​ Marjinaller (Sıradışılar) / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '07

 
Kategori
Güncel
 

Marjinaller (Sıradışılar)

İnsanı anlamadan, onda ortaya çıkan, davranış ve yaşayış biçimini kavrayamayız. İster genler, ister öğrenme yoluyla kazanılsın, onu diğer insanlarla aynileştiren veya farklılaştıran etkenler mutlaka vardır. Bu etkenler, onun kimliğini ve hayat tercihini oluşturur. Bazı insanlar rutin bir hayat yaşarlar. Bazıları ise sürekli uçlara doğru yol almak isterler. İşte burası, benzerliklerin bittiği, farklılıkların başladığı sınır çizgisidir. Burada iki farklı anlayış görürüz:

a-Hayatını monoton görmeyen, bu yüzden yeni tatmin arayışına gitmeyen, sahip olduğu yetenek, kariyer, iş veya kimliğin toplumsal statü için yeterli olduğuna ve daha fazlasının gerekmediğine inanan kimseler. Bunlar bilgili, kendine güveni olan, üretken insanlardır. Kendilerini kanıtlamak için aksessuara ihtiyaç duymazlar.

b-Her türlü şeraitte, mutlaka çevrenin dikkatini çekme, diğer insanlardan farklı ve üstte olduğunu kanıtlama; işinde, giyiminde, görünümünde abartılara kaçarak hep odak noktasında bulunma arsuzu taşıyanlar. Bunlar ise daha çok, etkileyicilikleriyle başarılı olurlar. Çünkü bütün toplumlarda, onların bu abartılı görünüş ve anlatışlarına hayran olmaya hazır bir potansiyel vardır. Bundan dolayı Amerika'nın, sıradışılığı teşvik ettiği iddia edilmektider. Bu tipler görüntüye çok önem verirler, aksessuar hayatlarında birincil önem taşır. Gösteriş onlar için bir yaşam biçimidir. İşte bunlara ben, marjinaller diyorum ve onları kendi aralarında ikiye ayırıyorum:

1-Muhafazakar (dindar) bir çevrede yetişmiş veya başka bir ortamda büyüyüp, sonradan buraya dahil olanlar. Dindar marjinaller; hangi dinden, hangi mezhepten, hangi tutucu çevreden olursa olsunlar, asla bulundukları noktada kalmayacaklardır. Mutlaka uçlara doğru hızla ve ihtirasla yol alacaklardır.

2-Bilinçli veya bilinçsiz olsun, liberal bir çevrede yetişenler. Yahut muhafazakar bir çevredeyken yer değiştirenler. Gerçekte, bu kısımdakilerle birincilerin, ruhsal açıdan hiç bir farklılıkları yoktur. Sınırları zorlama, geleneksel yapıyı kırarak kendini diğerlerinden ayırıp yükseltme her ikisinin de ortak özelliğidir.

Siz, tesettürlü kıyafetinin üzerine (siyasi simge olan) türbanını takıp, bir elini; pahalı cipinin direksiyonuna, diğer elini; cep telefonuna uzatmış muhafazakar genç bayanımızın şuuraltında sürekli; "şeriat, şeriat!" nakaratının döndüğünü mü sanıyorsunuz? Ya da gerdanını ve kollarını açıkta bırakan ince bir tişörtle, bir şort giyerek , bir elini; aynı marka cipinin direksiyonuna, diğer elini; cep telefonuna emanete vermiş sosyetik bayanımızın beyninde devamlı biçimde; "laiklik, laiklik!" demosunun çaldığını mı sanıyorsunuz?

Aslında bunlar, sıradışılığın dayanılmaz cazibesine kapılmış bireylerdir. Şeriatla, laiklikle, sosyal ve siyasal olaylarla hiç bir bağlantıları yoktur. Ben merkezli yaşıyan, kendi varlıklarını kutsayan ve bunu, gizlemeye de pek gerek duymayan tiplerdir. Çevreyi olabildiğince etkileyip bununla, maksimum hazza ulaşmanın derdindedirler. Türbanın şer'i çağrışımı sizi ürkütse de gerçek budur.

Çarşaflı bir kadını koyu, büyük güneş gözlükleri takmış, eline eldiven giymiş, yüzünü de ağzına kadar örtmüş bir halde gördüğünüzde, o kişiyi köktendinci olarak düşünebilirsiniz. Veya bir erkeğe, uzun sakalını tamamlayan şalvar ve cübbesiyle rastladığınızda da aynı zanna kapılabilirsiniz. Şahit olduklarımızın ne kadarının, dinle bağlantılı olduğunu anlayabilmek için, dini bilmek gereklidir. Doğrusunu söylemek gerekirse, onlara bunu telkin eden, din değildir. İçlerindeki veya önderlerinin içindeki marjinalitedir. Farklı ve sıradışı görünme eğilimidir. Bazı durumlarda ise yerleşmiş geleneklerdir.

Aynı durum, genel ahlakı veya geleneksel kıyafet anlayışımızı hiç hesaba katmadan, ne yaptığını ve ne yaptığının sonuçlarını hiç düşünmeden yılın, ayın, günün modasına kendini kaptıranlar için de geçerlidir. Bunlar niçin böyle yapmaktadırlar, neden farklı görünmeye, dikkat çekmeye bu kadar meraklıdırlar?

Modadır veya başkalarında da vardır diye, absürt kıyafetler giymek; hızma, halhal, halka takmayı geçtik, bunların görünmesini sağlamak için ayıp yerleri bile açmaya cüret etmek ne anlama gelmektedir? Anlayabilmek için, bu kişilerin iç dünyalarını tanımak gereklidir. Bence en basit anlatımla bu, topluma; "ben sizden farklıyım, " hayranlık duyduklarına ise; "ben sizinle aynıyım." demektir. Marjinaller bazan, toplumun yolunu açarlar. Fakat, ipleri onların eline verirseniz, kendileri dahil herkesi duvara toslatırlar.

Dindar bir ailede yetiştim. Din görevlisi olmam itibariyle hayatımın büyük kısmını, en azından namaz kılan insanlarla beraber geçirdim. Sakallı sakalsız, cübbeli cübbesiz, eğitimli eğitimsiz sayısız dindarla konuştum. Dinin temel prensiplerini kavramış hiç bir dindarın, insan kesecek kadar katı görüşleri olduğuna şahit olmadım. Fakat dinle, otuz, kırk yaşlarından sonra tanışmış marjinal tiplerin, hem dine, hem de müslümanlara zarar verici, onları sıkıntıya sokucu davranışlar içinde olduklarını gördüm. Burada, sadece "marjinal" tipleri kastettiğimi belirtmek isterim. Sonuçta dindarlar da insandır. Diğer insanlarda olduğu gibi bunların arasında da şiddete eğilimli kimseler vardır. Nasihatlarla bunların eğilimlerini bastırabileceğiniz gibi, tahrik ederek azdırabilirsiniz de... İşte, yabancı istihbarat örgütleri dini, cihat kavramıyla istismar ederek, bu insanları kandırıp terör eylemlerinde kullanabilmektedir. Yoksa normal bir din eğitimi sonucunda, şiddet kullanmaya istekli insanın ortaya çıkması imkansızdır.

Bütün bunlardan sonra varmak istediğim sonuç şudur. Her toplumun marjinalleri vardır. Marjinaller atomlar gibi hareketlidirler. Her sınıfın, her derneğin, her cemaatin, her kurumun içinde bulunurlar. Çok faaldirler;her yere girip çıktıkları için etkilidirler. Hep, sınırları aşarak, en uca gitmeye çalışırlar. İş yerinde müdürlük, dernekte başkanlık, cemaatte şeriat, sosyetede şöhret, yönetimde hakimiyet isterler. Başarılı olmak için her yolu mubah sayarlar. Eğer yollarını kesiyorsa, gerçek onlar için hiç önemli değildir. Üzerine basıp geçerler.

Son bir aydır yaşadıklarımıza, ortaya vicdanlarımızı koyarak baktığımızda neyin neye karıştığını görebiliriz. Bir örnek: Turgut Kazan, rapor alarak yargıdaki seçimlere katılmadı diye, Adalet Bakanlığı Müsteşarı'na dava açacakmış veya açmış. Diyelim ki müsteşar suçlu. Davacı niçin Kazan? Savcılar yok mu? Onu geçelim. Madem hukuk ve adaletten yanayız o zaman: "Anayasa Mahkemesi, 367 toplantı yeter sayısı demezse kaos çıkar" diyen insanı, aynı şahıs niye dava etmiyor? İşte problem budur. Laikliği yitirme tehlikesi, şeriat gelir korkusu falan hikayedir. Sıkıntımız, marjilalitenin müzminleştirdiği ideolojik saplantılardır. Hiç kıvırmıyalım. Ayniyle böyledir.

Biz bunların içinden sadece, "laiklik düşmanı varsaydıklarımızı " görüp, kendi dinimizi taşa tutarken, marjinalitenin ortaya çıkardığı diğer günahları gözardı ediyoruz. Veya böylesi, anlayışımız açısından bize daha hoş görünüyor. Eğer topluma huzur gelmesini istiyorsak, sıradışı tiplerin, aşırı eğilimleriyle, her yerde boy gösterdiklerini bilmeliyiz. Aslında, şeriat isteyenlerle, laiklik elden gidiyor endişesi taşıyanlar, ayrı yaşama biçimlerini benimsemiş, fakat aynı ruhsal yapıya sahip kimselerdir. Konuyu kafaya takmış, az sayıdaki marjinali rehabilite edebildiğimizde sorun çözülecektir. Artık, kendi devletine güvenemeyen vatandaş veya devleti vatandaşına güvenemeyen bir ülke görüntüsünden kurtulmalıyız.

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..