öz nasıl ağırlaşır da hafif rüzgârlarda yerinden sökülmeksizin sapasağlam yerinde kalır? Fikri olarak dünya ve olayları algılayabilecek derece ve mevkide olmak kişinin elinde olan bir şey de değildir. Çoğunlukla tesadüflerle alakalıdır.
Yüksekte sanılan çoğu nesne yüksekte olduğu için yüksekte değildir. Yükselten şeylere bakmadıkça, yüksekteki şeylerin neyin üzerinde durduğunu görüp anlamadıkça yüksekteki nesnenin veya şeyin değerini tam olarak anlamak mümkün olamaz…
Bazı şeyler bilimin üzerinde durur, bazı şeyler bizzat kaynağı hile olan planlı yanıltmaca ile aşağıda olduğu halde yukarıya yansıtıldığı için birçoklarına nesne gerçekte aşağıda olmasına veya belki de hiç olmamasına rağmen varmış ve yüksekteymiş gibi gözükür.
Eskiden büyükçe bir sofrada aç insanların toplanması ve aynı sofradan doyabilecekleri gibi, birilerinin sofrada yüzsüzlük ederek daha fazla yemeye kalkışması diğerlerini aç bırakabileceği gibi, sofranın hazırlanmasında en fazla emeği geçmeyenlerin sofrada her daim başköşede oturmaları, hele de sofradaki diğer emeği geçen tümüne, sofranın hazırlanmasında emeği geçmeyenlerin hem de buyurgan olmaları da görülmemiş bir şey değildir.
***
Normal şartlarda bir bebeğin dahi kendisini seven bir insanı, içten seven bir insanı normal şartlarda anlayabilir ve onu hissedebilirken yapmacık sevgileri anlayıp onca sahte veya yapay gülücükle “binbir” maymunluk sergileyenlere karşı tavırlarında farklılık derhal göze çarpar. O halde bir bebeğe dikkatlice bakmak gerekir; bir bebek bir insanın gözlerinin içine bakıp gülümsüyorsa, kuvvetle muhtemeldir ki; bir bebeği gülümseten bakışların sahibi bir insanın normalde özü iyidir, samimidir. Çünkü bebekler annelerini kokularından tanırlar ve severlerken, gülümsedikleri insanlarla kurdukları bağ iyiliğin, saflığın bağıdır; “bebekler meleklere gülümser.” Aynı bebekler bebekken bir yılanla oynamaktan, aslanın kuyruğunu çekmekten korku duymazlar. Ama öğrenirler. Korkuyu öğrenirler, zararlıyı, zararsızı tehlikeliyi tehlikesizden ayırmayı öğrenirler. Genellikle çevrelerinde belirlenen kişilikleriyle kimlikler kazanırlar. Bu durum genellikle aksi kanıtlanana kadar tek doğrudur ve gerçektir. Bazen yanıldıkları da olmaz değil, öyle ki engelli doğum oranının en medeni toplumlarda fazla oluşu, buna mukabil doğada eşlerini özgürce seçen hiçbir canlının şayet insanın doğrudan veya dolayı bir müdahalesi yoksa engelli yavrular dünyaya getirmedikleri en azından bu oranın dünyanın en zeki canlısı olan insanlar kadar olmaması onca gelişmiş tıbbi imkânlara rağmen nasıl açıklanabilir ki?
İnsanlar hayatla ilgili durumlara öğretilen durumları, öğretilen kuralları sorgulamaksızın evlenen, yuva kuran, tüketen, iş arayan, iş bulan, eş bulan doğru yaptığına inandığı halde kesinlikle en fazla yanılan canlı türü olması sebebiyle gelecek yüzyıllarda ve olursa bin yıllarda en fazla sorgulanacak olan canlı türü olmayı hak ediyor da olabilir. Bu durum kimilerinin hoşuna gitmese veya farkında dahi olmasa da muhtemelen en fazla eleştiriyi hak eden canlı türü de gelecek bin yıllarda hayatta kalabilirse yine insan olacaktır. Ortaçağda veba mikrobu canları alabiliyorken onun yerini günümüz dünyasında insanlar yarattıkları doğru olduğuna şüphe edilebilecek düşünceler “haplar” yüzünden yitirip gidiyorlar…
Günümüz dünyası Ortaçağdan çok modern her şey çok daha doğru, çok daha yanlış ve yanlı. Gerçekte ise; orman kanunu dünyada tüm çıplaklığıyla medeniyet adı altında yaşamaya devam ediyor.
Günümüz dünyası insanları bundan bin yıl öncekinden daha uzun yaşıyorlar ve kalabalıklar. Kölelik yerini modern kölelik, fikirsel kölelik bağımlılık olarak devam ediyor. Kölelik öyle bir hal almış ki, modern medeniyetin meydana getirdiği koskocaman bir “kola medeniyetinden” başka bir şey değildir; içiyor susuzluğum gidecek zanneden insanoğlu sadece susuzluğunu artırmakla kalmıyor üstüne bir de bağımlı geliyor. Bağımlıları yönetmek ise insanoğlunun bulduğu ilk yöntemlerden biridir. Köylüler yaylada saldıkları hayvanları akşamleyin eve dönsün diye onlara tuz yalatırlar. Elbette günümüz insanını bağımlı hale getirmek için tuz yalatmıyorlar. Allah’a şükürler olsun, insanlar burada daha yaratıcılar…