Kötülüğün de bir asaleti vardır / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kötülüğün de bir asaleti vardır

Kötülüğün de bir asaleti vardır
 

İyilik ve kötülük birbirine sevdalanmış...


Hayat insanı ilginç kişiliklerle tanıştırabiliyor zaman zaman… Geçen hafta günlük bir gazetede gördüğüm haberle belirdi aklımda bu cümleler. “Yine yakalandı” benzeri bir haberdi gördüğüm…

Bugünden dört sene önceydi. Elime babamın tutuşturduğu bir gazete ilanıyla iş başvurusu yapmıştım. Birisinin yazdığı roman için araştırma yapacaktım sonra da editörlüğünü… Roman hiç basılmadı yanılmıyorsam. Benim de bu işi tamamlamam hiç mümkün olmadı ama hala ilginç hatıralar taşırım o günlerden. Elinde tespihi, enteresan Allah inancıyla, hiç bitmeyen düşleriyle, yanı başımda durmaksızın plan ve proje üreten o adam gelir aklıma hep o günleri düşündüğümde. Garip bir şekilde insanı kendine inandıran, hep iyiliğin peşinde gibi görünen ama maaşı ödemeyi hep unutan, istemeden hiç para vermeyen o adam. İçimde hep var olduğuna inandığım karanlık tarafa enteresan bir ışık tutan o adam. Telefonları her hafta değişen, fikirleri her daim daha da uçlaşan, Türkiye’nin tüm siyasal açıklarını yüzünde küçümser bir gülümsemeyle fırsata dönüştürmeye çalışan o adam. Şirketinde sessiz sakin araştırma yaptığım zamanlarda Google’a adını yazmamla başlamıştı şaşkınlığım… Sonralarda çözüldü merakım anladım ki kazanmak da bir şey ifade etmiyor harcayamadıktan, rahat ve huzuru içinde taşıyamadıktan sonra.

Geçen sene Beyoğlu’nda tekrar gördüğümde onu ve “nasılsınız, nerelerdeydiniz” dediğimde “Uzak Doğu’daydım kitabımı yazıyordum. Görmen lazım neler neler yazdım; çözdüm bu dünyanın sırrını…” dediği geliyor aklıma yüzümde ilginç bir gülümsemeyle. Çünkü son okuduğum haberde öğreniyorum Uzak Doğu’nun hapis olduğunu.

***

“Dünyada sadece büyük düşleri olanlar var olmalı” diyen bir hayali ihracat hikâyesi kahramanından paraya dönmek istiyorum. Bir şeylerin kıyısında yaşamak Türk Vatandaşının kaderi… Para ve parasızlık yan yana yaşıyor bu ülkede. Giyime kuşama bakarsak şayet herkes olabildiğine zengin gibi… Kredi kartları deli gibi çalışıyor. Borcunu sorunsuz ödeyebileneyse rastlamak iyice zorlaştı son zamanlarda. Kıt kanaat geçiniyoruz ama her yere yetişmeye çalışıyoruz. Pek çoğumuz da lükse şatafata oldukça düşkünüz. Hal böyle olunca kimisi yüksek zekâsını çalıştırıp kolay yoldan zengin olma hayalleri peşinde koşuyor… Kimisi zengin bir eş bulma yolunda akla gelmeyecek ahlaksızlıkları onur sayıyor… Kimisi “ayranı yokken içmeye atla gidiyor çeşmeye”, kimisi boynu bükük, hayalleri bitik, amaçsız hayatının doğrularında yaşayıp gidiyor. Kimisi de düşleri büyük, umutları kırık, “asla vazgeçmeyeceğim” diyerek inanmaya devam ediyor; kişisel yetenekleriyle, toplum kaidelerine uygun bir işle de cebinin parayla dolabileceği umudunu soldurmamaya çalışıyor. Bazen seviyorum Türkiye’nin bu açmaz ve karmaşık hallerini. Ama çoğu zaman da bu karmaşaya hayretler içinde bakıyorum. 26 yıldır bu ülkede yaşıyorum ve hala şaşırabiliyorum.

***

Louise Hay’ın “Düşünce Gücüyle Tedavi” isimli kitabında okuduğum cümleler geliyor aklıma. Çok küçük yaşlarımdan beri, gözlerimi konuşurken herkesten fazla kırptığım bir tikim var. Louise Hay’a göre; “kendince yanlış olanları görmeyi reddedenler gözleriyle ilgili bir takım problemler yaşarlarmış”. Kim bilir belki de doğrudur. Bir türlü öğrenemedim; insanları koşulsuz sevmeyi ve hataları görmezden gelmeyi… Toplum kurallarına göre oldukça marjinal sayılabilecek şahsiyetlere karşı yüksek ölçülerde sevgiler taşır yüreğim. Yine de reddeder mantığım soysuzluk boyutuna gelebilecek türdeki davranış biçimlerini. Kötü haberlerle adı duyulan bir adamı tanıdığımla başladı yazım. Sonra hep kurduğum bir cümlem geldi hatırıma; “Görünen hiçbir zaman gerçek değildir; bilinmez düşlerde neler öldürülür”. Kötü namlı insanlar kartlarını hep açık oynamak zorunda olanlardır aslında. Siz iyilerden korkun. Herkese gülücük dağıtan, tabir-i caizse az problem çıkaranlardan uzak durun. Kartları saklıdır çünkü. İyilik, topluma karşı takılabilecek en iyi kalkandır; kötülükleri olabildiğince saklayabilir.

Memurlarını ve işçilerini emekli oldukları zaman çırılçıplak bırakan bir ülkeyi başarıp da dolandırabilenlere alkış… Zekâsını, insanların doğuştan sahip oldukları potansiyelleri çıkartıp kullanarak, daha da üst düzeylere çıkarabilenlere alkış… Katil bile haklı bir cinayet işleyebiliyorsa şayet ona da alkış… Tanrı, iyiliği yarattığı gibi kötülüğü de yarattı. Asırlar asırlar geçti. Aydınlık karanlıkla olan savaşını hiç bırakmadı. Karanlık ve aydınlık sevişir oldu. Tanrı, aldı kötülerin içine iyilik, iyilerin içine de kötülük koydu. İnsanoğlu kimi nasıl seveceğini bilemez oldu.

***

Aslında ne hislerle bu yazıyı yazdığımı herkese anlatabilmem mümkün değil. Yine pek çoğunuza fazla marjinal gelecek, çoğunuz ana fikri anlayamayacaksınız bile. Bazılarınız gereksiz aykırı bulacak. Kimileriniz beni kötü biri sanacak. Ben de soracağım; “ Neye göre ve kime göre” diye. Aslında gün olacak devran dönecek dünyayı sadece üstün zekâ ve asalet rehin alacak. Kötülüğün bile bir asaleti olmalı dedim aslında kısaca. Çünkü görüyorum ki son zamanlarda iyilik yerlerde sürünüyor. Hepinize az yanılmalı, bol sevmeli, çok düşlü, üstün zekâlı günler diliyorum.

 
Toplam blog
: 18
: 984
Kayıt tarihi
: 14.04.07
 
 

Yazmak uzun soluklu bir süreç bende; tarihini hatırlamadığım kadar küçükken başlayan, asla vazgeç..