- Kategori
- Sinema
Korkunun nabzında: "Onlar"

Hayatınıza “onlar” müdahale ediyor.
Soluğunuz hızlanırken, sizinle nasıl oynayacaklarını, sizi nasıl korkutacaklarını biliyorlar. Siz rüzgara karşı uçmaya çalışırken, bir bıçakla söküp atacaklar kalbinizi.
Bu bir körebe ve siz de ebesiniz!
Onlar, her yerdedir. Onlar yanıbaşınızda... Onlar sizi sizden iyi tanırlar. Onlar size sizden yakındırlar. “Dönüş Yok” ve “Kurtların Kardeşliği”nin yapımcısından tüyler ürperten bir gerilim filmi. “Blair Witch Cadısı”ndan ve “Karanlık Sular”, “Halka” gibi kült Japon filmlerinden ilham alınarak çekilen film genç bir çiftin korku dolu hikayesini anlatıyor.
Filmde, Orta Avrupa kültüründe ve dolayısıyla Andersen masalarında karşımıza çıkan “karanlık ve tehditlerle dolu orman” öğesi kullanılıyor. Bir anne kız evlerine ıssız ve karanlık bir yoldan dönerken, sürücü olan annenin bir şey gördüğünü sanarak aniden durmaya çalışmasıyla, bir ağaca çarparak kaza yapıyorlar.
Araba tekrar çalışmayınca, anne aşağıya inerek motor kapağını açıyor. Marşa basmasını istiyor kızdan. Olmuyor, çalışmıyor. Bir dakika sonra tekrar istiyor. Yine çalışmıyor araba, bir ceset gibi yatıyor öylece.
Kız annesine sesleniyor: - Tekrar çalıştırayım mı?
Ama ses gelmiyor...
Çünkü onlar geliyor. Onlar yaklaşıyor. Onların sesleri adım adım…
Bu hikayenin ardından, bölgeye yeni yerleşmiş bir öğretmen kadının evine dönüşünü izliyoruz. Yolda dün geceki arabanın çekilişini ve polisleri görüyor yalnızca. Bükreşte şehir banliyösünde ormanın içerisinde bir ev de, yazar olan sevgilisiyle şehir dışında, müstakil bir evde yaşıyorlar. Adları Lucas ve Clementine...
Gecenin bir yarısı telefon çalıyor. Karşıda anlaşılmaz bir ses.
Erkek yatıyor, kız bir şeyler okuyor. Duş alıyor. Tam yatağa uzandığı anda evin dışından sesler geliyor.
Ne olduğunu anlayamadan elektrikler kesiliyor. Telefon çalışmıyor...
Kendilerini tamamen dış dünyadan kopmuş ve evlerine hapsolmuş bir vaziyette buluyorlar.
Artık evin içinden de sesler geliyor... Artık çok geç, çünkü “onlar” içerideler... Sonrasında gerildikçe geriliyor, “bir şeyler olsun artık!”, kim “onlar” diye isyan ederken filmin anaforuna kapılıyorsunuz.
Onların kim ya da ne olduğunu anlamaya çalışırken ürküyor, sinirleri zorlayan bu oyunda, benliğinizi yitirmemeye çalışıyorsunuz. Olivia Bonamy ile Michael Cohen’in oynadığı ‘Onlar’ (ils / Them), gerçek bir hikayeden sinemaya aktarılmış.Filmin yapımcısı Richard Granpierre’in daha önce imza attığı çalışmalar arasında “Brotherhood of the Wolf” (2001, yönetmen Christophe Gans) ve Monica Bellucci’nin tecavüz sahnesiyle gündeme gelen “Irreversible” (2002, yönetmen Gaspar Noe) yer alıyor.İki genç yönetmen esin kaynakları arasında “The Ring” ve “Dark Water” gibi Japon korkularını saymışlar.
Yapımcı Grandpierre, filmin yönetmenleri hakkında şöyle demiş: “Günümüzde birçok yönetmen korku filmi yapmaya çalışıyor. Ama bunu yapacak birikimleri yok. O zaman da ne yapıyorlar? Başkalarının yaptıklarını kopyalıyorlar. Moreau ile Palud’de hoşuma giden, ne yapmak istediklerini biliyor olmalarıydı.”
Kimisi filmi hiç beğenmese de, 77 dakika kısa süren bu filmde durum ve psikoloji ağırlıklı filmleri sevenler, Onlar’da epey gerilecekler. “Senaryo yok, hep karanlıkta geçiyor, anlamıyorum diyenler, gerildim ama sonuçta hüsrana uğradım” diyenler bile, çok az kişiyle, motifsel olarak işlenmeden, çıplak ve vahşi bir filmle karşılaştıklarını söyleyeceklerdir. İzlemeyenler ise kanın, efektlerin hemen hiç olmadığı ama gerilimin nabzını bileklerinde hissedecekleri bir filmi yaşayacaklar.
Sonunda da oturaklı bir süprizle karşılaşacaklar.
Korku veya gerilim sinemasının en güzel oyunlarından birisi seyirciyi çeşitli vasıtalarla gerip rahatlatmaktır. Bu bazen bir katil, bazen bir canavar, bazen bilinmeyenin ta kendi olur. Vahşet yaratan, kötülük yapan ve nedeni de belli olmayan veya olması da gerekmeyen birileri, bir şeyler durmaksızın insan öldürürler.
“Onlar”da da ne olduğunu anlayamadan geriliyor, sonan doğru düşündükleriniz ise tersine dönüyor.
Korkularımızın ise aslında bilmediklerimiz değil de, bildiklerimiz ancak unuttuklarımız, hiç umursamadıklarımız da olabileceği söyleniyor.
Ve bazen bilineni gerçekten kavradığınızda, asıl korku da orada başlıyor...
Tıpkı onlar gibi... Dikkat! Bu söylediklerimi sakın onlar duymasın...