​ Kronoloji 4 / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
 

Kronoloji 4

Kronoloji 4
 

“ÇEKİP GİDERİM...”

Bir gün beni kendimden alıp çekip giderim uzaklara, çok uzaklara... Belki orada farklı bir şey vardır beni bekleyen, benden farklı bir şey. “Neyse o bilmem ki” mazeretine sığınmadan, o bekleyip de alamadıklarımı yalnızca yaşarım yaşadığım süre içinde. Orası belki çok uzak, belki de çok yakındır ama orasının bana çok uzak ya da başka olduğu kesin. Yüreğim burukluktan kurtulur, yağmuru, çamuru umursamaz duyumsarım hiç değilse. Sanki zamanı da önemli değil; bugün, yarın ve sonrası hiç fark etmez ancak bir gün ben kendimi kendimden alıp çekip giderim uzaklara...Zamanını mühimsemeden giderim; pek erken, pek geç, bir gün ben yola düşerim o yere ne olacağımı önemsemeden... Tıpkı doğduğumu bilmeden kendiliğinden kendimsiz orada olurum aniden. Yaşadığım yüz milyon ansılar gibi sabırsızca giderim bir ömür boyu...

28/04/00

SÖĞÜTÖZÜ/ANKARA

 

 

SEVGİLİM

 

Sana gerçeklerden bahsetmedim

Benden ise hiç

Pek benzeriz sen ve ben

Ama hiç tanımamışız ki bizi

Sadece yaşamışız bizliği

Zamanı yenmişiz birlikte

 

Sana benden hiç bahsetmedim

Yani düşüncelerimden

Hiç gerçekleşmedi ki umutsuzca

Sevişemediğimiz anlarda

İçimdekileri

Anlatamadım ki anlayasın

Ne değişirdi gerçi

Öpüşmek ve sevişmek

Daha güzel

Yağmurun altında

Birbirimizi ıslatmak

Deniz gibi gözlerin

Uçsuz bucaksız

Kalemim tükenir yazmaya

Sevgi sözcüklerimi

İçimi gıcıklatan tenini

Her kareni hissetmeyi

 

Sana benden bahsetmemiş olabilirim

Yalnızca bir kısım benden

Yoksa çoğumu yaşamışsın

Gün ve dün

Kalbimin sesini duymuşsun

TIK TIK

Ve donglarım tabi ki

Sessizliğimi hissetmişsindir

Nüfuz etmişimdir damarlarına

Sana sahip oldukça

Olamamışımdır süregelen açlığımla

Sevgilim sa-

Sana benden –boş ver-

Aşktan bahsetmiş miydim

 

29/04/00 sa: 01:00

SÖĞÜTÖZÜ/ANKARA

 

 

“ CENNET HİKAYESİ“

           

Bir hikaye daha başlamıştı cennette

Sen ve Ben

Elmaları sınırsızca ısırmıştık

Yasaklar çiğnenmişti ve

Biz artık yoktuk cennette

Kendimizi farklı farklı yerlerde

Dünyada bulduk

Hep aradık birbirimizi

Bulamadık bizi

O cennetteki bizi

Araya araya derken geçti vakit

Dünyamızda

Ve aralıklarla buluştuk sandık

Sen ve Ben

Elmaları sınırsızcz yemiştik

Cennetteydik o zaman

Neyse belki

Cennette yine buluşuruz

Anarız cennetteki hikayemizi

ÇETİN EMEÇ BULVARI/ANKARA

 

“ DÜN“

 

                        Dün  yine Kurban Bayramlarının ilk gününden birincisi ve Mart’ in son günlerinden biriydi. Ben İzmir’ deydim ve hayatımı İzmir’ de akıtıyordum yağmurla beraber. Bu koca Mart ayı boyunca kedilerin bebek yakarışlarını hiç mi hiç hissetmedim ve dün hiç bir kurbanlığı tanrı adına öldürülürken görmedim. Yağmur inanılmaz yağıyordu ve biz Yiğit ailesi “Şu an da evde yokuz” mesajıyla beraber soluğu İzmir sokaklarında almış, ailenin en yaşça küçük direği Mert ile bütünleşmiştik. Dün 1995 yılının ardından ilk kez ailesel anlamda bir bayramda kenetlenen ve gıpta edilen aile potresi çizebilmiştik, yıllardan sonra inanılmaz şekilde ilk kezdi. Ben 28 yaşında sakallarında 13 adet beyazı olan bir orta yaş, Mert artık iş hayatı ile yoğrulmuş ve yaşadıklarını algıladıktan sonra büyümek zorunda kalmış bir orta yaş adayı, 25, ve en son annem ve babam, tecrübeleriyle değişmiş, huysuzlaşmış, kaprisleşmiş ve çocuklarını görünce mutlanmış birer ebeveyn: tam 53  yaşında. Yağmur bulutların arasından sınırsızca yağarken biz taksiye binmeme inadıyla beraber sokakta İzmir sinemasını bulmaya ve ıslaklık molünü azaltmaya çalışıyorduk ki nafile! Dün İzmir sinemasına varabildiğimizde, dışarıdan rahatça farkedilen ve içten içe donduran ve ayakta, uzuvlarımız boyunca akabilen yağmur sanki hiç geçmeyecekti. Kuruması da öyle, keza hiç bitmeyecek gibiydi. Ancak öyle bir film seyrettik ki kurumaması da mümkün değildi açıkçası. Film 3 saat kadar öyle duygu yüklü sürdü ki ısı katsayımız 1.5 katına çıktı. “Red thin line”, Türkçesi “ince kırmızı hat”. Farklı bir savaş filmi. Bu film savaşçı askerlerin bakış açısından yönetiliyor. Savaşlarda alışılmış değerlendirmelerin dışında insan faktörü var.  Yoksa vatan yahut silistre hiç değil. İnsan sayısı arttıkça duygular çeşnileşiyor. Filmin özeti hayata karşı donuk bir gülümsemeyle bakış: “neden, niçin” sorularının örgüyü kurduğu, sabit kameralarla çekilmiş yalın anlatım. Fazlaca tekniğe ihtiyaç duyulmamış. Gerçek olan hislerdir ilkesinden yola çıkılmış. Karakterlerden tek tek bahsetmek istemiyorum zaten hepsi içimdeler.  Ancak bir sahne var ki pas geçilemeyecek: ”(Toprak elinde süzülürken, ayakta Tanrıya yakarıyor) “Niye şu anda canımı almıyorsun oysa bir saat evvel 12 adamımın canını almaktan hiç vazgeçmemiştin”. “Ölmemek ya doğru yer, yada doğru zaman meselesi”. Hayat bir kader, kabul etsek de etmesek de! Bu film biz insanları anlatıyordu.

29/03/99

İZMİR

 
Toplam blog
: 631
: 293
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..