- Kategori
- Eğitim
Komşunun çocuğu
<ı>"Yaşam bize bütün kitapların öğrettiklerinden daha çoğunu öğretir. Çünkü yaşam bize karşı direnir. İnsan ancak engellerle karşılaşıp onları aşmaya çalıştıkça kendini tanıyabilir." ı>
<ı>ı>
<ı>Genelde kıyas, iki insanın veya kurumun durumunu yan yana getirip farklarını ortaya koyma şeklinde tezahür eden bir davranış biçimidir. Kıyas, günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Bu ortaya konsa da konmasa da insanın tabiatında var olan bir olgudur. Bazıları bunu sessiz yapar ki doğrusu budur, bazıları ise bunu seslendirir ki sonuçları ağır olur.ı>
“Komşunun çocuğu senden daha çok çalışıyor, sen ise yatıyorsun”. Ya da “komşunun kızı senden daha az çalıştığı halde senden daha yüksek puan alıyor.” Veya “Komşunun çocuğu senden daha zeki mi ki senden çok daha yüksek puanlar alıyor?” Bu kıyasları büyükler genellikle yaparlar.
Çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslamak aynı zamanda onun sınırlarını zorlamak, sınavlara hazırlık sürecinde iletişimi zorlaştıran bir yaklaşım olabilir. Bu yaklaşım çok az ailede olumlu etki yapabilir. Bu aile ile çocuk arasındaki iletişimin sağlamlığına ve çocuğun iradesinin gücüne bağlıdır. Ancak bu tür kıyas genelde olumsuz etkiler doğurur.
Çocuk, sürekli olarak karşılaştırıldığı kişilere karşı önceleri bir kıskançlık duymaya başlar. Karşılaştırmalar devam ettikçe kıskançlık hissi nefrete dönüşmeye başlar, hatta düşmanlığa kadar gidebilir. Çünkü çocuk, yaptığı her işte, attığı her adımda engelle karşılaşır. Bu engel, beğenilen kişidir ve çocuk o kişi gibi olamadığından kimsenin gözüne giremeyeceğinin farkındadır. Dolayısıyla çocuk o kişiyi kendisine rakip olarak görür ve pes eder. Bu davranış şekli çocukta kırılma, incinme, stres, kaygı gibi duyguların oluşmasına sebep olabilir. Bu değişen duygu durumlarının çocuğun başarısında bir düşüş yaratacağı muhakkaktır. Çocuğun sınırlarını zorlamadan ailenin istekleri ile çocuğun kapasitesi arasında bir denge kurmak gerekir.
Ben öğrencilere şunu söylerim: Dünyada fiziksel özellikleri her yönüyle aynı olan iki nesne yoktur. Aileler de her şeyden önce şunu bilmeleri gerekir: Her çocuk ayrı bir dünyadır. Dünyada tek yumurta ikizleri de dahil olmak üzere aslında hiçbir çocuk bir diğerine tam olarak benzemez. Bütün çocuklar farklıdır ve özeldir. Onların her birinin duyguları, düşünceleri, yetenekleri ayrı ayrıdır. Öğrencilerde de böyledir. Kimi çocuğun sayısal, kimi çocuğun sosyal, kimi çocuğun ise müzik yeteneği ileri düzeydedir. Hatta müzik yeteneği iyi olanın resim yeteneği kötü olabiliyor. Dolayısıyla hiçbir çocuk bir başkasıyla başarı yönünden karşılaştırılmamalı. Özellikle ahlak yönünden hiç karşılaştırılmamalılar. Çünkü çocuk, ahlaki eğitimi en yakınlarından alır.
Çocuklar için davranışlar sözlerden daha etkilidir. Çocuğu bir hedefe yönelik harekete geçirmek istiyorsanız o hedefin gerektirdiği gibi yaşamalısınız. Çalışkan olması isteniyorsa anne baba da çalışkan olmalı. İşten eve gelindiğinde, “Bugün hep kaytardım, devlete şu kazığı attım!” edebiyatının yapılmaması gerekir. Çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsanız aile olarak siz de yalan söylememelisiniz. Özellikle sık sık yapılan ve bir şey çıkmayacağı düşünülen pembe yalanlardan kaçınılmalı. Çocuğumuzun planlı ve düzenli olmasını bekliyorsanız sizler de her işlerimizi planlı yapmalısınız. Kısaca çocuklarımıza davranışlarımızla örnek olmalısınız. Çocuklar sıvılar gibidir. Konuldukları kabın şeklini alır. Çocuk da yeşerdiği ortama göre şekil alır.
Büyüklerin kıyası yanında gençler de akranlarıyla kendilerini kıyaslarlar. Hatta kız öğrencilerde bu daha sıklıkla görülür. “Ben gece gündüz çalışıyorum o ise genellikle yatıyor. Bu durumda iken bile benden daha yüksek puan alıyor. Bu adalet mi? Benim netlerim 70 civarında geziyor, onunki ise 100’den aşağı inmiyor.” Bu tür yakınmalarda bulunan öğrenci sayısı hiç de az değildir. Aslında bu kıyas şekli yanlıştır. Sizler farklı kişiliklersiniz. Hiçbir zaman insanların kimyası, kapasitesi aynı değildir. Algılama biçimleri, rahatlıkları, okulda ve dershanede dinleme kapasiteleri, aile düzenleri aynı değildir. Bu yüzden çalışma süreleri de farklı olacaktır. Ayrıca hedefleri, alanları farklı olan kişilerin birbirleriyle kıyaslanmaları da doğru değildir. Diyelim ki Ahmet kendisine belirlediği hedefe 150 netle ulaşıyor, Ayşe ise 90 netle ulaşıyor olsunlar. Bu durumda çalışma kapasiteleri, şubat ayında girecekleri deneme sınavlarındaki netleri aynı olmayacaktır. Onun için bu durumdaki öğrencilerin karşılaştırılmaları birbirlerine göre değil hedeflerine göre olmalıdır. Şubat ayındaki denemede Ahmet 90 net, Ayşe 70 net yapmış olsun. Ahmet’in 60 net, Ayşe’nin ise 20 net eksiği kalmış olur. Şubat ayından sonra kimin daha çok çalışması gerektiğini siz düşünün. Elbette Ahmet daha çok çalışmalı.
Evet, kıyaslamanın ölçüsü bu. Kıyaslama eşitler arasında olursa pek sorun olmaz. En doğrusu da kişinin kendisiyle olmasıdır. Kişi kendi durumunu kendi hedefiyle kıyasladığında doğru bir kıyaslama yapmış olur ve bu kıyaslama kişiye olumlu yönde yansımış olur. Bizim “Bugünü dününe eşit olan zarardadır.” diye bir sözümüz var. Birinci kıyas şeklimiz dünle bugünü kıyaslamak şeklinde olmalı. İkinci kıyas şekli bugünkü durumla hedefin ne istediğinin kıyası olmalı. Dün ne kadar çalıştın, neler öğrendin, bugün ne kadar çalıştın ve neler öğrendin. Bu ikisini terazinin kefelerine koyduğunda bugünün kefesi ağır basıyorsa doğru yoldasın. Neticesi de güzel olacak. Aksi takdirde dün kefesi ağır basmışsa zarardasın demektir. Neticenin kötülüğü kıyasın doğruluğunu etkilemez. İyi ki kıyas yapmışsınız. Çünkü bugünü telafi emek için kısa süre içinde tedbir alacak, yarın daha akılcı bir çalışma yapacaksın.
Deneme sınavlarıyla gerçek hedefe ulaştıracak sınav arasında kıyas çok önemlidir. Deneme sınavları gerçek sınavın provasıdır. Deneme sınavı sonuçlarını ele alarak ulaşman gereken hedefe ne kadar kaldığını kıyaslayacaksın. Hedefe ulaşmak için ne kadar eksiğin kaldığına bakarak ve kalan süreyi göz önüne alarak çalışma düzenini ve performansını gözden geçirmelisin. Gerçek kıyas bu şekilde amacına ulaşır.
Herkesin bireysel bir başarı çıtası vardır. Bu o kişiye aittir. Siz başkalarını kendilerine biçtiği çıta seviyesini aşmayla uğraşmayın, kendi çıtanızın seviyesini yükseltmeye çalışın. Siz nereye ulaştığınızda kendinizi başarılı hissediyorsanız sizin başarı çıtanızın yüksekliği o dur.
Geçende televizyonda kolları olmayan bir bayan ressam izledim. Ressam bir odada yanında bulunan talebelerine resim kursu veriyor. Kendisi yüksekçe bir masaya oturmuş ve ayaklarıyla resim yapıyor. Bu arada öğrencilerine resimle ilgili bilgiler de veriyor. Odanın duvarları yaptığı resimlerle dolu. Resimlere baktığımda açıkçası diğer ressamların yaptığı resimlerle kıyaslanmaktan kendimi alamadım. İtiraf etmeliyim ki resimleri o kadar da beğenmedim. Fakat bu resimlerin ayakla çizildiğini düşündüğümde hiç de fena olmadıklarına kanaat getirdim.
Ressam röportajda çok mutlu ve rahattı. Kolları olmadığı halde resim yaptığını, resimlerinin beğenilip satıldığını, aynı zamanda öğrencilerine verdiğini anlatıyordu. Bunun gibi nice sakat ve bir şeyler üreten insanlara tanık olmuşsunuzdur. Onlar için önemli olan bir şeyi başkalarına göre mükemmel yapmak değil, kendi kapasiteleri ölçüsünde bir şeyi mükemmel yapmaktır.
Bayan sanatkâr kendisini Leonardo da Vinci ile kıyaslamış olsaydı elbette eksik olduğunu görecek ve mutsuz olacaktı. Ama o eserlerini kendi kapasitesiyle değerlendiriyor ve mutlu oluyor. Bu mutluluk sonucunda insanlara da faydalı oluyor, ayrıca ekmeğini kazanıyor. Fizyolojik eksikliğinin kendisini başkalarına muhtaç etmesine müsaade etmiyor. İşte gerçek başarı budur.
Evet, kalp, akıl ve beden sağlığı yerinde olan insanların atalet (tembellik) zırhını delip de işe başlayamamalarını yerin dibine sokan bir cesaret örneği bu. Daha ne duruyorsunuz? Kapasitenizle yaptıklarınızı kıyaslarsanız başarılı olacaksınız. Aynı zamanda ne kadar düşük verimle yaşadığınızı da görebilecek ve ona göre kendinizi ayarlayacaksınız.
Kalın sağlıcakla.
İsmet Yalçınkaya
Final Dergisi Dershanesi <ı>ı>