Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
266
 

Korkarım ki, artık korkmuyorum!!!

Korku sevginin virüsü, sevgi ise korkunun anti virüsüdür. Korku belleğini temiz tutabilmek sevgi ile mümkündür. Korktuğunuz hiçbir şeyi sevme şansınız yoktur. Buna Tanrı da dahildir. Eğer korku duyduğunuz bir yaratıcı kayıtlıysa hard diskinizde ondan uzak durmayı istersiniz. Çünkü o dosyanın içinde “Cabbar” ve “Kahhar” sıfatları da olan, senin asla baş etme şansın olmayan, aklının bir köşesinde bütün kâinattı yönettiğine inandığın ve bu yüzden baş edilmesi mümkün olmayan bir Tanrı vardır. Onu düşünmemeye ve ondan uzak durmaya çalışırsın.

Korktuğumuz ne olursa olsun, onu sevme ihtimalimiz olmadığına göre Tanrı’dan korkacak mıyız, yoksa sevecek miyiz? Korkuyla sevgiyi aynı anda hangi duygusal devrimle başaracağız. Söz konusu Tanrı ise bu duyguyu hangi sağlıklı platforma oturtacağız. İndirdiği kitapta “Allahtan gereği gibi korkun” diyen bir Tanrı yarattıklarının neden kendisinden korkmasını ister? Yine aynı kitapta, azametinden, kudretinden sürekli dem vuran bir tanrı zaten her şeye hakim değil midir ki, yarattıklarının kendisinden korkmasını ister.

Bu sorunun cevabını bulmak kadar insanoğlunu rahatlatacak ve ona mutluluğun kapısını açacak bir şey düşünemiyorum.
Allah’tan korkmak gerekir mi? Cevap: Evet!
Allah’ı sevmek gerekir mi? Cevap: Evet!

Bu iki zıd soru ve cevabı nasıl barıştıracağız ve ikisini nasıl yaşayacağız.
İnsan fıtratı gereği korktuklarından kendini koruyacak daha kuvvetli bir varlığa sığınma ihtiyacı hisseder. Ya kendin kuvvetli olacaksın ya da korktuğundan daha kuvvetli bir koruyucu bulacaksın.

Hz. Muhammed öncesi çağda haklının kuvvetli değil, haksız bile olsa kuvvetlinin haklı olduğu zaman dilimlerini yaşıyorduk. İnsanın korku duygusunu inançlar üzerinden besleyen zihniyet dün vardı bugünde aynen varlığına devam etmektedir. Dün putlar üzerinden bu korkuyu besleyenler ve bu korku üzerinden put satarak inancı paraya tahvil edenler, bugün de cehennem ateşini sürekli tutuşturarak ve ALLAH RIZASINI pazarlayarak aynı korkuyu kazanca tahvil etmektedirler. Korkuya esir olmuş insan evladını bu korku esaretinden kurtarmanın yoludur ALLAHTAN KORKMAK.  Bir tür esaretten kurtuluş sigortasıdır.

“KORKACAKSANIZ ALLAHTAN KORKUN.”

Bu insan bilincinin arkasına şu mesajı veriyordu. Korkularınızdan korkmamayı öğrenin. Çünkü korktuklarınızı da yaratan benim. Korktuklarınızdan değil, benden korkun. Bu mesajı alan insanlara Hz. Muhammed, Allahtan başka hiçbir şeyden korkmamayı öğretti.

Hayatınızda Tanrı bir yer ediniyorsa o zaman başka şeyden korkmanıza gerek yok. Sadece ondan korkun. Bu mesaj insan bilincindeki korkulacak yüzlerce şeyin adedini bir anda “Bir”e indirdi. “Korkacaksanız Allahtan korkun” O yüzden köle olan Bilal, işkence altında iken zamanın din baronlarına kafa tuttu. Sümeyye vücudu ikiye bölünüp şehit edilirken korkulacak tek makamın Allah katı olduğunu bildiği için asaletiyle canını teslim etti.

KORKACAKSANIZ ALLAHTAN KORKUN büyük bir enerji yaymıştı İslam’la tanışanlara. Artık tüm korkularından arınmış ve sadece Allahtan korkmayı öğrenmişlerdi. Sanki korkuyla sevginin sınırı burasıydı. Allahtan başka korkulacak tek bir merciin dahi kalmadığını öğrendiğinde ve bütün korkularından sıyrıldığında, korkularından korkmamayı öğrenmek korkuya son veriyordu. Artık korku kişiiçin eğitici olamazdı. Onun yerini başka öğretmen aldı. Sevgi.

Korkudan sevgiye geçtiğini nasıl anlar insan evladı.
benim algılarıma göre: Sevgi öyle bir şey ki, o dünyamıza girdiğinde bütün etiketlerimizden sıyrılırız. Her şeyi olduğu gibi görmeye başlarız. İlk önce gözümüzde yaratan ve yaratılan kalır. Yaratılanların sıfatları bizi ilgilendirmez. Bizim için Ahmet ile Hans, Meryem ile Maria aynı olur. Cinsiyetler ortadan kalkar. Bizim için sadece insan vardır. Varlıklar arasındaki farklılıklarda kalkar. Hayvan, insan, bitki gibi ayrımlar biter. Bizim için bir kedinin aç kalmasıyla, bir insanın aç kalması ya da bir bitkinin susuz kalarak kuruması arasında fark kalmaz. Acı çeken bir insan gördüğünde de üzülürüz, acı çeken bir hayvan gördüğümüzde de, susuz kalıp kuruyan bir bitki gördüğümüzde de.

Yüreğimizi sevgiden kaynaklanan bir merhamet kaplar. Dünyanın her hangi bir köşesinde yaşayan hangi milletten, hangi mezhepten, hangi meşrepten ve hangi inanıştan olursa olsun sıkıntı çeken herkesin sıkıntısı bizim sıkıntımız olur. Aç kalanla aç uyur, hasta olanla beraber çile çekeriz. Gözü yaşlı birini gördüğümüzde onun acısı acımız olur. Onunla gözyaşı dökeriz.

Daha da ileri gidersek, kâinatta Allah’tan başka hiçbir şeyin olmadığını, şeyler olarak gördüğümüz her farklılığın “b1r”e varmamız için açıp okumamız gereken mektuplar olduğunu algılarız.

İman denilen Tanrısal frekans’ın beslendiği merkez de sevgidir. Sevgi hakim olmayan bir gönülde iman ortaya çıkmayacaktır. Kendimizi diğerlerinden farklı gösteren ve bizi ayrıcalıklı bir konuma sokan etiketlerimizi elimizden kaldırıp atmadan iman güneşi doğmayacaktır.
Muhammedlerin Muhammed’i der ki;
“Sizler iman etmeden cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmeden de iman etmiş olamazsınız. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz”

Yüreğinde yaşattığı sevgiyle cennetler kuran, kurduğu cennette beynindeki bütün blokları kaldırmış, elindeki bütün etiketleri çöpe atmış, özündeki Tanrıyla barışmış her bireyin ağzından çıkacak sözlerde bundan farklı olmayacaktır.

Doğduğun gün gibi her şeye masumca bakabilmek. Üzerinde kafir, münafık, müşrik yazan, Hıristiyan, Yahudi, Budist ya da Hindu, İngiliz ya da Fransız yazan bütün etiketleri çöpe atıp, her şeyi tanrısal bir gözle seyredebilmek ve sadece ayrı ayrı posta kutumuza bırakılmış bu zarfların içindeki mektupları okuyabilmek, okuyamıyorsak eğer edeb ile susmak.

Ve sevgiyi bütün dünyasına alarak, onu iliklerine kadar hisseden Muhammed’in ilk Muhammedlerinden Ebu Bekir’in şu sözü zannederim bize sevgi üzerine başka anlatacak söz bırakmayacaktır.

“Allah’ım benim vücudumu öyle büyüt öyle büyüt ki, cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın”

Mehmet TEKECİ
“BenvaryabenartıkSenyoksunBİZvar”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 497
Kayıt tarihi
: 22.06.11
 
 

11.12.1965 yılında Batı Karadeniz'in güzel illerinden biri olan Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster