​ Madde ve Anti - Madde / Uzay / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '14

 
Kategori
Uzay
 

Madde ve Anti - Madde

Madde ve Anti - Madde
 

1928 yılında bir bilim adamı elektron davranışlarını tanımlamak için özel görelilik ve kuantum teorilerini bir araya getiren bir denklem oluşturdu. Kendisine 1933 yılında Nobel ödülünü de getiren bu denklemin aslında bambaşka bir konuyu ortaya koyacağını belki de kendisi bile tahmin edememişti. Paul Dirac’ın bu denkleminin artı ve eksi yönlü iki sonucu bulunmaktaydı ve bu sonuçlar klasik fiziğin ‘‘Bir elektronun daima pozitif yüklü olması gerekmektedir.’’ ilkesini alt üst etmekteydi. Herkesin kafası çok karışmıştı. Şimdiye kadar geliştirilen tüm modeller bir parçacığın yalnızca pozitif yüklü olabileceği üzerine kurulmuştu fakat bu yeni yeni modele göre negatif yüklü bir enerjiye de sahip olabiliyordu parçacıklar. Ancak burada bir sorun ortaya çıkmaktaydı. Eğer pozitif yüklü bir parçacığın negatif yüklü bir hali de mevcutsa bu iki parçacığın karşılaşmaları durumunda birbirlerini yok etmeleri gerekmekteydi. İlk başlarda pek çok bilim adamı bu düşünceye karşı çıkmıştı çünkü var olan bir parçacık mutlaka pozitif bir enerjiye sahip olmalıydı aksi halde varlığı şüpheye düşerdi. Aynı zamanda karşıt parçacıkların var olması durumunda evrenimizin de varlığı şüpheli bir hal alabilirdi.

1932 yılında Carl Anderson isimli bir bilim insanı kozmik ışın sağanağı üzerinde çalışırken bu ışın demetinin etkisiyle oluşan ve negatif yüklü elektronların yanında yer alan pozitif yüklü bir başka parçacık daha keşfetti ve buna pozitron adını verdi. Bu çalışma Anderson’a 1936 yılında Nobel ödülü kazandırmıştı. 1954 yılının başlarında Emilio Serge ve ekibi Anderson’un çalışmasını bir adım öteye geçirerek karşıt protonları saptamak için bir makine tasarladılar. Bir yıllık bir çalışmanın ardından 1955 yılının ekim ayında fizik dünyasında bomba etkisi yapacak olan gelişme New York Times’ın manşetine taşınmıştı: ‘‘Yeni bir atom parçacığı keşfedildi: Negatif Proton’’ Bu gelişme üzerine Serge ve Chamberlain 1959 yılında Nobel ödülü kazandılar. Bundan kısa bir süre sonra da Serge ‘nin inşaa ettiği Betatron isimli makinayı kullanan başka bir ekip karşıt nötronu bulduklarını açıkladılar.

Tüm bu gelişmeler 1960’ların başlarına gelindiğinde fizik dünyasının derinden etkilenmesine ve yeni ufuklara kapı açmasına neden olmuşlardır. Artık maddenin bir karşıt maddesi olduğu kanıtlanmış ve bu karşıt maddenin elde edilebilmesi çalışmaları hız kazanmıştı. Evet karşıt parçacıklar keşfedilmişti fakat bu karşıt parçacıkların birbirleriyle bir bağ oluşturup karşıt maddeyi meydana getirmeleri ve bunun da gözlemle sabitlenmesi hususunda sıkıntılar bulunmaktaydı. Zira anti madde ortaya çıksa dahi o kadar kısa bir zamanda madde tarafından yok edilecekti ki bu anı kaydetmek dahi mümkün olmayabilecekti. Günümüze gelinceye kadar Avrupa ve A.B.D. ‘de pek çok bilim insanı bir çok makine kullanarak anti maddeyi elde etmeye çalıştılar ve çoğu deneyde sonuca yaklaşıldıysa da net bir durum ortaya konamadı. Öyle bir makine gerekmekteydi ki bu makine; önce parçacıkları hızlandırarak çarpıştıracak ve anti maddenin ortaya çıkmasını sağlayacak sonrada adeta zamanı yavaşlatarak anti maddenin birkaç saniyeliğine bile olsa varlığını kaydedebilecek bir yapıda olmalıydı. Bunu bir kameraya benzetebiliriz aslında. Bir silahın namlusundan çıkan mermiyi normal hızdaki bir kamera görüntüsünde göremezsiniz fakat görüntünün defalarca yavaşlatılmasından sonra merminin namlunun ucundan nasıl çıkıp hedefine doğru ilerlediğini çok net izleyebilirsiniz. İşte biz de tıpkı bu örnekte olduğu üzere anti maddenin varlığından neredeyse emin olmamıza rağmen onu henüz gözlemleyememiştik. Şimdilerde bu gözlemlere en çok yaklaşılan yer tabi ki Cern’dir.  Tanrı parçacığı da denilen Higss Bozonu’nun büyük ölçüde bulunduğunun açıklanmasıyla tüm gözlerin çevrildiği Cern’de, bu parçacığın, büyük patlamanın ilk anlarında ortaya çıkarak diğer parçacıkların dağılmasını engellediği ve evrenin düzenli bir biçimde genişlemesine olanak tanıdığı düşünülmektedir. Cern’deki diğer deneylerde anti madde açığa çıkartılarak gözlemlenmeye çalışılmaktadır ve alfa deneyinde bunun kısmen de olsa başarıldığı açıklanmıştır.

Madde ve Anti Madde arasındaki ilişkiyi kavrayabilmek için ayna modelini kullanabiliriz. Aynada kendimize baktığımızda aynadaki yansımamızın biz her ne yaparsak tersini yaptığını gözlemleyebiliriz. Yani biz sağ elimizi kaldırdığımızda o sol elini kaldıracak, biz sol gözümüzü kırptığımızda ise o sağ gözünü kırpacaktır. Anti evrendeki maddeler bizim evrenimizdekilerin zıt kutuplusu olmak zorundadırlar. Bu durumda eğer biz anti evrenimizdeki bizle karşı karşıya gelecek olursak bu ikimizin de yok olması anlamına gelecektir. Bizim evrenimiz genişlerken hemen yanı başımızdaki anti evrenimizin de genişlediği bir model düşünelim. Her iki evrende bir noktaya kadar genişlesin ve sonunda iki evren de bir noktadan kesişsin. Bunu yan yana şişen iki balon gibi de düşünebiliriz. Teorik olarak bizim evrenimiz ve anti evrenimiz kesiştiklerinde birbirlerini yok edeceklerdir ve belki de kıyametin kopması bu şekilde gerçekleşecektir.

Aslında bu durum Kuran’daki simetri ve ikili sistem anlayışına da yatkındır. Eğer bir paralel (anti) evren mevcutsa ve bu evrende bizim evrenimizdeki her şeyin (biz de dahil) aynısından en az bir tane bulunuyorsa o halde  biz de dahil her varlıktan iki tane olması gerekmektedir. Hatta evrenin kendisinden dahi iki tane olacağından bir tane olan varlık yalnızca yüce Allah (C.C.) olacaktır ki bu da bilimsel anlamda Allah (C.C.)’ın bir olduğunun ispatı sayılabilecektir. Hatta bir adım daha ileriye gidersek bizim evrenimiz her an anti evrenimizle karşı karşıya gelerek içindekilerle birlikte yok olmaya namzet olduğundan Allah’ın varlığından başka diğer tüm varlıkların şüpheli olduklarını bile söyleyebiliriz. Tabi ki her şeyin en doğrusunu yüce Allah(C.C.) bilmektedir.

‘‘Allah ayetlerini bir birine benzeyen (simetrik) ve tekrar eden (ikili) bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir. Sonra kalpleri ve derileri Allah’ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu kitap Allah’ın doğruluk rehberidir, O’nunla istediğini doğru yola iletir. Allah kimi de saptırırsa artık O’na yol gösteren bulunmaz.’’ (Zümer -23)

“Ve biz her şeyi çift yarattık. Umulur ki ibret alıp düşünürsünüz.” (Zariyat-49)

Bu iki ayette dikkat etmemiz gereken husus ikili ve simetrik bir yapıdan bahsedilmesi ve her şeyin çift yani iki tane yaratıldığının söylenmesidir. Simetrik yaradılış; Yapının hem ikili olması yani aynı maddeden iki tane bulunması, hem de simetrik olması yani iki tane olarak bulunan maddenin biçim olarak da bir birinin aynısı fakat zıddı olması anlamındadır. Bu tam da bizim paralel evren modelimize uyum göstermektedir. ‘‘Allah ayetlerini simetrik ve ikili bir kitap olarak indirdi.’’ Derken sadece Kuran ayetlerinden değil Allah (C.C.)’ın yarattığı her şeyden bahsediliyor olabilir çünkü Allah (C.C.)’ın yarattığı her şey bir ayettir aynı zamanda. Zaten Kuran-ı Kerim’i irdelerken oldukça geniş düşünmeli ve her bir cümlenin birden çok manaları olabileceğini unutmamalıyız. Kur’an öyle bir kitaptır ki O’nu her okuyan kendisine göre bir çıkarımda bulunabilir. Her bir insan Kuran’daki aynı ayetten farklı şeyler anlayabilir. Kuran’ı anlamak için Allah (C.C.)’ın bizlere vermek istediği mesajları iyi kavramamız gerektiği aşikardır.

Bu yeni modele simetrik evrenler modeli dersek o vakit kanımca big bang’in de ikizi olduğu varsayılabilir. O zaman buna da Big Bang değil Twice Bang (İkiz patlama) adını verebiliriz. Yani evrenin başlangıcındaki çekirdek bir tane değil iki taneydi ve bu çekirdekler aynı anda patlayarak genleşmeye başladılar. Aslında burada ya bir tane çekirdeğin ikiye bölünmesinden ya da iç içe geçmiş iki çekirdekten söz edebiliriz. Matematikteki kümeler bahsini sanırım pek çoğumuz hatırlarız. İç içe geçmiş ve birbirleriyle kesişen A ve B kümelerini gözümüzün önüne getirelim. Yalnızca A kümesine ait olan beş adet madde ve yalnızca B kümesine ait olan beş adet anti-madde olsun. A kesişim B kümesinde ise üç adet madde ve üç adet anti madde bir arada bulunsun. İşte buradaki A kesişim B kümesi Higgs’in bahsettiği ve “Higss Bölgesi” olarak adlandırılan evrenin ilk anındaki o alanı temsil etmektedir. A kesişim B kümesindeki madde ve anti maddeler birbirlerini yok etmeden önce A ve B evrenleri denge konumunda bulunacaklardır. Madde ve anti maddeler birbirlerini yok ettikten sonra A kesişim B kümesi boşalacağından dolayı denge unsuru da ortadan kalkacak ve A kümesiyle B kümesi birbirlerinden ayrılacaklardır. A kümesi genleşerek sola doğru ilerleyecek ve B kümesi de genleşerek sağa doğru ilerleyecektir. Tıpkı birbirlerinden uzaklaşıp fakat aynı zamanda şişen iki balon gibi. Balonların şişme hızları birbirlerinden uzaklaşma hızlarından fazla olduğundan bir noktada kesişmeleri kaçınılmaz olacaktır. İşte tıpkı bu balon örneğindeki gibi birbirlerinin simetriği olan bu evren, anti evren ikilisi genişlemeye ve zaman içindeki yolculuklarına devam etmektedirler ta ki birbirleriyle yolları kesişinceye dek.

Fecr suresinde ‘‘Çift olana ve tek olana and olsun’’ buyrularak burada yine tek ve çift kavramlarına vurgu yapılmıştır. Zaten her şeyin bir zıddı bulunduğu doğada aşikardır. İyi/kötü, güzel/çirkin, soğuk/sıcak, karanlık/aydınlık, yakın/uzak vs… her şeyin bir zıddı mevcuttur. Tek olan Allah (C.C.)’tır. O’nun dışındaki her şeyin bir zıt benzeri bulunmaktadır. O halde bizim evrenimizin de çift yaratılmış olması pek muhtemel görünmektedir. Tabi ki her şeyin en doğrusunu Allah (C.C.) bilmektedir.

Bunu aslında tek yumurta ikizlerine de benzetebiliriz. Başlangıçta tek bir yumurta mevcuttur. Bu yumurta döllendikten sonra iki ye ayrılır ve iki canlı meydana getirir. Evrenimiz de ilk yaratıldığı anda tek bir nokta iken sonrasında bu noktadan iki evren meydana gelmiş olabilir. İkiz evrenlerin bir birinden ayrılma safhasında ise arada kalan bir bölgede bir alan oluşmuş ve kainatların yaratılmasının ilk anlarında bu alanda madde ve anti madde bir arada bulunmuş olabilir, tabi ki her şeyin en doğrusunu yüce Allah (C.C.) bilmektedir.

Durumu bir başka açıdan değerlendirirsek başlangıçta iç içe geçmiş iki çekirdekten de söz edebiliriz. Aslında bu durum Kuran-ı Kerimde ’ki her şeyin çift yaratılması meselesine daha yakın görünmektedir. Böylece iç içe geçen evrenler daha sonra birbirlerinden koparak uzaklaşmaya başlayacaklardır. Her iki evren modelinde de erken dönemde madde ve anti maddenin kesişeceği ve çok küçük bir zaman diliminde birbirlerini yok edebilecekleri bir ortam bulmaları mümkün olmaktadır.

Kuran-ı Kerim’de kıyamet hususundan bahsedilirken her şeyin yok olacağı ve yalnızca Allah (C.C.) ‘ın baki kalacağı anlatılmaktadır. Fakat bizim bugün bildiğimiz üzere evrende hiçbir şey yok olmamaktadır. Bugün dünya çok büyük bir kuvvetle infilak etse yine de dünya üzerinden hiçbir şey yok olmayacaktır. Sadece başka formlara dönüşerek (parçacık, su buharı, gaz vs…) uzaya savrulacaktır.

“Onun üzerindeki her şey yok olacaktır. Yalnız yüce ve ikram sahibi olan Rabbinin zatı baki kalacaktır.” (Rahman 26-27)

Bu ayette yok olmak kelimesinin arapça karşılığı olarak “Fanin’’ kelimesi kullanılmıştır. Bu kelimenin temel anlamı dönüşmek, başkalaşmak değil tamamıyla yok olmak ve varlığından eser kalmamaktır. İşte bu yüzden kıyamet hadisesini bir patlama ya da evrenin kendi üzerine çökmesi olarak tasavvur etmek yanılgıya düşmemize sebep olabilir çünkü böyle bir durumda da ortaya tıpkı bir karadelik gibi başka bir alan çıkabilir. Oysa ki buradaki kıyamet hadisesinde ortaya başka bir madde ya da alanın çıkması değil Allah (C.C.) hariç her şeyin yok olması gerekmektedir. Bu durum yalnızca bizim evrenimizle mümkün olmayabilecekken anti evrenimizle bir çakışma tüm madde anti madde topluluklarını bir araya getirecek ve birbirlerini yok etmelerini sağlayabilecektir. Tabi ki her şeyin doğrusunu yüce Allah (C.C.) bilmektedir.    

 
Toplam blog
: 23
: 289
Kayıt tarihi
: 28.11.13
 
 

1977 Malatya doğumluyum. ilk orta ve lise eğitimimi Bursa'da tamamladım. Dumlupınar Üniversitesi ..