- Kategori
- Trafik
Köprü trafiği çıldırtmasa şaşardım!

Medyamızın “mankenler yürekleri hoplattı”, “kaleci kalesinde devleşti”, “trafik canavarı yine yollardaydı” gibi klişe laflarından biri de “köprü trafiği çıldırttı” dır.
Köprü trafiği ne zaman çıldırtmaz ki? Kar yağınca çıldırtır, yol çalışması olunca çıldırtır, amerika başkanı gelince çıldırtır, kısacası sürekli çıldırtır. Boğaziçi köprülerinin birinci amacı zaten trafik akışını sağlamak değil, İstanbulluları çıldırtmak. Ha bu arada bazen trafik akışı sağlanır.
Bu sefer de köprü üzerinde zaten çalışma varken üstelik bir de trafik kazasının meydana gelmesi İstanbulluları çıldırtmasa şaşardım! Çok merak ediyorum trafik kazası haber alındıktan sonra polis ve kurtarma ekipleri ne kadar sürede kaza yerine ulaşabildiler.
Peki bunun böyle olacağı haftalar öncesinden belli değil miydi? Karayolları çalışmanın kırk gün süreceğini herkese duyurdu. Ben dünyanın öbür ucundan duydum da İstanbul trafiğini düzenleyen yetkililer duymadılar mı? Tabi ki duydular. Ama ne yaptılar? Hiçbirşey. Günlük çalışmalarına devam ettiler. Hiç kimse “ya bir gün trafik kazası olduğunda zaten delirmek üzere olan istanbulluları çıldırtmadan nasıl kaza yerinde en kısa sürede ulaşabiliriz” diye beyin fırtınası yapmadılar.
Yapılsa belki bir çözüme ulaşılır.
Nasıl olabilir bu çözüm. Standart ekip görevlendirmelerinin dışında düşünelim. Mesela her 10 kilometreye bir trafik ekibi ve bir ambulans ayrıca mümkün sayıda kaza kurtarma ve itfaiye ekibi görevlendirilse bir farklılık sağlanabilir mi? Kaza haberi alındıktan sonra zaten saatler sürecektir kaza yerine normal güzergahında çalışan bir ekibin ulaşması. Sadece çok yakın bir yerde konuşlandırılan ekip kısa sürede, fakat yine de normalden uzun bir sürede kaza yerine ulaşabilir. Fakat böyle bir çözümü bulmak klasik yöneticilerimizin aklına gelmez. Gelse de uygulamaz. Ekipler normal güzergahlarında görevlendirilip, oradan kaza olan bölgeye sevk edilince saatlerce tıkanan trafikte ilerlemekte zaten mümkün olmaz.
Öte yandan İstanbulluların hiç mi suçu yok? Yani o trafikte, o yoğunlukta yolu kapayacak kadar şiddetli bir kaza yapmayı başarıyorlar ya? Ne diyim. Bravo valla. Ayrıca köptü kapalı, kaç tanemiz toplu taşıma araçlarını tercih ettik? Kaç tanemiz otomobil lüksünden vazgeçtik? Çok az. Tabi bu arada toplu taşıma aracı derken “metrobüs” denilen faciayı kast etmiyorum biline. Ona başka bir zamanda değineceğim.
Gelelim medyamıza. Trafik konusunda yazı yazan kaç tane köşe yazarımız var. Hemen hergün okuyorum herkes siyaset yapıyor, herkes ülkeyi kurtarıyor lakin trafik konusunda devlet yöneticilerini harekete geçirecek kimse yok. Hıncal Uluç’tan başka çok az sayıda köşe yazarının değindiği, hatta teğet geçtiği trafik konusunda yazı yazan, sürekli o konu üzerine değerlendirmeler yapan tek bir köşe yazarı yok! İstanbul trafiği kime emanet belli değil. Belediye trafik daire başkanı kimdir, nasıl bir mesleki geçmişi vardır, başarıları nelerdir, emniyet müdürlerinin yetiştikleri alanlar nelerdir, karayolları hengi personelini İstanbul’da görevlendirmektedir, bu soruların hiçbirini soran yok. Varsa da kusura bakmayın ben okuyamadım. Bildirirseniz hemen bulup okuyacağım.
Son olarak, hadi kaza oldu diyelim, neden hiç kimse bir açıklama yapmıyor? Neden hiçkimse trafi akışında yaşanan bu sorunun sebeplerini masaya yatırmıyor? “Münevver” cinayeti bu kadar önemli de, trafik kazalarında hergün en az 30 kişinin ölmesi bu kadar mı önemsiz?
Anlayamıyorum ve sanırım herhalde, hiçbir zaman da anlayamayacağım.