- Kategori
- Kent Tarihi
Konya tarihi kent merkezi koruma politikaları (1)

Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkır kendi
BÖLÜM I. GENEL BİLGİLER
" Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkır kendine bir serap çeşnisi vermekten hoşlanır. Konya'ya hangi yoldan girerseniz girin sizi bu serap vehmi karşılar. Çok arızalı bir arazinin arasından ufka daima bir ışık oyunu, bir rüya gibi takılır. Serin gölgeleri ve çeşmeleri susuzluğumuza uzaktan gülen bu rüya, yolun her dirseğinde siline-kaybola büyür, genişler ve sonunda kendinizi
Selçuk Sultanlarının şehrinde bulursunuz. Dışarıdan bu kadar gizlenen Konya içinden de böyle kıskançtır. Sağlam ruhlu kendi başına yaşamaktan hoşlanan, dışarıdan gösterişsiz, içten zengin Orta Anadolu insanına benzer. Onu yakalıyabilmek için saat ve mevsimlerine iyice karışmanız lazımdır. Ancak o zaman çeşmelerinden akan Çarbağ sularının teganni ettiği sırrı, zengin işlenmiş kapıların ardından sırmalı çarşafı içinde çömelmiş eski zaman kadınlarını andıran Selçuk abidelerinin büyüklük rüyasını, türkü ve oyun havalarının hüznünü ve bu oyunların ten yorgunluğunu duyabilirsiniz. Konya insanı ya bir sıtma gibi yakalar, kendi alemine taşır, yahut da ona sonuna kadar yabancı kalırsınız. Meram Bağlarının tadını alabilmek için ona yerli hayatın içinden gitmek lazımdır. Konya tıpkı Mevlevilik gibi bir nevi initiation ister...."
Ahmet Hamdi Tanpınar
(Beş Şehir)
Bu çalışmanın amacı; zengin bir geçmişe sahip, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Selçuklu Medeniyetine uzun yıllar Başkentlik etmiş olan, Osmanlı Döneminde ise çok önemli bir kültür ve ticaret kenti, günümüzün de gelişen bir kültür, sanat ve ticaret şehri olan Konya'nın <ı>"Tarihsel Kent Dokusu ve Kent Merkezi"ı> nin korunmasına yönelik çalışmalar ile kamunun bu konudaki tutum ve davranışlarını aktarmaktır.
Bu bölümde, Konya Tarihsel Kent Merkezi ve onun içinde yer alan Arasta (geleneksel çarşı kesimi) Kesiminin tarihsel gelişim süreci ve günümüzdeki nitelikleri araştırılmıştır. Merkez, tarihsel gelişimi, Roma, Helenistik Dönem merkezleri ile Osmanlı-Türk Kenti’nde çarşıların nitelikleri, kent içindeki konumları hakkında genel bilgi verilecektir.
Bu çalışmada; öncelikle arşiv kaynaklarına başvurulmuş çeşitli eserler taranmıştır. Eski resim, harita ve planlar incelenmiş; bu belgeler yerinde yapılan gözlem ve saptamalarla birleştirilmiştir. Ayrıca, 1990 sonrasında hazırlanmış koruma amaçlı plan ve kentsel tasarım ve peyzaj projeleri, oluşum ve uygulama süreci irdelenmiştir. Tarihi doku içerisindeki yapıların konum ve yapım tarihleri ile, şehrin fiziki görünümü ve ticaret merkezinin durumu açıklanmaya çalışılmıştır. Şehrin topografik yapısı, kadastral durum, yapıların konum özellikleri, mahallelerin nitelikleri, merkezin MİA içindeki konumu gibi fiziki yapıyı oluşturan tüm öğeler incelenmiştir. Başlıca han, arasta ve ticari yapıların yapılışı, fonksiyon ve diğer yapılarla olan ilişkisi tescil fişlerine ve diğer kaynaklara dayanılarak açıklanmaya çalışılmıştır.
I.1. AMAÇ ve YÖNTEM
Osmanlı- Türk şehirlerinde, ticaret merkezinin en önemli unsurlarından olan <ı>HAN, BEDESTENı> ve <ı>ÇARŞIı> incelenmiş, Konya Tarihi Kent Merkezi ile geleneksel çarşı işlevlerinin halen sürmekte olduğu Arasta Kesimi’nin oluşumu ve gelişmesi için gerekli olan koşullar, şehri sosyal ve ekonomik yapısı göz önünde tutularak değerlendirilmiştir.
Bazı araştırmaların yardımıyla tarihsel ticaret merkezi ile ilgili özgün kaynaklara ulaşılması ve değerlendirmeye katılması ile çalışma geliştirilmiştir [1].
Bir şehrin mekansal yapısı, şehirsel mekana bağlı eylemler, bu eylemler arasındaki ilişki ve bunun şehir mekanındaki göreli yer seçimi olarak tanımlanabilir. Bir şehirdeki işlevler ise, şehrin toplumsal yapıdaki yerine bağlı olarak belirlenmektedir.
Şehirlerin belirli bir zaman kesiti içindeki mekansal yapısı, ekonomik yapıya, kültürel yaşantıya ve teknolojik düzeye bağımlı olarak oluşmaktadır.
Bir şehrin ekonomik yapısının, teknolojik düzeyinin, sosyal ve kültürel yaşantısının göstergesi olan en önemli kesimi "Ticaret Merkezi" dir. Osmanlı-Türk şehirlerinde köklü bir ticaret organizasyonu ve ticari yapı geleneği bulunmaktadır. Günümüzde, Konya dahil bir çok şehrimizin geleneksel ticaret merkezleri, bu geleneğin fiziki olarak günümüze kadar ulaşmış kanıtlarıdır. Bu ticaret merkezlerinin günümüzde yeniden düzenlenmesi, eski yapılara uyumlu yeni kullanımlar verilmesi gerekmektedir [2].
Kentlerin mekandaki biçimi, kent imgesinin oluşması toplumsal yaşamda etkin olan kurumlar tarafından belirlenmektedir. Örneğin “Din” kurumunun büyük bir ağırlık kazandığı toplumlarda, büyük, ihtişamlı ve zengin görünümüyle “güç” ü simgeleyen dinsel yapılar göze çarpmakta ve kente damgasını vurmaktadır.
Kentler sadece insanların barınma gereksinimlerini karşılayan yapılardan oluşmazlar. Toplu yaşam sonucu bir dizi ortak-kişisel gereksinimler de doğar. Uygarlık türü, gelişmişlik derecesi, kültür yapısı ya da yönetsel yaptırımın etkisiyle, kentlerde bu gereksinimleri karşılayan, nitel ve nicel düzeyleri zaman ve mekanda farklılaşan bir çok yapılanmamış ve yapılanmış alanlar ve mekanlar oluşur. Kentlerde, toplumsal yaşamın bu yoğunlaşması sonucu, dinlenme, eğlence, kültür, eğitim, sağlık, ticaret, spor, yönetim, ulaşım, kamu hizmetleri, altyapı hizmetleri gibi gereksinimleri karşılayan özellikli uzmanlaşmış alan, yapı ve örgütlenmeler donatımları oluştururlar [3].
Donatımların kültür yapısı ve toplumsal ilişkilere dayalı olarak nasıl farklı nitelikler gösterdiği, eski yerleşimler incelendiğinde daha iyi anlaşılmaktadır. Tapınakların, agoraların, forumların, amfi tiyatroların, hipodromların, katedrallerin, camilerin, kervansarayların, bedestenlerin damgalarını vurdukları toplumlar incelendiğinde, bu tür donatım yapıları ile, içinde yaratıldıkları toplumsal koşullar arasındaki yakın ilişki ortaya çıkmaktadır. Bu ilişki öyle yakındır ki, o devrin toplumsal koşulları ve kültür yapıları bu eserlerden anlaşılır ve bu yapılar halen yaşadığımız kentlere o devirlerden mesaj iletirler.
“Kentsel Merkez” oluşumu ilk defa Yunan Kent Devletleri’nde görülmektedir. “AGORA” olarak adlandırılan bu yer, Yunan kentinin idari, ticari ve dinsel merkezidir. Kelime anlamı itibariyle <ı>“Vatandaşlar Meclisinin Toplandığı Yer”ı> anlamına gelmektedir.
Kentlilerin tek tek değer kazandığı demokratik bir düzen olan Yunan Kent Devletleri’nde ilk ideal kent merkezi <ı>“Helen Agora” ı>sı olmuştur. Kent merkezi daha önce AKROPOL’ dü. Bu merkez sadece dini fonksiyonları yürütüyordu.
Ancak sanayi ve ticaret gelişirken, din de devletten bağımsızlaşmış, bunun sonucunda da, idari yapılar Akropol’ den çıkıp AGORA’da yer almışlardır.
Yunan kentlerinde ortalama 40.000 kişi yaşamasına rağmen, yabancılar, esirler ve dinleri olmayan plebler vatandaş olarak sayılmadığından, demokrasi sadece 10.000 kentli içindir.
Agora’nın temel fonksiyonu, bu on bin kentliyi bir araya getirmek, kent yönetimine katmaktır. Pazar ve alışveriş eylemi de agora içine girmiş, filozoflar düşüncelerini burada açık havada yürütmüşlerdir. Agoralar iklim kuşağının elverişli olması nedeniyle açık mekanlardır. Bütün yolların kesiştiği yer olan AGORA, dinsel merkez AKROPOL ile de bağıntılıdır [4] .
Roma Forum’ larının kurucuları imparatorlar’dır. Her İmparator kendi adını taşıyan kendisinin gerekli gördüğü işlevleri içeren forumlar yaptırmışlardır.
Kimi İmparator, Forumunu müze ve kütüphaneleri ile bir “KÜLTÜR MERKEZİ” olarak düşünmüş, kimi de alışveriş eylemlerini FORUM dışındaki ek alanlara çıkarmıştır.
Nüfusun hızlı artışına bağlı olarak, yoksul kesimin de artış göstermesi sonucu, forum mekanı yetmemiş ve yöneticilerin kurdukları özel tiyatro ve sirkler bu eylemi üzerlerine almışlardır. Halkın en çok toplandığı yerler, bu “PASİF İLETİŞİM” mekanları olmuş, yoksul çoğunluk bu mekanlarda zalim gösteriler seyrettirilerek eğlendirilmiştir. Böylece, yoksul halk forumdan çekilmiş, FORUM devlet kapısında iş izleyen ve alışveriş eden tabakaya bırakılmıştır. Devlet şekli artık demokrasi olmadığından birçok kişinin bir araya gelerek birbirlerini tanımalarına hem gerek, hem de imkan kalmamıştır.
Bunların bir kısmı Roma kentlerinin üzerine kurulmuştur. Yeni kentler, Hıristiyanlığın kabulü ile Kilise etrafında toplanmış, korunma gereksinmesinden dolayı dini liderin yanında idari lider de ortaya çıkmıştır. Halk başlangıçta toprakta çalışan “SERF” ler iken, daha sonra üretimin artması ile bunlardan bir kısmı, gezgin tüccar olarak serflikten kurtulmuşlardır. Bu türden bağımsız kentlilerin yerleştiği kesim duvarlar içine alınarak korunmuş, kentin kurulma ve gelişme nedenine göre Forum da farklı biçimlerde yer almıştır.
Ticaret nedeni ile kurulan kentlerde, ana arter genişletilmiş ve Pazar işlevi bu cadde üzerinde gelişmiştir.
Ortaçağda, merkezi yaratan ana unsurlar, dinsel kuruluş, idari kuruluş ve alışveriş eylemleridir. Bu etkinlikler, ayrı ayrı ya da bir arada bulunabilir. Loncaların düzenlediği dinsel eylemlerin katedralin önünde yapılışı gibi, bütün kente hitap eden eylemler ve her semtin sahip olduğu ayrı dinsel kuruluşların etkinlikleri de söz konusudur.
Rönesans döneminde kent, ekonomik eylemlerin gelişmesi ile şekil değiştirmiştir. Bu dönem kent merkezinde, dinsel kurumların yanı sıra devlet kurumları da önem taşır. Ulaşım şebekelerinin düz bir çizgi ile birleştirilmesi düşüncesi XVII. ve XVIII. yüzyıllar
Barok Roma’sında ortaya çıkmıştır. Meydanın yolla doğrudan bağlanması ile, merkez niteliğindeki meydanlar, yeni konulan kapitalist düzendeki kentlerde arsa bölümü ve satışını kolaylaştıran dik blokların ayrılması ile anlatım bulmuştur. Kapitalist düzenli kentlerde, MERKEZ, yer seçimini gelişime en uygun yeri bularak yapmıştır. XIX. yüzyılda kentsel nüfusun aşırı artışı, genişlemesi sonucu kontrolden çıkan kentteki merkezde, eskiye oranla tanımın ve işlevlerini değiştirmiştir[5]. İnsanların yaşantılarına, yeni tabakalarına biçimlerine, değer yargılarına ve yönetim biçimlerine uygun olarak merkezler çeşitlilik göstermişlerdir.
Osmanlı toprakları, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde Türkleşen yerlere yenilerinin eklenmesiyle genişlemişti. Osmanlı Dönemi’nde ise, Anadolu’da Türkleşme daha da güç kazanırken, Türklerin şehirlileşmesi de büyük ölçüde gelişme göstermiştir. Bu dönemde, göçebeler genellikle tarım alanlarına yerleştirilmekle beraber, bu yerleşmelerin bile şehirlerin gelişimine dolaylı şekilde geniş etkileri olmuştur.
Türkler, XIV. yüzyılın ortalarında Rumeli’ ye geçmiş ve özellikle XV. Yüzyılın başlarından itibaren Rumeli’nin önemli bir bölümünü Türkleştirmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk çarşı düzeni, Anadolu’dan başka Rumeli’nin de önemli bir bölümünde görülmekteydi.
Anadolu kentlerinde Türkleşme ve İslamlaşma sürecinde, bu sürecin hakim olduğu kentlerde genellikle üç temel öğenin hakim olduğu görülmektedir. Bu öğeler ; <ı>“Cami, Pazar ve Hamam”ı> dır (Plan 2).
Caminin temel öğe oluşunda, Müslümanların kentleri, dinsel ödevlerle toplumsal ideallerin gerçekleştiği yer olarak saymalarının önemli rolü vardır. Kentin ruhani merkezi olan cami, yerleşme biriminin aynı zamanda siyasal ve dinsel merkezi durumundadır. Caminin yeri, İslam öncesi dönemlerin “Agora” sının ya da “Forum” unun bulunduğu alandır. Onun hemen yanında hanların, hamamların ve pazarın bulunduğu ticaret merkezi yer almaktadır [6] .
Liman şehirlerinde ise kent merkezinin (çarşının) konumlanmasında ve yer seçiminde iskeleye yakınlık büyük ölçüde etkili olmuştur. Liman şehirlerinin büyük bir kısmında, çarşı için, özellikle güvenlik bakımından sur, kale ya da kaleye benzer güvenli bir yerin varlığı önem taşımıştır. Antalya, Alanya, Sinop, Silivri, Gelibolu, Giresun değişik bakımlardan buna örnektir.
Temel biçimlenmesi, XIV. ve XVI. yüzyıllarda gerçekleşen ve bundan yüz yıl öncesine kadar eski özelliğini koruyan Türk şehrinde çarşı alanındaki ticaret yapıları; dükkanlar, hanlar ve bedestenden oluşmaktaydı. Bedesten hemen hemen çarşının en merkezi kesiminde yer alırdı. Çarşının büyüklüğüne göre cami sayısı artar, şehrin en büyük cami ya da camileri çarşıda yoğunlaşan kesimlerin yakınında konumlanırdı (Plan 3).
Bedestenlerin özel bir yapı halinde biçimlenişinin başlangıcı XIII. yüzyıl sonlarına kadar gerilere gitmekteyse de, bunların çoğalma, ülke çapında yaygınlaşma, şehirlerde çarşıdaki merkezi yerini alma ve nihayet sadece bir dükkanlar topluluğu olmanın ötesinde bir takım fonksiyonlar da yüklenmeleri Osmanlı dönemindedir. Bu oluşum ve Türk şehrinin bedestenle ilgili karakteristiğinin belirginleşmesinde XV. ve XVI. yüzyıllar önem taşımaktadır [8] . Hatta XVIII. yüzyıllarda bile bazı yerlerde yeni bedestenler yapılmıştır. Ancak, bunların sayısı fazla olmadığı gibi, daha önceki yüzyılların şehir ticaret alanları ve yerleşim düzeni sorununa bir yenilik ve değişiklik getirmemişlerdir.
<ı>"Bedesten"ı> kelimesinin aslı, <ı>"Bezistan veya Bezzazistan"ı> olup, bozularak Bedestan ya da Bedesten şeklinde kullanılmaktadır. Bez=Bezze: Kumaş ve savaşta ganimet olarak alınan eşya anlamına gelmektedir. Bedestenler, kumaş ve bez satılmak için yapılmış, daha sonraları kıymetli mallar ve antika eşya alım-satımına tahsis edilmiş kapalı çarşılardır. Türk çarşılarına özgü en tipik yapı biçimi bedestenlerdir [9] (Plan 4).
Özel tipte bir ticaret yapısı birimini oluşturan bedestenler, planlarındaki ayrıntılara göre bazı gruplara ayrılabilirler. Bedestenlerde normal ticari eylem sürdürüldüğü gibi, bunlar ayrıca ticari yaşamla ilgili bir takım işlevlere de sahipti. Ticari etkinliği daha kapsamlı olan büyük şehirlerde bu işlevler daha da çeşitlenirdi. Bu açıdan kurumsal bir özellik de taşırlardı.
Bedestenlerin işlevleri ile birlikte Osmanlı ticari yaşamındaki yerleri aşağıda özetlenmiştir:
· Bedestenler yarı resmi bir ticaret kuruluşuydu,
· Devletle esnafın karşılıklı ilişkilerinde baş role sahipti,
· Bedestenler şehirlerde ticaretin ağırlık merkezinin düğümlendiği yerlerdi,
· Bedestenler ticari yaşamda; yapılarının mimari özelliğiyle, değerli ticaret mallarının güvenceye alınışının, ticari eylemler bakımından da, doğruluk ve kurumsal güvenirliliğin temsilcisiydi,
· Esnaf kuruluşları sözcülerinin en başta geleni “Bedesten Kethüdaları” idi,
· Bedestenler, “Lonca” ların devletle ilişki ve bağlantısında da önde gelen bir kuruluştu,
· Bedestenler, günümüz bankalarının kiralık kasaları benzeri gereksinimleri karşılardı,
· Bedestenler, kıymetli mallar borsası durumundaydı,
Özellikle, İstanbul bedesten kethüdaları, para rayicine ait düzenli kayır tutmaları bakımından, Başkent İstanbul’da para borsasını izlemekle ilgili bir yetkili durumunda bulunmakta, böylece, bir bakıma, bu günkü bankaların para değerini izleme ile ilgili işlemlerine yaklaşım arz eden bir işlemi yürütmekteydi [10].
Bu bölüm, Tunçer, M. “TARİHSEL ÇEVRE KORUMA POLİTİKALARI: KONYA” Konya Büyükşehir Belediyesi, Kültür Yayınları : NO: 101, Aralık 2006. 'den alınmıştır.
[1] KARPUZ, H., 1996, “Konya Tarihi Kent Merkezi”, Yayınlanmamış Rapor
[2] TUNÇER, M., 1985, “A Research Within A Historical Perspective On Suluhan (The Hasan Pasha Inn) It’s Transformation and Relations With The City Center Of Ankara” Yüksek Lisans Tezi, O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, Restorasyon Bölümü ile Şehir Planlama Bölümü Ortak Yüksek Lisans Programı.
[3] ÇUBUK, M., vd., 1978, S.31.
[4] EVYAPAN, G., 1971.
[5] EVYAPAN, G, 1971, S. 43-48.
[6] KUBAN, D., 1986, S.71.
I. AMAÇ ve YÖNTEM
BÖLÜM I : OSMANLI-TÜRK ŞEHİRLERİNDE GELENEKSEL ÇARŞI İŞLEVLERİ VE TİCARİ YAPILAR
I.2. MERKEZ, İŞLEV VE NİTELİKLERİ
I.3. KENT MERKEZLERİ TARİHSEL GELİŞİMİ
I.3.1. HELLENİSTİK DÖNEM KENT MERKEZLERİ
I.3.2. ROMA KENT MERKEZLERİ
I.3.3. ORTAÇAĞ KENT MERKEZLERİ
I.3.4. RÖNESANS DÖNEMİ KENT MERKEZLERİ
I.3.5. ERKEN DÖNEMLERDE TÜRK ŞEHRİ MERKEZ KONUMU VE YAPISI
I.3.5.1. BEDESTEN