- Kategori
- Siyaset
Kürt meselesinde CIA parmağı var mı?

Kürtlerin içinde CIA ne arıyor ? Ayrışmacılığı ve Kürt kimliğini pekiştirmek için yardımda bulunuyor
Kürtlerle Türkler arasında bir kutuplaşma olduğu doğru mudur, değil midir? Bunu sosyolojik açıdan değerlendiren bir Allahın kulu çıktı mı ben hatırlamıyorum. Herkes, çözümün ve bunun parelinde “Kürt açılımının” nasıl açılması ve nasıl yapılması gerektiğini anlatıyor, tartışıyor. Ama hiçbir gazetede, ya da tv programında, bu açılımın nasıl açılamayacağını konuşmuyor. Evet, bazıları, nasıl açılmaması gerektiğine dair bazı söylemler ortaya sermeye başladılar. Ama bu seferde gerek hükümetin, gerekse başta yandaş medya ile bazı kalemşorların tepkilerini aldılar, almaya de devam ediyorlar. Onlara göre, bu sivri çıkışlar, çözümün ve barışın önünü tıkayan gelişmelerdir. Bu engellemelerle sürece taş koymaktadır.
Neden peki? Herkes, başta hükümet olmak üzere gerek Dtp ve paralelindeki unsurlar gibi düşünmek zorunda değil. Neden doğru bir tek de yanlış pek çok? Neden bu işin hep, yazılıp, çizilen teorileri üzerinde durulduğu ve desteklendiği zaman doğru oluyor da, olmazsa olmazlar ve asıl, bu süreci tıkayabilecek ve sorunu bugünlere taşıyacak doğal sebepler ve kavramlar üzerinde durulduğu zaman, sivri, barış istemeyen, çözüm yollarını tıkayan taraf konumunda oluveriyor? Bunu anlamak gerçekten güç.
Bu sözlerimle, bir tarafı ya da birilerini desteklediğim ya da savunduğum anlamı çıkartılmasın lütfen. Hiç böyle bir derdim ve isteğim yok. Ben burada hep kendi düşüncelerimi savunuyorum. Ben bizzat çözüme karşı değilim ama sorunu dallandıran unsurların da göz ardı edilmemesi taraftarıyım. Bu yüzden farklı başlıklarla da olsa “Kürt açılımının” ve “Kürt sorununun” farklı yüzlerini zaman zaman konu ediyorum.
Bakın! Bir kez daha yineliyorum. Bugün adına “Kürt sorunu” denen mekanizmanın derinine inemezseniz, yapacağınız ameliyatı üstten üstten yaparsanız, derinlerdeki ur, bir zaman sonra tekrar bir hastalık olarak nükseder ve bu kez ölümcül olur. Bu gün bu sorunun temelinde, çok daha sosyal bazı unsurların ve terör gibi başka sorunların da eklenmesiyle kemikleşmiş bir problemle karşı karşıyayız. Sorunu masaya yatırdığınız zaman da odak noktasında “terör ve pkk” olduğu rahatlıkla görülecektir. Öncelikle bu terör meselesi halledilmelidir. Terörün ve teröristin (dolayısı ile pkk’nın) nasıl bu kadar güçlendiği ve kollarının nasıl ahtapot gibi uzun ve çok olduğu da araştırılmalıdır. Bu gelişimde iç güçlerin destek ve yardımları bir ironi değildir. Ama bu gerçek karşısında dış güçlerin desteğini yadsıyabilir miyiz? Bu gerçeği ortaya seren gazeteci ve bilim adamları, hatta Kürt kökenli aydın ve yazarlar bir şekilde öldürülmemiş midir? Musa Anter, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu gibi isimlerin katledilmesinin altındaki gerçek hala esrarını koruyor. Peki çözülebilecek mi? Bilemem! Ama okuduklarımdan, dinlediklerimden çıkardığım şöyle bir sonuç vardır ki; o da pkk terörünün ve ayrışmacı, bölücü Kürt politikalarının arkasında farklı destekçiler bulunmakta ve bu politikayı destekleyenler de buralardan beslenmekteler.
Benim fikrim şudur ki; bu ülkede barış isteyenler, arkasından <ı>“asker operasyonları durdursun” ı>diyenler, dağdaki teröriste gerilla, ölünce “şehit” diyenler, <ı>“biz Türkiye’den, ayrışmak istemiyoruz. Burası bizim de anavatanımız”ı> deyip de “özgürlük ve özerklik” bayrakları açanlar, <ı>“silahları susturduk, tek taraflı ateşkes ilan ettik”ı> deyip de, orda burada eylem yapanlar ve hala kurşun sıkanlar, bence tam olarak neyi istediklerinin ve kendilerini kimlerin yönettiğinin, asıl iplerin kemlerin elinde olduğunun farkında değiller. Çünkü her seferinde “Kürtlere özgürlük”, “Kürtlere hakları verilmelidir” ya da “bu topraklar Kürtlerindir” diyenler, son otuz yılda kırk bin can aldılar. Ve işin en acı tarafı bu kırk bin insan içinde de ölen çok sayıda Kürt asıllı vatandaşımız var. Çoğu çocuk ve kadın. Geneli sivil vatandaş. Kendileri tutuklanıp hapse atıldıklarında, haklarını arayan sivil tolum kuruluşları ve bazı, “Kürt hak savunucusu” avukatlar, hemen soluğu Avrupa insan hakları mahkemesinde alıyorlar. Ama öldürülenlerin hesabını soran ya da onları düşünen yok. Oysa öldürülenler arasında kendi kökenlerinden insanlar da var. Onları da mı asker öldürdü. Yoksa onlar başka etnik kökeni mi temsil ediyorlar. Yoksa etnisite onlar için bir araç mı?
İşte işin bence püf noktası burası.. Çünkü birileri bu etnik kökenlik yani etnisite üzerinde oyunlar oynuyor ve bunu kullanarak, farklı amaçlar peşinde koşuyorlar. İnsanları bu etnik bağlılıkla ulusal devlet’ten, ulus bilincinden ayırmaya, sahte bir ulus yaratmanın ve sistemli bir ayrışma, ayrıştırma planını uyguluyorlar. Bunun örnekleri oldukça çok. Bunlar yazılıp, çizildiği içinde “top secret” yani çok gizli bir durum değil ama gerek Pkk’nın kullandığı silahların menşeine bakın, gerek Kandil dağına inen, kalkan helikopterlerin üzerlerindeki bayrak ve kodlara bakın, gerekse, hangi devletin ve ülkenin nasıl bir korumacılık ve destekçiliği şiar edindiklerine bir bakın. Ne demek istediğim anlaşılacaktır.
Size önemli ama küçük ve pekiştirici bir örnek vererek, yazımı bitirmek istiyorum.
Gazeteci kimliği ile bir Amerikalı kadın, yanındakilerle birlikte Batman’da bir takım faaliyetlerde bulunuyor. Bazı görüşmeler yapıyor. Yakın zamanda bir nevruz kutlamalarında meydana çıkıp elinde kuran sallayan Pkk ve Öcalan propagandası yapan ve bu eyleminden dolayı tutuklanan, Dtp’nin de salıverilmesi için ön ayak olduğu tarikat liderini hatırlayacaksınız. İşte bu kadın, o tarikat lideri ile görüşüp, bir dernek kurulması ve bu derneğin faaliyetlerinin yaygınlaştırılması için çaba sarf ettiği, yapılan takip ve incelemede anlaşılıyor. Buraya kadar normal mi? Belki! Ama sonra bu "araştırmacı- gazeteci" kimliğindeki kadının (adı Barbara Anna Lakeberg miş) çok iyi Kürtçe konuştuğu ve bir CIA ajanı olduğu anlaşılıyor. Deşifre olduğunu anlayan ve hakkında tutuklanma emri çıkartıldığını öğrenen kadın, önce Silopi’ye, ardından da sahte bir pasaportla kuzey Irak’a geçiş yapıyor. Öğrenildiği üzere de daha önce Irak’ın kuzeyinde insan hakları alanında faaliyet yürütmek üzere bir dernek kurduğu, Diyarbakır ve Batman'da da bu derneğin şubelerini açmak istediği tespit edilmiş. Olayla ilgili birçok kişi tutuklanmış, tutuklananlardan bazıları ile özellikle bu tarikat lideri ve bu kadın arasında yapıldığı belirtilen pek çok telefon görüşme kayıtları ve ayrıca sanıklardan bazılarının banka hesaplarında yüklü miktarda paralar tespit edilmiş. Yine sanık evlerinde yapılan aramalarda, Lakeberg'in kaleme aldığı bir mektup da ortaya çıkmış. Bu mektupta, <ı>"Sizin için önemli olan bir ülke ya da toprak parçası var. Afrika ile aynı şekle sahip sizin için çok önemli olan bir yer, bu toprakların ortasında. Kendiniz için önemli olan bir iş var bu topraklarda"ı> ifadeleri mevcut.
Şimdi bir düşünün !.. Bu kadın ve yanındakiler tam olarak o bölgede ne yapıyorlardı ve bunlar gibi daha kimler bir takım faaliyette bulundular veya bulunuyorlar. Siz hala Pkk’nın “özgürlük savaşçıları” olduğunu düşünenlerden misiniz yoksa !.. Güldürmeyin insanı !
../..