- Kategori
- Futbol
Kur'alar çekildi, kılıçlar çekilmesin

2006 senesi Dünya Kupası kalifikasyon sonuçları daha birçoklarımızın içinde bir travma olarak oturuyor.
12 Kasım 2005’de İsviçre’deki Türkiye-İsviçre karşılaşmasından sonra 16 Kasım 2005’de Türkiye’de oynanan ikinci maçta olup bitenler ve bunun sonuçları daha uzun zaman hafızalardan silinmeyecek.
Hele Türk takımına ve oyuncularına verilen cezalar! FIFA Türkiye’ye 6 maç seyircisiz ve Türk sınırından en az 500 km. uzakta olması gereken, tarafsız bir sahada oynama cezası vermişti. Alpay Özalan, Emre Belözoğlu, Serkan Balcı ve Antrenör asistanı Mehmet Özdilek birkaç maç için oyundan men ve para cezalarına çarptırılmışlardı. İsviçre’den ceza alan sadece tek bir futbolcu oldu: Benjamin Huggel. Stephan Meyer de takım fizyoterapisti olarak ceza gördü.
Bern’de yapılan ilk maçta küçük kışkırtmalarla başlayan olaylar, İstanbul’daki uzantısında utandırıcı boyutlara ulaşmıştı.
Olaylardan kim veya kimler suçluydu? Nasıl oldu da herşey bu kadar kontrolden çıktı? Bu sorulara cevap aramaya çalışmak, bugün itibariyle hem yersiz hem de faydasız
Bütün olanlardan, Türk sporu, Türk seyircisi ve Türk milleti olarak aldığımız manevi, cezalar ise hala bitmiş değil.
İsviçre’de olayın tartışmaları haftalarca sürdü. İşyerinde, kızgın iş arkadaşlarıma olayın Türk tarafı için ne demek olduğunu, bütün suçun Türk tarafında olmadığını, aslında İsviçre basını ve seyircisinin de olayları nasıl kışkırttığını, bazen onlar tarafından, stadta tekme atan veya tribünlerde bütün infialini İsviçre’li oyuncuların başından aşağıya dökmüş olan Türk seyircisiyle ayni kefeye konmak bahasına, günler boyu, nasıl anlatmaya çalıştığımı çok iyi hatırlıyorum.
Haftalar boyu Türklerle alay etmeyi görev edinmiş e-Mailler kompüterlerde dolaştı. İnternet ise kin kusuyordu. İşin tuhafı Almanca konuşan futbol seyircileri, hangi milletten olursa olsunlar, Türklere karşı birleşmişlerdi..
Birkaç gündür yine İnternet’de rastladığım yorumlar beni bu yazıyı yazmaya yöneltti.
Futbol seyircileri ve taraflarları 2008 Dünya Kupası’nda İsviçre ve Türkiye’nin yeniden karşı karşıya gelmesine şaşırıyorlar ve forumlarda bunu tartışıyorlar. Bazıları Türklerin kaybetmeye gelemediğini ve böyle bir durumda 2006 Dünya Kupası elemelerindeki sahnelerin yaşanmasına hazır olunmasını yazıyorlar. Daha ılımlı olanları ise, futbolda Türklerin diğer milletlerden ne daha az ne de daha çok şiddet yanlısı olduğunu ve bu sefer mutlaka kendilerine çeki düzen vereceklerini konuşuyorlar.
Gazeteler şu anda işin sadece spor yönünü tartışmakta, iki sene önce olanlara hiç değinmemekteler. Sadece grup içinden çıkıp çıkamıyacaklarını, Portekiz ve Türkiye’nin şu anki futbol kuvvetini yazıp çiziyorlar. „Blick“ gazetesi İsviçre’de yaşayan bir okuyucusu Serkan Yalçınkaya’nın şu sözlerine yer veriyor: „Türkler ve İsviçre’lilerin ayni gruba düşmesi güzel. Bu sayede herşeyi unutup yeniden arkadaş olabiliriz.“
Anlaşılıyor ki futbol dünyası, Türkler açısından bir beklenti içinde.
Bazıları Türk’lerin futbol maçosu olarak ortaya çıkıp dövüşmelerini, „barbar Türkler“ şeklinde düşünenleri haklı çıkarmalarını bekliyorlar.
Bazıları ise, Türklere karşı önyargılı bir düşmanlıkları olmadığından, tarafsız bir görüş açısıyla, güzel maçlar seyretmeyi bekliyorlar.
Bilhassa Avrupa’lı Türklerin beklentisi ise, herhangi üzücü ve sonuçları Türk takımı ve bütün Türkler için hüsran olacak hiçbir olayın çıkmaması. Ancak bu sayede çok sevdikleri takımlarının maçlarını seyretme zevkinden mahrum kalmayıp, milli oyuncularını ve bayraklarını gönüllerinin dilediği gibi şevkle teşvik edebilirler.
Hiç kimse, olabilecek hiçbir kışkırtmaya prim vermemeli, oyuncu da , idareci de, seyirci de, bilhassa basın da fair-futbolün ne olduğunu herkese gösterecek şekilde davranmalıdır.
Bunu, futboldan çok şey bekleyen bütün Türklere borçludurlar.