Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '11

 
Kategori
Ekonomi - Finans
 

Küreselleşme yeniden…

Küreselleşme yeniden…
 

Sonunda bir batı terimine doğru dürüst karşılık bulabildik (Globalleşme=Küreselleşme) ; Türkçe terimler tutunca millet artık bir daha geri gitmek istemiyor (Ne lüzumu var!) Şimdi "Globalleşme" diyen giderek azalıyor; öyle olması da gerekir.

Küreselleşme, insanın üzerinde uyandırdığı ilk izlenimlerle ve iyi bir niyetle, hoş duygular uyandıran iyimser bir terim ama altını biraz kazıdığınız zaman, Küreselleşmenin aslında bir “Empoze” edilen,  biraz da ister istemez kabul ettirilen  terim olduğunu görüyorsunuz.

Hadi eskiden “Humanizm” vardı. Sartre, “Varoluşçuluk, humanizm’dir” demişti…Hümanizm en basit anlatımla; " İnsancılık, insanları sevme ülküsü, ve felsefesi'dir". Diğer yandan , ”Sosyalizm, humanizm” diyenler de çıktı.

Bu terimler birbirine ne kadar yaklaştırılırsa yaklaştırılsın sonuçta, bu düşünceler hemen hemen iflas etti; batılılar da sonunda , “Mevlana” ya ; “Yunus Emre”ye döndüler… Aslında belki de dünyanın en büyük hümanistlerini, bizim toplumumuz yetiştirmiş… Batılılar bunun değerini öğrendiler. Ve denir ki, “Mevlana” Türk toplumundan çok, Batı ‘da daha iyi tanınıyor; biliniyor ve seviliyor…

Bizim batıyla ilgili aydınlarımız bu ilgiyi çok iyi bildikleri için konuyu tematik olarak işlemeye ve onu kendindenleştirmeye başladılar. Değerli Romancımız  Elif Şafak ,”AŞK” adlı romanında, Mevlana Şems ilişkisini bir güzel işleyerek kitabını hem Türkçe, hem de İngilizce  yayımladı..  Diğer kitapları gibi çok da tuttu, çok da sattı. Aferin.

Elif Şafak’ın, Mevlana ve Tasavvuf konusuna değinerek, “Sadece Mevlânâ değil, o dönemde Anadolu da, daha sonra Balkanlarda boy gösteren pek çok tasavvuf yorumunda da benzer bir noktayı bulabiliyoruz. Kadın erkek, şehirli köylü, ve en önemlisi "bizden olan" "bizden olmayan" ayrımı yapmadan insanı düşünmek, insanı önemsemek. Temelinde korku değil, aşk var bu felsefenin...” diyor ki …  Anadolu insanının bu düşünceye neden bu kadar yakın olduğu iyi anlaşılıyor.(1)

Çünkü, o zamana kadar dinin “korku” anlayışı içinde empoze edilmesi düşüncesi, Mevlana ile artık, Tanrı, korku’nun ötesinde,  sevilen bir varlık olarak anlaşılmaya başlıyor… Şimdi de Anadolu’da bu iki düşünce çarpışıp duruyor. 1. Tanrı’yı kendi tekellerine alıp, kendi anlayışları içinde insanlara korkutarak , anlatmaya çalışan ve hep ben bilirim, diyen  bir anlayış; 2. Tanrıyı insana indirgeyerek “Fena fillah ..” anlayışı içinde, Tanrı’yı kendi içinde görmek ve bu yüzden; onun gibi olmak; iyi olmak  ve güzellikle davranmak, olarak yorumlayan anlayış… Bu da hümanizmanın kendisidir.

Küreselleşme, Hümanizma’dan çok mu farklıdır… Çoğu kez biz, kavramların öz anlamlarıyla hareket etmeyiz; onlara yüklenen ; atfedilen anlamlarıyla yorumlamaya çalışırız.

Düz bir bakışla Küreselleşme, dünyadaki bütün insanların, insan zenginliğini, kültürünü, ve değerlerini ortaklaşa paylaşmasıdır, denebilir. Diğer yandan, daha katı bir anlayışla, küreselleşen bir dünyada, insanlar ortak bir dil konuşacaklar, ortak standartlara, ortak düşüncelere sahip olacaklar, birbirlerini öldürmeyecekler, sayacaklar, sevecekler… Ve dünya her şeyin paylaşıldığı ortak bir köy olacak…

Ama uygulamada  bu, böyle mi?  Dünya bir küreselleşmeye gidiyor ama nasıl?
Küreselleşme derin anlamıyla, büyük kapitalist devletlerin (özelde onların içinde bulunan büyük çok uluslu şirketlerin) değerlerini, kar anlayışlarını gizli gizli benimsetmek için yapılan çabaların tümünü kapsıyor. Bu şirketler salatalıkta, domateste… her şeyde kendi standartlarını benimsetip; her şeyi… bu arada söylemeli, özellikle üretim ve tüketim araçlarını ve mallarını kendi ellerinde bulundurup, oradan döngüye sokmaya çalışıyorlar.

Aslında Küreselleşme, Merkezin durmadan haraç aldığı, periferideki  ülkeleri, bağlı şirketleri sömürdüğü bir sistem… Biz onun açık yüzünü göremiyoruz… Onun gülen yüzü her gün ilanlarla, reklamlarla  yüzümüze bakıyor… “Daha çok al… Daha da satın al..” diyor. Biz de durmadan o parlak reklamlara bakıp alıyoruz… Ama aldığımız her maldan, dolaylı olarak birkaç kuruş, o işin başında bulunan ana şirketin kasasına gidiyor…

Küreselleşme böylece, tek yönlü bir akışa dönüşüyor… Tepede bulunanlar hep kar ediyor…
Gerçek bir Küreselleşme olsaydı, Somali gibi, Senegal gibi, Gana gibi ülkeler olmayacaktı… Onların  da Küreselleşmenin parçası olarak, bu zenginlikten pay alması gerekiyordu… Ama nerede? Durumu görüyor musunuz? Her ülkedeki AVM’ler bir bakıma, zenginliği aktaran organlar gibi… Bir AVM kurulduğu zaman, bin küçük esnaf ağlamaya başlıyor… Ondan sonra da  AVM’den vergi alabilirsen al… Ama öteki yandan, büyük bir zenginlik, yabancı bankalar Yahudi, Ermeni… Bankacılar kanalıyla büyük Merkeze akıp duruyor…

Küreselleşme böyle bir emme basma tulumba…

Siz zannediyorsunuz ki, AVM’lerin bulunduğu o ülke zenginleşiyor; o kadar da değil, o arada birileri zenginleşiyor ama; zincirin ucu başka yerlerde…

Onun için ithalatla, ihracat arasında aleyhimize o kadar çok fark var. Durmadan zarar ediyoruz. Neden zarar ettiğimizi anlayamıyoruz… Ama herkes zarar ediyor… O kredi kartları var mı yok mu… İnsanların canlarına okuyor…

Bu sistem bir emme basma tulumba gibi çalışıyor. Biz kalkındığımızı sanıyoruz… O AVM’lere gittiğimiz zamanlar, ışıklardan gözlerimiz kamaşıyor… Fakat onlar bize, yolunacak tavuk gözüyle bakıyorlar… Ve bilerek ya da bilmeyerek yolunuyoruz…

Bana göre, yeni yolunmanın adı Küreselleşmedir… Keşke Küreselleşme, İnsanlaşma olsaydı… Onlar nerde, insanlık  nerede… İnsan Van’da çorapsız geziyor…Babası da işsiz.

……………………
1. http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=69

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..