- Kategori
- Bebek - Çocuk
Kreş ve çocuk eğitiminde şiddet

Bazen aklıma şaşıyorum. İki buçuk yaşındaki bir çocuğu, aslında hiç de bir zorunluluğum yokken kreşe başlattım. Aslında ilk denememi bir buçuk yaşında yapmıştım ama iki – üç günlük denemenin ardından uyum sağlayamayacağını düşünerek vazgeçtim/k (elbette annesi ile birlikte. Yazım boyunca tüm /im takılarımı /ik takısı olarak düşünürseniz sevinirim)
Bir çocuğun ne kadar güvende ve sıcak bir ilgi altında olduğunu bilsem de, tüm gününü babaannesi ya da anneannesi ile geçirmesini hiçbir zaman anlamlı bulmadım. Çocukların, çocuk gelişimi konusunda uzman birilerinin denetimi altında ve yaşıtları ile oyun oynayarak, eğlenerek bir öğrenme sürecinde olması bence en doğru yöntem.
Ülkemde okul öncesi eğitim kurumları konusunda hızlı bir gelişim var ve bu kurumlar uzman kadro ile donanımlı fiziksel koşullarını giderek geliştiriyorlar.
Bulunduğum ilde bundan 10 yıl önce apartmanların giriş katlarından çevrilmiş kreşler yaygınken, giderek daha önce konut olan müstakil binalar eğitim kurumlarına dönüşmeye başladı. Son iki üç yılda ise ilk inşa aşamasından itibaren okul öncesi eğitim kurumu olarak planlanmış yapılar ortaya çıktı.
Oğlumun devam ettiği kreşte bunun örneklerinden birisi. Kreşin fiziksel koşullarına, donanımlarına ve düşünülen ayrıntılara hayran olmamak elde değil. Bahçesinde çilek yetiştirilen, her çocuğun bilim salonunda bir saksı çiçeği olduğu, drama ve müzik odalarında çocukların her türlü müzik aletine, tiyatral materyale, hikâye türüne ve görsel malzemeye ulaşabilecekleri, zengin bir düşünsel sürecin eseri olan bir kurum.
Ancak tüm bu hoş görüntüler bile, ebeveynlerin çocuklarını bir eğitim kurumuna bırakması ile yüreğinde açılan yaraya yeterince merhem olmuyor. Günümüz çalışan anne babalar için çocuklarının bir emanet gibi, her sabah bir mekana teslim edilip gidilmesi önemli bir sorun. Bu emanet evde bir bakıcı da olabilir, bir kreşte.
Teknolojiler ne kadar gelişirse gelişsin, kreşte geçirdiği her saniyeyi modern iletişim araçları ile takip etmeye de çalışsak, çocuğunu bir kreşte başkasının insafına bırakıyor olmak, zihninde “acaba?”larla yaşamak hiç de kolay değil.
Oğlum kreşe başladığı dönemde yaşadığı kısa bir uyum sürecinden beridir, kreşine büyük bir sevgi ile bağlı. Onunla düzenli sohbetlerde bulunarak, kendi ağzından kreşte yaptıklarını, orayı nasıl algıladığını öğrenmeye çalışıyorum.
Son tahlilde, eğer kreşini seviyorsa, oraya karşı bir güveni oluşmuşsa ve sabahları isteyerek, keyifle gidiyorsa, ben gözlerimle görmesem de oğlumun iyi bir muamele ile karşılaştığını anlamam mümkün olabiliyor.
Ancak ondan doğru verileri almam, oğlumun kavrama ve kavradığını ifade etme becerisini de geliştirmesi ile mümkün. Bu nedenle yalnızca kreşi için değil, bensiz bulunduğu her ortamda yaşadıkları için onunla düzenli olarak sohbet etmeye, yaşadıklarını düzenli ifadelerle bana aktarma becerisini geliştirmeye çalışıyorum. Örneğin annesi ile gittiği yerlerde yaşadıkları ve yaptıkları ile ilgili olarak, annesinden aldığım bilgileri, birde onun ağzından dinlemek, olayları gerçeğe yakın algılayıp algılayamadığını ve algıladıklarını ne kadar doğru ifade edebildiğini test etmiş oluyorum.
Ancak son günlerde oğlumdan kreşle ilgili aldığımız verilerde (daha çok annesinin edindikleri) hoş olmayan detaylar var. Örneğin annesinin oğluma sinirlendiği ve bir miktar hoyrat davrandığı bir anda, oğlumdan “sen öğretmen misin?” sorusuna maruz kalınca, bir şüphe içine girdik. Oğluma öğretmeni tarafından uygulanan ve onun kanıksamasına kadar uzanan bir sertlik ve hiddet mi vardı?
Annesi, “Neden öğretmenin sana kızıyor mu, sana vuruyor mu?” diye sorduğunda, aldığı yanıt, ne yazık ki bizde ciddi bir kuşku doğurdu. Çünkü oğlum zaman zaman elinin öğretmen tarafından sert bir şekilde sıkıldığını ve yanaklarından avurtlarına doğru elinin içi ile bastırıldığını tarif ediyordu. Üç yaşındaki bir çocuğun bu tip şeyleri senaryo olarak zihninde kurgulayıp ifade etmesi son derece güçtü. Ya başkalarına uygulanan bir şeyi kendi başına gelmiş gibi anlatabilirdi ya da gerçekten kendi başına gelmiş olabilirdi.
İşi gerçek kılan daha önemli bir ayrıntı ise, öğretmeninin bunu kendisine neden yaptığını son derece net olarak anlatması idi. Yani öğretmeninin bu tepkisine neden olan yaramazlığını ve hırçınlığını da herhangi bir gizleme gereği duymadan ifade ediyordu.
Açıkçası çocuk gelişimi konusunda uzman olmadığım için, çocukların özellikle başkalarına zarar verdiği, canlarını yaktığı bir durumda, kendilerinin de canlarının yanmasının doğru olup olmadığına dair bir bilgi sahibi değilim. Ve doğrudan bir güç kullanımı olmasa da, ince tekniklerle çocukların ders almalarını ya da uyarılmalarını sağlayacak bir şiddet ölçütü var mıdır, onu da bilmiyorum. Ama yalnızca dayağın değil, merhametsizliğin ve kötü muamelenin de şiddet sayıldığı bir çağda, bu ölçütün son derece hassas olacağı bir gerçek.
Ama çocuğunu bir güven ilişkisi neticesinde, hayatında daha önce hiç tanımadığı insanlara teslim eden bir anne baba için, kendi çocuğundan ve rastgele, bu tarz şeyler duyuyor olması, oldukça güven sarsıcı bir şey.
Okul yetkilileri ile bu konuyu görüştük. Onlar bir yanıyla çocuğun insan ilişkilerinde denge unsurunu fark etmenin etkisi ile, bazı hassaslıklardan faydalanmak isteyebileceğini bir yanıyla bu şekilde davranarak dikkatleri üzerine çekmek isteyebileceğini söylediler. Elbette olayın gerçeklik payını da kabullenip, bir süre öğretmen öğrenci ilişkisini daha dikkatli gözlemleyecekleri konusunda güvence verdiler.
Çocuk eğitimi ve şiddet yavaş yavaş gündemimize girmeye başladı.
Bir çocuğun ne kadar güvende ve sıcak bir ilgi altında olduğunu bilsem de, tüm gününü babaannesi ya da anneannesi ile geçirmesini hiçbir zaman anlamlı bulmadım. Çocukların, çocuk gelişimi konusunda uzman birilerinin denetimi altında ve yaşıtları ile oyun oynayarak, eğlenerek bir öğrenme sürecinde olması bence en doğru yöntem.
Ülkemde okul öncesi eğitim kurumları konusunda hızlı bir gelişim var ve bu kurumlar uzman kadro ile donanımlı fiziksel koşullarını giderek geliştiriyorlar.
Bulunduğum ilde bundan 10 yıl önce apartmanların giriş katlarından çevrilmiş kreşler yaygınken, giderek daha önce konut olan müstakil binalar eğitim kurumlarına dönüşmeye başladı. Son iki üç yılda ise ilk inşa aşamasından itibaren okul öncesi eğitim kurumu olarak planlanmış yapılar ortaya çıktı.
Oğlumun devam ettiği kreşte bunun örneklerinden birisi. Kreşin fiziksel koşullarına, donanımlarına ve düşünülen ayrıntılara hayran olmamak elde değil. Bahçesinde çilek yetiştirilen, her çocuğun bilim salonunda bir saksı çiçeği olduğu, drama ve müzik odalarında çocukların her türlü müzik aletine, tiyatral materyale, hikâye türüne ve görsel malzemeye ulaşabilecekleri, zengin bir düşünsel sürecin eseri olan bir kurum.
Ancak tüm bu hoş görüntüler bile, ebeveynlerin çocuklarını bir eğitim kurumuna bırakması ile yüreğinde açılan yaraya yeterince merhem olmuyor. Günümüz çalışan anne babalar için çocuklarının bir emanet gibi, her sabah bir mekana teslim edilip gidilmesi önemli bir sorun. Bu emanet evde bir bakıcı da olabilir, bir kreşte.
Teknolojiler ne kadar gelişirse gelişsin, kreşte geçirdiği her saniyeyi modern iletişim araçları ile takip etmeye de çalışsak, çocuğunu bir kreşte başkasının insafına bırakıyor olmak, zihninde “acaba?”larla yaşamak hiç de kolay değil.
Oğlum kreşe başladığı dönemde yaşadığı kısa bir uyum sürecinden beridir, kreşine büyük bir sevgi ile bağlı. Onunla düzenli sohbetlerde bulunarak, kendi ağzından kreşte yaptıklarını, orayı nasıl algıladığını öğrenmeye çalışıyorum.
Son tahlilde, eğer kreşini seviyorsa, oraya karşı bir güveni oluşmuşsa ve sabahları isteyerek, keyifle gidiyorsa, ben gözlerimle görmesem de oğlumun iyi bir muamele ile karşılaştığını anlamam mümkün olabiliyor.
Ancak ondan doğru verileri almam, oğlumun kavrama ve kavradığını ifade etme becerisini de geliştirmesi ile mümkün. Bu nedenle yalnızca kreşi için değil, bensiz bulunduğu her ortamda yaşadıkları için onunla düzenli olarak sohbet etmeye, yaşadıklarını düzenli ifadelerle bana aktarma becerisini geliştirmeye çalışıyorum. Örneğin annesi ile gittiği yerlerde yaşadıkları ve yaptıkları ile ilgili olarak, annesinden aldığım bilgileri, birde onun ağzından dinlemek, olayları gerçeğe yakın algılayıp algılayamadığını ve algıladıklarını ne kadar doğru ifade edebildiğini test etmiş oluyorum.
Ancak son günlerde oğlumdan kreşle ilgili aldığımız verilerde (daha çok annesinin edindikleri) hoş olmayan detaylar var. Örneğin annesinin oğluma sinirlendiği ve bir miktar hoyrat davrandığı bir anda, oğlumdan “sen öğretmen misin?” sorusuna maruz kalınca, bir şüphe içine girdik. Oğluma öğretmeni tarafından uygulanan ve onun kanıksamasına kadar uzanan bir sertlik ve hiddet mi vardı?
Annesi, “Neden öğretmenin sana kızıyor mu, sana vuruyor mu?” diye sorduğunda, aldığı yanıt, ne yazık ki bizde ciddi bir kuşku doğurdu. Çünkü oğlum zaman zaman elinin öğretmen tarafından sert bir şekilde sıkıldığını ve yanaklarından avurtlarına doğru elinin içi ile bastırıldığını tarif ediyordu. Üç yaşındaki bir çocuğun bu tip şeyleri senaryo olarak zihninde kurgulayıp ifade etmesi son derece güçtü. Ya başkalarına uygulanan bir şeyi kendi başına gelmiş gibi anlatabilirdi ya da gerçekten kendi başına gelmiş olabilirdi.
İşi gerçek kılan daha önemli bir ayrıntı ise, öğretmeninin bunu kendisine neden yaptığını son derece net olarak anlatması idi. Yani öğretmeninin bu tepkisine neden olan yaramazlığını ve hırçınlığını da herhangi bir gizleme gereği duymadan ifade ediyordu.
Açıkçası çocuk gelişimi konusunda uzman olmadığım için, çocukların özellikle başkalarına zarar verdiği, canlarını yaktığı bir durumda, kendilerinin de canlarının yanmasının doğru olup olmadığına dair bir bilgi sahibi değilim. Ve doğrudan bir güç kullanımı olmasa da, ince tekniklerle çocukların ders almalarını ya da uyarılmalarını sağlayacak bir şiddet ölçütü var mıdır, onu da bilmiyorum. Ama yalnızca dayağın değil, merhametsizliğin ve kötü muamelenin de şiddet sayıldığı bir çağda, bu ölçütün son derece hassas olacağı bir gerçek.
Ama çocuğunu bir güven ilişkisi neticesinde, hayatında daha önce hiç tanımadığı insanlara teslim eden bir anne baba için, kendi çocuğundan ve rastgele, bu tarz şeyler duyuyor olması, oldukça güven sarsıcı bir şey.
Okul yetkilileri ile bu konuyu görüştük. Onlar bir yanıyla çocuğun insan ilişkilerinde denge unsurunu fark etmenin etkisi ile, bazı hassaslıklardan faydalanmak isteyebileceğini bir yanıyla bu şekilde davranarak dikkatleri üzerine çekmek isteyebileceğini söylediler. Elbette olayın gerçeklik payını da kabullenip, bir süre öğretmen öğrenci ilişkisini daha dikkatli gözlemleyecekleri konusunda güvence verdiler.
Çocuk eğitimi ve şiddet yavaş yavaş gündemimize girmeye başladı.