- Kategori
- Siyaset
Korkunun krallığı ve örgütlülük

BİNLERCE YIL ÖNCESİNİN KORKUSU
Korku nedir?
Bilindiği gibi korku, gerçek bir tehlikenin veya bir tehlike düşüncesinin uyandırdığı endişe duygusudur. Herhangi bir tehlike durumunda, korku bedenimizi fizyolojik olarak tehlikelerden uzaklaşmaya hazırlar. Korkularımızın çoğu öğrenme yoluyla kazanılmıştır. Korku çeşitli yollardan gelişebilir, bunlardan biri de koşullanmadır. Örneğin; yüksek bir yerden düşerek ayağını kıran bir çocuk, büyük olasılıkla yaşamı süresince yüksek yerlere çıkmaya korkacaktır.
Korkular, ana-babayı örnek alarak veya onların anlattığı hikayelerden simgesel olarak da kazanılabilir. Örneğin; çocuğun karanlık yerlerden korkma nedeni, çocuğun geceleri dinlediği masallar olabilir.
Korkunun diğer bir ortaya çıkış nedeni ise; çocuğun iç dünyasında gelişen algıdır. Örneğin; çocuk beyaz saçlı, beyaz sakallı bir adam tarafından korkutulmuşsa, büyük olasılıkla her gördüğü beyaz saçlı, beyaz sakallı adamdan korkacaktır.
Korku, temel olarak hoş olmayan, hiçbirimizin yaşamak istemediği bir duygudur.
Korku gerçek olay ve nesnelere dayanabildiği gibi hayal ürünü de olabilmektedir.
Tüm canlıları göz önüne alarak yapacağımız değerlendirmede, korkunun ana nedeni olarak hayatta kalabilme ve kendi türünü sürdürememe endişesinin olduğunu söyleyebiliriz.
Bazı bitki türleri ve hayvanların tümü, insanlar gibi bu endişeyi içgüdüsel olarak genlerinde taşırlar.
Üreme nasıl içgüdüsel bir olgu ise, üreme sonrası hayatı sürdürebilme çabası ve bu doğrultudaki davranışların bütünü de içgüdüsel olgulardır.
İnsanlar en akıllı canlı olduklarından içgüdülerini dizginleyebilir veya hayatına (türüne, nesline, ailesine) kasteden uzak-yakın tehlikeyi algılar ve hangisinden korkması gerektiğini bilebilirler. Gereğinde, bir akıl tutulması oluşturulmamışsa örgütlü davranarak toplu korku kaynaklarına karşı mücadele ederler. Bu hayvanlar için mümkün değildir. Hayvanlar sadece yakın tehlikeleri sezer, onlardan korkarlar ve içgüdülerinin doğrultusunda reflekssel olarak davranırlar. Örneğin; bir tilki bir kümese daldığı zaman horoz dahil bütün kümes sakinleri bir yana kaçışır. Hayatlarına kasteden bu canlıdan korunmak için kendilerine birer sığınacak yer bulmaya çalışırlar. Tehlikenin gelebileceğini çok önceden sezemedikleri için gerekli önlemleri almazlar. Tek yapabildikleri kaçıp saklanmak ve hayatlarını korumaktır. Halbuki yeterli akıl ile donatılmış olsalardı, örgütlü davranarak birer gaga darbesiyle tilkiyi kümesten uzaklaştırmanın olanaklı olabileceğini kestirebilir ve bu eyleme girişerek içlerindeki korkuyu yok edebilirlerdi. Kuşkusuz hayvanların bir bölümünde yaşamlarına kast eden yakın tehditlere karşı örgütlü olarak karşı koyma yetisi bulunmaktadır. Tüm hayvan aleminin ortak eksiği; bulunduğu koşulları etüd edip, geleceğe ait öngörüler oluşturamamalarıdır.
Canlıların doğumdan sonra ki uzak-yakın amacının; beslenip, gelişip hayatını devam ettirmek ve bir sonraki türünün oluşumuna katkıda bulunmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu, tamamen genlerde kurgulanmış olup tüm canlılarda bulunan ortak özelliktir.
Bazı canlılar doğada tek başına yaşar veya yaşamsal devamlılığını birkaç türdeşiyle birlikte sürdürmeye çalışır. Yaşamına kasteden ve hayatta kalmasını engelleyen, bunu sürdürememe korkusuna neden olan olgularla mücadele etmeye çalışır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bazı canlı türleri de tehlikeye karşı birlikte hareket etmeyi öğrenmiş veya keşfetmiş ve grup olarak bu korku kaynakları ile mücadele etmiştir.
YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN ALTTAKİ LİNKİ TIKLAYINIZ;
http://alpaslanguzelis.wordpress.com/2011/03/10/korkunun-kralligi-ve-orgutluluk/