- Kategori
- Siyaset
Korku devletinin umacı liderleri

“Şermin umacıdan korkar
Zannedenler yanılırlar.
Hayır, Şermin'de doğrusu
Yoktur umacı korkusu.
Eskiden o da korkarmış,
Onu da korkuturlarmış:
"Umacı geliyor!" diye;
Çocuk, aldanır her şeye.
Lakin artık yüreğini
Oynatmıyor ne ecinni,
Ne cadı, ne dev, ne şeytan
Çünkü... çünkü hepsi yalan”( T. Fikret)
Umacı: Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş, kötü ve hayalî bir yaratıktır. Tıpkı cadı, cin, dev ve şeytan gibi masallarda ve efsanelerde çocuklara zarar vermek isteyen çirkin bir yaratık şeklinde tasvir edilir. Devamlı korkutur, devamlı tedirgin eder. Görevi, ortaya çıkış amacı, budur çünkü.
Korku: İnsanda anlamsızlığını ve gereksizliğini bilmesine karşın, önlenemeyen, denetlenemeyen, engellenemeyen bir durumdur. Bu durum genellikle, bir nesne, kişi, durum ve olaydan kaynaklanmaktadır. İnsanın bütün yaşamını kaplayan, özgür davranışlarını sınırlayan, iradeyi ortadan kaldıran bir haldir.
Genellikle beklentilerimizin gerçekleşmemesinden kaynaklanan bir endişe halinin sonucunda ortaya çıkar. Çıktığı anda da; insanı miskinleştirir, yükselme isteğini yıkar, hastalığa neden olur, mutluluğu felce uğratır. Beynin ve bedenin hayatiyetini azaltır, başarının bütün elemanlarını yok eder.
Bizler, doğduğumuz günden beri, çeşitli korkuların boyunduruğu altında yaşıyoruz. Çocukluğumuzdan itibaren binlerce kez, pek çok şeyden sakınmamız öğretilir: “Bunu yeme hasta olursun, şunu yapma zarar görürsün, ona dokunma tehlikeli, oraya gitme tekin değil, o insanla konuşma, şununla arkadaşlık yapma…
Zaman içinde bu korku beyne daha çok yerleşerek; büyüyor, büyüyor, büyüyor.
Yetişkin olduğu halde, korku nesneleri zihninin duvarlarında yer edip, hayatının tüm alanını etkiliyor. İnsanlara karşı güvensiz, korku duyan, başarısız, cesaretsiz, özgüvensiz birey halinde yaşamaya çalışıyor kişi.
Bir ülke içinde insanlar, bir arada, özgür, istediğince yaşama hakkına sahip olmak zorundadır. Zaten devletin birinci görevi; halkının bir arada, uyum içinde yaşamasını sağlamaktır. En önemli, birincil görevi budur. Farklı düşünüşlerde, farklı görüşlerde, farklı inanışlarda yaşayan kitlesini; ortak müşterekte tutmak, sağlıklı bir beraberlik yaşayabilmek için gerekli koşulları yerine getirmek durumundadır.
Fakat geçmişten gelen bir anlayışla, ülkemiz içinde devamlı bir umacı olma telaşı, amacı ve gayreti var. Hem, halk devlet için; hem de, devlet halk için umacı. Her adımda, hem yapılanda korkutma düşüncesi var. Devlet toplumun içinde bulunduğu zihniyeti, genelin düşüncesini, iç yapı dinamiklerini anlamaya çalışmıyor. Devamlı otoriter bir güç olarak, tüm yetkilerini kalkan gibi kullanıp; korkutmak, baskı yapmak, sindirmek gibi bir amaç taşıyor. Halkın genel sesine kulak tıkıyor, duymazdan geliyor. Çoğalan tepkiler karşısındaki tahammülsüzlüğünü de; elindeki güce dayanarak yasakla, korkutmayla gösteriyor.
Tüm buna rağmen halkın tepkisini de kestiremediği için; yaptıklarının, eylemlerinin karşısında olanların, ne düşündüğü, davranışları da devleti korkutuyor. Karşılıklı bir umacı oyunu sürüp, gidiyor. Bir grup kitleyi memnun etme uğraşı içindeyken, karşı grubun öfkesini, kızgınlığını, potansiyel tepkisini kontrol altına alabilmek, bu durumun seviyesini tahmin edebilmek için endişeli bir bekleyiş sürdürüyor. Amaçtan sapmamak ve ilerlemeye engel olmaması için; korku duyduğu kitleyi de, bir şekilde sakinleştirmesi gerekmektedir.
Devlet ve halk yıllar yılı, birbiri için korkutucu olmuşlar ve hala da oluyorlar. Bir yanda inancını yaşabilme özgürlüğü adı altında, başörtüsü serbestliği gündem oluştururken bir grup için; karşı gruba da, derin devlet patentine sahip bir çetenin ele geçiriliş tefrikaları sunuluyor. “Aslında her ikinizde beni korkutuyorsunuz ama; her ikinizin de gönlünü hoş ederim, üstelik bunları sizi korkutmak için de kullanabilirim aynı zamanda” demeyi de ihmal etmiyor!
Yani ülke içinde, birbirini korkutan korkutana. Herkes umacı. Herkes, en çok ben korkuturum derdinde. Korku üzerinden baskı kurmak, söz geçirdiğini, kabul gördüğünü düşünmek; modern çağda, geçmiş zaman zihniyetlerinin bir uzantısı olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır ne yazık ki!
Eğer devlet halkına bakışını değiştirmezse, herkesi olduğu gibi kabul etme, bağrına basma düşüncesi taşımazsa; sembol, çete, inanç, ilke, değer, hak, adalet, özgürlük konuları daha çok umacı ortaya çıkaracaktır, bu topraklar üzerinde. Ve insanlık hep korku ülkesinde yaşayıp duracaktır. Gün gelecek o korkacak, gün gelecek korkutacaktır. Fakat keşke öğrenebilseler: “Aklı başında insanlar, yalnız fenalıktan korkar!"