- Kategori
- Ekonomi - Finans
Krizin yıkacağı ülkeler...

Türkiye’de ekonomi bilen herkes, krizin daha ucu yeni geldi derken, iktidar kanadı, hamdolsunlarla, teğet geçeceklerle, ayağımızı yere sağlam basıyoruz söylemleri ile vakit geçirmeye devam etti.
Birde seçim dönemine girilince, kriz için alınması gereken önlemlerin hiç birisi alınamadı.
IMF ile yapılan görüşmeler de seçim nedeniyle tıkanınca, IMF’nin Emekli maaşlarına vergi konulması! KDV ve ÖTV’nin arttırılması, hastane katkı paylarının daha da arttırılması, Vergi İdaresi Başkanlıklarının (Vergi Daireleri) özerkleştirilmesi, (Hani şu Türk Telecom(!) Merkez Bankası gibi…) Yolların, Denizlerin, nehirlerin ve bilumum yaşam alanlarının satılması isteği karşısında, AKP iktidarı da ümüğümüzü sıktırmamak için(!) cesurane bir şekilde(!) mücadele edip, anlaşmayı Seçim sonuna erteleyiverdi.
Ama ekonomi günlük müdahaleler gerektirdiğinden(!) (örnek Mısır’ın Gümrük vergisinin 24 saatte indirilip, limanda bekleyen gemilerin yükünü boşaltıp, yükün gümrükten geçmesinden sonra, tekrar gümrük vergisinin arttırılması gibi…) Ve üstüne üstlük yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bütçenin bir kenara bırakılarak, sosyal devlet kapsamında(!) işi beyaz eşya dağıtımı, kömür, gıda, kira yardımına kadar götürünce, ortada ne bütçe kaldı. Ne teğet geçme, ne de yere sağlam basma! Ekonomi bu gün itibarı ile yerle bir!
Tabi, Türkiye seçim çalışmaları ile meşgul olurken dünya ekonomik kriz ile mücadele ediyor. Ve her gün ekonomik krizin etkisini azaltmak için yeni tedbirler üzerinde durup, yeni önlemlerin alınması için ilgililere çağrıda bulunuyorlar.
Bu tür tedbirlerde bilindiği gibi kapitalist dünyanın ekonomi ağaları olan IMF ve Dünya Bankası yetkililerince yapılıyor. Ayrıca bu tedbirlerin birde medya ayağı var! Medya ayağı da ülkelerin yaşadığı kriz ortamını, taşıdıkları riskleri sayfalarına taşıyarak, bir nevi krizin etkilerini azaltmaya uğraşıyor.
İşte bu yönde bir çalışma bu günlerde gazetelere yansıdı. Gazetelere yansıyan o haberlerden birisini sizlerle değerlendirelim.
İngiliz dergisi The Economist; son sayısında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 17 yükselen ekonomi için, çok ilginç bir risk değerlendirmesi yapmış.
The Economist’te yayımlanan “Domino Teorisi” başlıklı analizde, “Hastalığın yayılma sırası kimde?” sorusu yöneltilip, risk sıralaması yapılıyor.
Yapılan analizde, 2009’da cari açığın milli gelire, kısa vadeli borçların rezervlere ve kredilerin mevduata oranına ilişkin tahminlere dayanarak yapılan risk derecelendirmesinde Türkiye 17 ülke içinde 8’inci sırada yer almış.
Ne kadar güzel değil mi? Daha önümüzde 7 tane ülke var. Kriz onları vurup bize gelinceye kadar!.. Bizde seçim meçim kalmaz. Hemen IMF'nin isteklerine evet dedikmi, dünyadan ülkemize sermaye akımı başlar! Ve kriz bizi teğet bile geçmez. Tüm söylemler boşa çıkıp, bizim gibi kriz edebiyatı(!) yapanlarda sus pus bir köşede kalır!
The Economist’in son sayısında yer alan değerlendirmede, söz konusu makro göstergelere ilişkin tahminlere göre sırasıyla Güney Afrika, Macaristan, Polonya, Güney Kore Meksika en riskli ülkeler olarak sıralanmış.
Bunları Meksika, Pakistan, Brezilya ve Türkiye izliyormuş. Daha sonra Rusya, Arjantin, Venezuella, Endonezya, Tayland, Hindistan, Tayvan, Malezya geliyormuş. Çin ise 17 ülke içinde riski en düşük ülke olarak son sırada yer almış.
Analizde bugün yükselen piyasalarda en büyük riskin hükümet borçlanmalarından değil, firmalar ve bankaların borçlarından kaynaklandığı ifade ediliyor.
Hepimizin bildiği gibi bizim devlet borçlarının yanı sıra, bir o kadar da özel sektörün ve bankaların aldığı sendikasyon kredileri mevcut.
İktidar partisi yöneticileri, böylesine ekonomik krizin ülkeyi vurduğu bir dönemde, kendilerine olan güvenlerini(!) yaptıkları seçim konuşmaları ile gündeme getiriyorlar.
Kriz ve güven yan yana gelince ne olur?
Bunu ülke olarak Nisan ayında görmeye başlayacağız!