- Kategori
- Kitap
Küçük Prens

Küçük Prens çocuklar için yazılmış bir eser olmasına rağmen her yaştan okuyucu için ilham kaynağı olabilen bir kitap. Kitabın yazarı Antoine de Saint-Exupéry, çocuk gözüyle büyüklerin dünyalarını ve arayışlarını incelemiş.
Evrensel temalar olan sevgi, yaşam, aşk, insan tabiatları üzerine öyle nokta vuruşlar yapmış ki, insan okurken duygusal bir iklime giriyor. Aynı zamanda çocuklara soyut kavramları olabildiğince somutlaştırarak aktaran kitap, çocukları yetişkinliğe hazırlıyor.
Küçük Prens’in en önemli özelliklerinden birisi sorduğu bir soruyu asla unutmaması ve mutlaka cevabını istemesi. Yine kendisine direkt sorulan sorulara cevap vermemesi. Bunun yerine oldukça etkileyici düşündüren diyaloglarla, soruyu soran kişiyi düşünceye sevk etmesi.
Kitapta giriş yazarın kendi çocukluğunda çizdiği bir resmin hikayesinden başlıyor. St. Exupéry altı yaşındayken okuduğu bir kitaptan esinlenip bir fili yutan boa yılanını resmediyor. Büyüklere gösterince (şapkaya benzeyen bir resim) büyükler hiçbir şey anlamıyor. Exupéry soruyor "Bu resim sizi korkutuyor mu?" Büyükler "bir şapka bizi neden korkutsun ki..." diye sorunca o da şapkaya benzeyen resmin iç görüntüsünü çiziyor ve insanlar ancak o zaman anlayabiliyorlar. İlk aforizma böylece açığa çıkıyor.
“ Büyükler hiçbir zaman tek başlarına hiçbir şeyi anlamıyorlar.”
Böylece yazarımız ressam olmaktan vazgeçerek pilot oluyor. Uçağı bir çöle düşünce de Küçük Prens ile tanışıyor:)
Bu çöl macerasında Küçük Prens sayesinde tekrar çocuklar ve büyükler dünyasını irdeleme fırsatı buluyor. İlk yazdığında bin sayfayı geçen bir kitap olan Küçük Prens’i “en az sözcük kullanarak mükemmelleştirmek gayretiyle” yaklaşık yüz sayfaya indiriyor.
Küçük Prens yazarla ilk karşılaşmasında bir koyun çizmesini istiyor. Yazar birkaç tane çiziyor ama her defasında bunları beğenmeyen Küçük Prens, yazarın çizdiği, “istediğin koyun bu sandığın içinde” dediği resmini beğeniyor. Burada yazarın kendi hayalini istemiyor Küçük Prens, kendi hayalinde yaşattığı koyunu istiyor. (Sandığın içinde ne olduğu belli olmadığı için yazar Küçük Prens’e kendi hayalini kurma özgürlüğünü veriyor.)
Yazar artık öğrenmiş olduğu büyükler dünyasının düşüncesiyle "sana bir ip de çizerim, böylece gündüz onu bağlarsın" deyince Küçük Prens bu düşünceye şaşırıyor ve nedenini sorunca yazar “bağlamazsan alır başını bir yere gider ve kaybolur” diyor. Buna kahkahalarla gülen kahramanımız “nereye gidebileceğini" sorunca, yazarımız “burnunun doğrusuna” diyor. Ve bir aforizma daha ortaya çıkıyor:
“Burnunun doğrusuna giden insan çok uzağa gidemez.”
Çöle düştükten beş gün sonra hala uçağını onaramamış olan yazarımız, <ı>hep o koyun sayesindeı> Küçük Prens’in yaşamını öğreniyor. Burada uçağını onaramadığı için çok kaygılı olan yazar Küçük Prens’in “Dikenler neye yarar?” sorusuna baştan savma yanıt verince (hiçbir işe yaramaz, bu onların kötülüğünü gösterir.) Küçük Prens;
- Ya!
- Sana inanmıyorum! Çiçekler narindir, kötülük düşünmez, ellerinden geldiğince içlerini rahat ettirirler. Dikenlerine bakıp kendilerini müthiş sanırlar.
Yazarın aklı hala uçağın tamirinde olduğu için:
- Ben ciddi şeylerle uğraşıyorum şimdi! deyince
- <ı>Büyükler gibi konuşuyorsun! Her şeyi birbirine karıştırıyorsun…Her şeyi karman çorman ediyorsun!ı>
Bir gezegende yaşayan Bay Kırmızı’nın hikayesini anlatmaya başlayan Küçük Prens;
-Hiç çiçek koklamamış, hiç yıldız seyretmemiş, toplama işleminden başka bir şey de yapmamıştı. O da senin gibi bütün gün yineleyip duruyordu. Ben ciddi bir adamım, ama adam değil mantardı!
Küçük Prens öfkeden bembeyaz kesilmiş bir halde;
- Çiçekler milyonlarca yıldır diken üretiyor. Koyunlar da milyonlarca yıldır yine de çiçek yiyor. Öyleyse hiçbir zaman hiçbir işe yaramayan dikenleri üretmek için çiçekler neden bu kadar zahmete katlanıyor? Bunu anlamaya çalışmak ciddi bir şey olamaz ama, değil mi? Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil, öyle mi? Bir şişko Bay Kırmızı’nın toplama işlemlerinden daha ciddi, daha önemli değil, öyle mi? <ı>Ve ben gezegenim dışında, tek olan, başka hiçbir yerde bulunmayan ve küçük bir koyunun ne yaptığının farkına varmadan, bir sabah, böyle ansızın yutuverdiği bir çiçek tanıyorsam, bu önemli değil ha!
ı>
Kızarmıştı, sonra yeniden konuştu:
- Milyonlarca, ama milyonlarca yıldızdan yalnızca birinde bulunan eşsiz bir çiçeği seven bir insan varsa, bu insanın yıldızlara bakarken mutlu olması yeterlidir. Kendi kendine şöyle der:
“Çiçeğim orada bir yerde...”Ama eğer koyun çiçeği yerse, onun için bu sanki ansızın tüm yıldızların sönmesi demektir! Ve bu önemli değil ha!
Daha fazla bir şey söyleyemedi. Ansızın hüngür hüngür ağlamaya başladı. Gece olmuştu. Aletlerimi bırakmıştım. Çekicim, cıvatam, susuzluk, ölüm adamakıllı vız geliyordu bana. Bir yıldızda, bir gezegende, benim gezegenimde, Dünya’da, avutulması gereken bir Küçük Prens vardı. Onu kucağıma aldım, salladım. Ona “Sevdiğin çiçek tehlikede değil...Koyunun için bir tasma çizeceğim...Hem...”Ne diyeceğimi bilemiyordum. Kendimi çok beceriksiz buluyordum. Ona nasıl yeniden kavuşacağımı, nerede ulaşacağımı da bilemiyordum...Ne kadar da gizemli bir yer şu gözyaşları ülkesi!
İşte Küçük Prens…
Hala okumadıysanız mutlaka okumanız dileğimle…
İyi tatiller…