- Kategori
- Felsefe
Kuş gibi

Uçuyorum, uçuyorum sonra kendimi rüzgarın koynuna bırakıyorum... Savuruyor beni istediği yere... Bazen bir ağaç dalnda günlerce oyalanıyorum.Karıncalara bakıyorum... Ağacın kabuğunu gagalıyorum.
En çok da uçsuz bucaksız ovaların üstünde uçmayı seviyorum. Hesap yok, zaman yok, kötülük yok... Binlerce ağacın bir olduğu ormanlara düşüyor yolum. Yeni türler tanıyorum, yeni canlılar... Hoşgeldin diyerek şakıyanlar, beni kovmak için fırsat kollayanlar...
Gümüş gibi nehirlerden sular içiyorum, balıklar oynaşırken, minik bir yengeç kaçarken... Bazen büyük birşeyler görüyorum suyun üstünde. İnsanoğlu yapmış diyorlar...
Ormanlar bitince, nehirler sona erince, deniz kenarından pis kokular gelince gri, loş bir yoğunluk başlıyor gürültüyle dolu...
Anlıyorum ki, insanoğlunun yurduna gelmişim yanlışlıkla... Bir beton kenarında minik bir yuva görüyorum. Yol sormak için uçarken, kocaman hoyrat bir el yuvayı darmadağın ediyor. Yavru kuşlar ciyak ciyak ağlıyor çaresizlik içinde...
Ormanlarda yarenlik ettiğim muhabbet kuşları, bülbüller kafeslerde boynu bükük... Su içerken gördüğüm şen balıklar, küçük bir kavanozda sağa sola giderek ömrünü tamamlamaya çalışıyor. Kediler, köpekler zehirlenmemek için saldırıyor...
Yeni türler oluşturmuşlar bilmediğim, tanımadığım... Gözleri kan çanağı bu köpekler, insanları parçalıyor... Çok kızıyorlar... ''Bunlar yoktu siz yaptınız'' diyorum. Anlamıyorlar benim dilimden...
Nefes alamıyorum. Boğazım yanıyor, çok çabuk yoruluyorum. Her yerden havaya dumanlar fışkırıyor.
Kaçmak için çabalıyorum beton yığınından ve artık kendileri de betonlaşmış insanlardan...
Uygun zamanı yakalayıp ovalara, dağlara atıyorum kendimi. İnsanoğlundan kaçanların yurduna...
En çok da uçsuz bucaksız ovaların üstünde uçmayı seviyorum. Hesap yok, zaman yok, kötülük yok... Binlerce ağacın bir olduğu ormanlara düşüyor yolum. Yeni türler tanıyorum, yeni canlılar... Hoşgeldin diyerek şakıyanlar, beni kovmak için fırsat kollayanlar...
Gümüş gibi nehirlerden sular içiyorum, balıklar oynaşırken, minik bir yengeç kaçarken... Bazen büyük birşeyler görüyorum suyun üstünde. İnsanoğlu yapmış diyorlar...
Ormanlar bitince, nehirler sona erince, deniz kenarından pis kokular gelince gri, loş bir yoğunluk başlıyor gürültüyle dolu...
Anlıyorum ki, insanoğlunun yurduna gelmişim yanlışlıkla... Bir beton kenarında minik bir yuva görüyorum. Yol sormak için uçarken, kocaman hoyrat bir el yuvayı darmadağın ediyor. Yavru kuşlar ciyak ciyak ağlıyor çaresizlik içinde...
Ormanlarda yarenlik ettiğim muhabbet kuşları, bülbüller kafeslerde boynu bükük... Su içerken gördüğüm şen balıklar, küçük bir kavanozda sağa sola giderek ömrünü tamamlamaya çalışıyor. Kediler, köpekler zehirlenmemek için saldırıyor...
Yeni türler oluşturmuşlar bilmediğim, tanımadığım... Gözleri kan çanağı bu köpekler, insanları parçalıyor... Çok kızıyorlar... ''Bunlar yoktu siz yaptınız'' diyorum. Anlamıyorlar benim dilimden...
Nefes alamıyorum. Boğazım yanıyor, çok çabuk yoruluyorum. Her yerden havaya dumanlar fışkırıyor.
Kaçmak için çabalıyorum beton yığınından ve artık kendileri de betonlaşmış insanlardan...
Uygun zamanı yakalayıp ovalara, dağlara atıyorum kendimi. İnsanoğlundan kaçanların yurduna...