- Kategori
- Deneme
Kriz
Bir kriz anıydı. Nasıl da toplandınız başucuma. Siz kaderimin cinayetinde baş ucumdasmız. Siz selamsız sevgiler, mavi karanlıktan ölüm yatağıma sokuldunuz sinsice. Oysa duyduğum, ağlayan göğsümün hışırtısıydı sadece.
Susturun, susturun içimdeki bu gürüldeyen sarnıcı! Silin aşka bulanan gözlerimi. Bu bomboş önümde uzanan beyaz ışıklı koridorlarda yalnızım şimdi. Susturun basımdaki isyan sancısını.
Artık kim tutabilir vurulduğum balyozu. Kim kurtarabilir balyozların gölgesinden güneşimi. Açlığımı sarabilir misiniz? Ya bu bedenin türeyen yaralarını? Ruhumun soğukluğunu?
İhanet vuruyor düşlerime, tınılar süzülüyor dokularıma. Oysa geçmişin siyah beyaz fotoğrafları yok artık çekmecemde. Arsız ağlayışlar, gülüşler, paramparça bana kalan hiçliğim. Ama neden şimdi bu suskunlukta saplanan kriz.
Tarihin kaygan bir basamağında ayağım. Aşağısı karanlık ve derin. Eskimiş suların kıyısında yosun kokusu; dipsiz değil bu su, bulanıklığında kırılan ışık dipsiz değil. Biliyorum.
Taşların yapışkanlığı uyluğumda. Yoksa birleştiğim doğa sonsuzluğum mu? Ölümüm mü tırmandığım? Seviştiğim bu tapmakta suçlu ben miyim? Yoksa kaderin oyunu mu çizdiğim tanrılar katında. Yılanların, kurbağaların, kertenkelelerin hışırtısı mı duyduğum? Yoksa ağlayan ben miyim? Toprağa bu kadar yakınken yüzüm, hiçlikse ölüm, ben ölüm değil miyim?
Ya sen damarlarıma umut tadında ilaç veren. Sorgusuna hazır mıyım insanların? Aşka, nefrete, işkenceye hazır mıyım?
İşte, içimdeki saati duyuyorum yeniden. Evet, şimdi aşkın vakti. Dünyanın bu ıssızlığında çığlığın vakti; şimdi uçurtmaları gökten indirme vakti. Saatlerin yaşamla dalga geçme vakti. Günün güneşten ayrıldığı yerden, bir çocuğun doğmasının vakti. Şimdi, bir akşam vaktidir artık, yağmur toplayan bulutların belki de kriz vakti...