- Kategori
- Deneme
Kronoloji 4

“ÇEKİP GİDERİM...”
Bir gün beni kendimden alıp çekip giderim uzaklara, çok uzaklara... Belki orada farklı bir şey vardır beni bekleyen, benden farklı bir şey. “Neyse o bilmem ki” mazeretine sığınmadan, o bekleyip de alamadıklarımı yalnızca yaşarım yaşadığım süre içinde. Orası belki çok uzak, belki de çok yakındır ama orasının bana çok uzak ya da başka olduğu kesin. Yüreğim burukluktan kurtulur, yağmuru, çamuru umursamaz duyumsarım hiç değilse. Sanki zamanı da önemli değil; bugün, yarın ve sonrası hiç fark etmez ancak bir gün ben kendimi kendimden alıp çekip giderim uzaklara...Zamanını mühimsemeden giderim; pek erken, pek geç, bir gün ben yola düşerim o yere ne olacağımı önemsemeden... Tıpkı doğduğumu bilmeden kendiliğinden kendimsiz orada olurum aniden. Yaşadığım yüz milyon ansılar gibi sabırsızca giderim bir ömür boyu...
28/04/00
SÖĞÜTÖZÜ/ANKARA
SEVGİLİM
Sana gerçeklerden bahsetmedim
Benden ise hiç
Pek benzeriz sen ve ben
Ama hiç tanımamışız ki bizi
Sadece yaşamışız bizliği
Zamanı yenmişiz birlikte
Sana benden hiç bahsetmedim
Yani düşüncelerimden
Hiç gerçekleşmedi ki umutsuzca
Sevişemediğimiz anlarda
İçimdekileri
Anlatamadım ki anlayasın
Ne değişirdi gerçi
Öpüşmek ve sevişmek
Daha güzel
Yağmurun altında
Birbirimizi ıslatmak
Deniz gibi gözlerin
Uçsuz bucaksız
Kalemim tükenir yazmaya
Sevgi sözcüklerimi
İçimi gıcıklatan tenini
Her kareni hissetmeyi
Sana benden bahsetmemiş olabilirim
Yalnızca bir kısım benden
Yoksa çoğumu yaşamışsın
Gün ve dün
Kalbimin sesini duymuşsun
TIK TIK
Ve donglarım tabi ki
Sessizliğimi hissetmişsindir
Nüfuz etmişimdir damarlarına
Sana sahip oldukça
Olamamışımdır süregelen açlığımla
Sevgilim sa-
Sana benden –boş ver-
Aşktan bahsetmiş miydim
29/04/00 sa: 01:00
SÖĞÜTÖZÜ/ANKARA
“ CENNET HİKAYESİ“
Bir hikaye daha başlamıştı cennette
Sen ve Ben
Elmaları sınırsızca ısırmıştık
Yasaklar çiğnenmişti ve
Biz artık yoktuk cennette
Kendimizi farklı farklı yerlerde
Dünyada bulduk
Hep aradık birbirimizi
Bulamadık bizi
O cennetteki bizi
Araya araya derken geçti vakit
Dünyamızda
Ve aralıklarla buluştuk sandık
Sen ve Ben
Elmaları sınırsızcz yemiştik
Cennetteydik o zaman
Neyse belki
Cennette yine buluşuruz
Anarız cennetteki hikayemizi
ÇETİN EMEÇ BULVARI/ANKARA
“ DÜN“
Dün yine Kurban Bayramlarının ilk gününden birincisi ve Mart’ in son günlerinden biriydi. Ben İzmir’ deydim ve hayatımı İzmir’ de akıtıyordum yağmurla beraber. Bu koca Mart ayı boyunca kedilerin bebek yakarışlarını hiç mi hiç hissetmedim ve dün hiç bir kurbanlığı tanrı adına öldürülürken görmedim. Yağmur inanılmaz yağıyordu ve biz Yiğit ailesi “Şu an da evde yokuz” mesajıyla beraber soluğu İzmir sokaklarında almış, ailenin en yaşça küçük direği Mert ile bütünleşmiştik. Dün 1995 yılının ardından ilk kez ailesel anlamda bir bayramda kenetlenen ve gıpta edilen aile potresi çizebilmiştik, yıllardan sonra inanılmaz şekilde ilk kezdi. Ben 28 yaşında sakallarında 13 adet beyazı olan bir orta yaş, Mert artık iş hayatı ile yoğrulmuş ve yaşadıklarını algıladıktan sonra büyümek zorunda kalmış bir orta yaş adayı, 25, ve en son annem ve babam, tecrübeleriyle değişmiş, huysuzlaşmış, kaprisleşmiş ve çocuklarını görünce mutlanmış birer ebeveyn: tam 53 yaşında. Yağmur bulutların arasından sınırsızca yağarken biz taksiye binmeme inadıyla beraber sokakta İzmir sinemasını bulmaya ve ıslaklık molünü azaltmaya çalışıyorduk ki nafile! Dün İzmir sinemasına varabildiğimizde, dışarıdan rahatça farkedilen ve içten içe donduran ve ayakta, uzuvlarımız boyunca akabilen yağmur sanki hiç geçmeyecekti. Kuruması da öyle, keza hiç bitmeyecek gibiydi. Ancak öyle bir film seyrettik ki kurumaması da mümkün değildi açıkçası. Film 3 saat kadar öyle duygu yüklü sürdü ki ısı katsayımız 1.5 katına çıktı. “Red thin line”, Türkçesi “ince kırmızı hat”. Farklı bir savaş filmi. Bu film savaşçı askerlerin bakış açısından yönetiliyor. Savaşlarda alışılmış değerlendirmelerin dışında insan faktörü var. Yoksa vatan yahut silistre hiç değil. İnsan sayısı arttıkça duygular çeşnileşiyor. Filmin özeti hayata karşı donuk bir gülümsemeyle bakış: “neden, niçin” sorularının örgüyü kurduğu, sabit kameralarla çekilmiş yalın anlatım. Fazlaca tekniğe ihtiyaç duyulmamış. Gerçek olan hislerdir ilkesinden yola çıkılmış. Karakterlerden tek tek bahsetmek istemiyorum zaten hepsi içimdeler. Ancak bir sahne var ki pas geçilemeyecek: ”(Toprak elinde süzülürken, ayakta Tanrıya yakarıyor) “Niye şu anda canımı almıyorsun oysa bir saat evvel 12 adamımın canını almaktan hiç vazgeçmemiştin”. “Ölmemek ya doğru yer, yada doğru zaman meselesi”. Hayat bir kader, kabul etsek de etmesek de! Bu film biz insanları anlatıyordu.
29/03/99
İZMİR