- Kategori
- Siyaset
Kontrol edilemeyen öfke felâket getirir
Türkiye tarihinin en çetrefilli süreçlerinden birisini yaşıyor. Her toplumun tarihinde böyle çetrefilli süreçlerin yaşanılması kaçınılmazdır. Ya toplum önderleri bu süreçleri aklın ve bilimin rehberliğinde doğru yönetmiş, sorunu çözmüş veya kontrol edemedikleri öfkeleri onları felâkete sürüklemiştir. Doğu ve güneydoğu’da uzunca bir süre eğitim yöneticisi olarak görev yapmam nedeniyle o bölgedeki işleyişe ilişkin pek çok izlenimim oldu. Gördüğüm fotoğraf dinlediklerimden ve okuduklarımdan oldukça farklıydı. Sonuç olarak diyebilirim ki herkesin kafasında bir efsane var ve onu gerçekle karıştırıyor. Çözümün önündeki en büyük engel de bu. Çözüm için en kritik soru; “Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında belirtildiği gibi gerçek anlamda demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” olup olamadığıdır. Yönetsel yetkiyi elinde bulunduranların bu ilkeleri özde benimseyip benimsemediğidir. Buradan yola çıkacak olursak bu ülkeyi seven, kardeşlik, dostluk ve barış içinde yaşamak isteyen her vatandaşın şapkasını önüne koyup tekrar tekrar düşünmesi gerekiyor. Her şeyi sorgulayabilme, gerçeklik karşısında inandığımız efsanelerden vazgeçebilme cesareti gösterebilirsek çözümün düğüm noktasını bulmuşuz demektir. Yaşadığımız coğrafya zor bir coğrafyadır. Anadolu’nun tarihini bilmeyenler, yaşananlardan ders çıkarmayanlar Anadolu halkının acısına acı katmanın ötesine geçemezler. Görünen o ki Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi yürüyemeyecek. Bireyler olarak kritik bir karar aşamasının eşiğindeyiz. Bizim göstereceğimiz doğru tavrın siyasal arenaya da yansımaları olacaktır. Olmak zorundadır. Tarihe bakınca benim anladığım; Birincisi, bu topraklarda içinize kapanma şansınız yoktur. Dünya sisteminde ya kendinize bir rol biçme gücünü elde etmek ya da size verilen bir rolü oynamak durumundasınız. Verilen rolü oynamak durumundaysanız kaderiniz daima rolü verenlerin elinde olacaktır. İkincisi, birliğini kaybeden dirliğini kaybetmiştir. Küçülenlerin kaçınılmaz sonu yutulmak olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 87 yıl gibi kısa bir sürede eşkiyanın, mafyanın, feodal düzen mirasçılarının, şıhların, şeyhlerin, aşiret reislerinin dayatmalarına maruz kalması acıdır ve tam anlamıyla yönetsel basiretsizlik göstergesidir. Memleketin bu hale düşmesinde Atatürkçüyüm diye dolaşanların, makam işgal edenlerin en az Atatürk karşıtları kadar payı ve sorumluluğu vardır, olmuştur. Yanlışların farkına varmak ve özeleştiride bulunmak bir erdemdir. Temennimiz odur ki bu erdemliliğin gereği yerine getirilsin. Yeniden, bir kere daha yeniden düşünmekte fayda var. Anadolu etnik kökeni ne olursa olsun bu topraklarda doğan herkesin anavatanıdır. Varlığımız ve dirliğimiz için birlikte yaşamak zorundayız. Memlekette pek çok yanlış yapılmıştır. Yanlış yapılmıştır diye yanlış, yanlışı doğurmamalıdır. Öfkelerimizi kontrol edebilir ve sağduyuyla düşünebilirsek özgür ve onurlu bireyler olarak yaşamanın yolunun Türkiye Cumhuriyeti’ni gerçek anlamda demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine dönüştürmek olduğunu görebiliriz. Doğru olan bu bağlamda ne yapabileceğimize yoğunlaşmaktır.