Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '12

 
Kategori
Siyaset
 

Laiklik demokrasinin ön koşuludur (Atatürk gerçeği)

Atatürk, "Gerçeği konuşmaktan korkmayınız" derken, tüm tarihi, vekillerimizin önüne serer.

Ne yalanlar, ne sahtelikler, ne çıkarlar, ne boş inançlar uğrunda "gerçek", yüzyıllarca insanlardan saklanmış; yeni filiz açmış ve açacak olan demokrasi ve özgürlükleri kısıtlamış veya kesintiye uğratmıştır.

Gerçeklerin baskı altına alınıp, parti tüzüğü adına, siyasi anlayış adına - bilindiği halde - söylenmemesi, hangi ülkeleri, uygarlık yolunda ilerletmiştir ki? Ortaçağın o karanlık dönemini yaşayan, bunca tecrübe sahibi insanlarımızın kolayca, gerçeklerden yüz çevirmesi, önemsememesi, herhalde bilgisizliklerinden dolayı olmasa gerektir.

Çok kısa bir zaman önce, "Cumhuriyet Mitingleri" adı altında, "gerçekler"i dile getirenlerin birçoğu bugün içerde, hapiste olmaları çok düşündürücüdür.

Gerçeklere kelepçe takmak, kilit vurmak, 'Özgürlükçü demokrasi'ye inanmamak demektir.

Laikliğe, özgürlükçü demokrasiye düşman olduklarını söylemekten kaçınmayan bir zihniyetin bugün, Turkiye'yi yönetmesi, gelecek adına, "gerçeklikler"adına bir "kara mizah" gibidir.

Kendi çıkarları adına toplumu uyuşturanlar, düşünmeyenler için Atatürk'ün; bu boş inançlara ve yalanlara karşı  mücadele vermesi, ne çok anlamlıdır.

Boş inanç ve hürafelerle toplumun ilerleyemeyeceğini gören Atatürk'ün yaptığı devrimlerin, bugün bir bir çökertilmeye çalışılması, boşuna değildir. Geçmişin intikamını almaya çalışan "kara zihniyet" (ki, her zaman vardı), önce Atatürk'ün en yakın arkadaşı, İnönü savaşları kahramanı ve dağınık çetelerle `düzenli bir ordu` kurmayı başaran İsmet İnönü'yü Hitler'e benzeterek işe koyulmuştur.

Düzenli ordumuzu, küresel güçlerin de yardımıyla hızaya getirdiğinin rahatlığı içinde Türkiye'yi etnik gruplara bölmeyi, 29 Ekim ve 19 Mayıs törenleriyle ilgili açıklamalarıyla ve futboldaki şike konusundaki gelişmelerle toplumun da milliyetçilik duygularını deneyen iktidar, şimdi de gözünü Anıtkabir'in botanik park edilmesine ve Doğu bölgelerimizdeki okullarda "andımızın" okunmaması'na dikmiştir. Sırada ise, istiklal Marşımız vardır. 

"Türklük" kavramının içriğinin boşaltılmasını isteyen küresel güçlerle bir olarak, ülkeyi etnik gruplara ayırmayı hedefleyen iktidar, geçmişte Osmanlı'nın düştüğü tuzağa düşmüş; Osmanlı'nın son dönemlerinde Anadolu coğrafyasında ayrış(tırıl)maya başlayan etnik zihniyetleri bir araya toplayıp, kardeşliği ve birlikte yaşamayı sağlayan Atatürk Cumhuriyetini hızla bugünün Irak'ına dönüştürmeye çalışmaktadır.

Tarihin karanlıklarına gömülen bir ummetten, taptaze, yepyeni bir "Türk Ulusu" yaratan; "Uygarlık, benim namusumdur", "Manevi mirasim akıl ve bilimdir", "Hızla değişen ve gelişen milletlerin, toplumların ve hatta kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları degişirken, akıl ve bilimi kendilerine rehber edinemeyenler gelişemezler" diyen Atatürk'ü, hiç ağızlarına bile almaya yakıştaramayanlar; akıl ve bilimden, dolayisiyle uygarlıktan-gelişmekten-çağa ayak uydurmaktan söz edemezler.

Batı'nın, neden Atatürk gibi bir demokrasi hayranını (ki, "uygarlık benim namusumdur") diyen bir lideri istemediğinin daha farkına varamayan, ya da varıp da, bundan bir siyasi çıkar sağlamayı yeğ tutan bir zihniyetin, Türkiye gibi bir coğrafyaya sahip ülkeyi ileri taşıyabileceğine olanak yoktur.

Atatürk Lozan`da bu zevat (Batı) ile neyin mücadelesini veriyordu ki? Demokrasiden faşizme mi geçmek istiyordu da, Batılılar, Atatürk`e karşı  çıkıyorlardı?  Hayır. Tam tersine; yeni bir demokratik Türkiye Cumhuriyeti`ni kurma peşindeydi. Buna rağmen demokratik ülkeler Lozan' da, destek yerine, köstek oldular.

Şimdi ise, karşılarında, Atatürk gibi, ciddi, disiplinli, dört dörtlük bi başbakan bulamayınca, "Deveden bir kil kopardığımız da kârdır; hele, ülke bir develer ülkesi olsun da!...diye düşünerek, ağızlarının suyu akmakta.. (Osmanlının son döneminde yaptıkları gibi)

Daha dün, emperyalist zihniyet karşısında kanlarını-canlarını seve seve verenlerin, daha kanları kurumadan dedelerinin kahramanlıklarını unutup, emperyalizmin kucağına düşen bugünün zihniyeti, kolay kolay hazmedilecek bir cinsten degildir.

Gerçeklerden kaçanlar, özellikle "Atatürk Gerçeği" ni kabul etmeyenler, bugün, onun kurduğu mecliste, ona `küfür` edecek duruma geldiler.

Bu dengesizliği, yine milletin azmi ve kararı giderecektir. O da, "Atatürk Devrimleri" ne gönül bağlayanların işidir. Şu dünyada, baktığı halde gör(e)meyen, duyduğu halde sağır davrananların işi değildir.

"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum" diyenlerin yerine, hürafeleri ve kalıplaşmış kuralları kabul edenlerle mi "ilerici Demokrasi"yi sağlayacaksınız?

"Nehri tersine akıtmaya çalışanlarla yola çıkılmaz." 

 
Toplam blog
: 193
: 1086
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..