​ Marmaris'te sancılı sezon / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Marmaris'te sancılı sezon

Marmaris'te sancılı sezon
 

Her yıl "turizm patlama"sı lafı, sezon başlarında sık sık gündeme getirilir. Buna rağmen, patlayan, çatlayan bir şey gözükmez ufuklarda. Gaye, "turizm’" bilincini yüksek tutmak, moral vermek olsa gerek. Askerlikte çalınan "yem borusu" gibi..

Gazetelerimizde turizm istatistikleri yayımlanıyor. "Beş ayda turist sayısı, % 16, 4 artarak, 6, 4 milyon kişiye ulaşıldı’’ kabilinden.. Ve ilaveten de "ocak-mayıs döneminde, bir milyonluk artış var" deniyor.

Oysa ki Marmaris’te bu sezon herkes, "ağlıyor"… Kapanan dükkanlar, kaçmak için fırsat kollayan esnaf, gırla. Esnaf sezona zaten borçlu girdi. Senet ve çekler ödenmiyor. Geçen yılın cirosu yok. Kimse, önünü göremiyor.

İki yıldır, önemsemedikleri "yerli" turistlere itibar var şimdi. Medetleri yerlilerde. Şimdilik yaprak kıpırdamıyor. Bu yıl, ABD’den gelen turist sayısı % 9, 3 azaldı. Almanlar başı çekiyor. Sırasıyla: Rusya, İngiltere, Hollanda, Bulgaristan İran, ABD, Ukrayna, Gürcistan ve Fransa. Finli’ler ise kayıp. Türkiye’de Fin’li leri ilk getiren otel, Halıcı Otel’di. Halıcı Otelin Maitre D’Hotel’i ve Restoran Şefi Mehmet Koçyiğit, 3 lisan biliyor. Dördüncüsü de yolda. Diyor ki: "Ücret politikası yüzünden Finlileri Bulgaristan kaptı. Durumumuz, şükür iyidir. Biz doluyuz". Külfet oluyor diye, otellerden animasyon ve Türk geceleri kalkmış vaziyette. Canlılık yok otellerde.

Söz Halıcı Otel'den açılmışken, bir düzeltme yapalım. Bundan önceki yazılarımızın birinde, Halıcı Otelleri zincirinin temelleri kazılırken, ortaya çıkan buluntuların, Halıcı Müzesinde sergilendiğini yazmıştık. Halıcı Ahmet Gürkay’ın eşi Fatma Gürkay, şöyle söyledi: "O buluntuların oralardan çıktığı doğru değil. Yıllar önce eşim, köy köy dolaşırken, köylülerin sandığından sepetinden çıkanları satın aldı. Bir köşede yıllar yılı durdu. Müze açınca oraya koyduk" diyor. Ahmet Bey de: "Aman, dertsiz başım derde girmesin. Temel kazarken, kazılardan para buldu falan zannederler ha!" diye uyardı bizi..

Pierre Loti’nin sahibi Dr. Cuma Karadağ çok dertli. Sezon başındaki açılışta sükse yaratan restorandan, önceleri ümitliymiş. Şimdilerde yılmış. "Açılıştaki vaatkar sözlerin hiç birine inanmıyorum" diyor ve ekliyor: "Her tarafta gürültü var. Kaç defa müracaat ettim, ses yok. İlgililer, durumu takdirden aciz. Bir genel çarpıklık var turizmde. Ruhsatlara göre dükkan işleten yok! Bir butikte, çantanın, ayakkabının ne işi var Allah aşkına. Müziğin desibeli ölçülmüyor. Belediye Başkanı Ali Bey, kendini zorlasa, bu denetim işini yapar. Yapmıyor. Eksik oluyor. İşler aksıyor. Alt yapıyı kendisinin denetlemesi lazım. Bu şartlarda mekanı satıp, doktorluğa döneceğim".

Bu yıl Hint’li de var Marmaris’te. Milli kıyafetlerine bürülü, o sıcaklarda topluca geziyorlar. Zerrece terledikleri yok.. Pakistanlılar, bize iki fil hediye etmişti. İsimleri: "Azadi" ve "Mohini"idi Bakıcısı Temmuz ayında, kalın paltolar giymişti Ankarada.. "Marmaris çok güzel" diyor Hintliler. Kendi yemeklerini yapan restoran arıyorlar harıl harıl.

"Çin Aslanı" gördük yolda. Baş hariç, koyun gibi kırkılmış kuyruğa kadar. Kafası aslan yelesi gibi. Geri yanı da çıplak.. O aslan kafadan, babalar gibi ses çıkması bekleniyor ama nafile..

Bir amele Hasan gördük, kuytu bir kanepede, ayaklarını göğsüne kadar çekmiş, düşünüyor... Resmini çekerken, indirdi ayaklarını, çeki düzen verdi kendine. "Hayır" dedik, "bozma, " eski vaziyetine büründü tekrar. Kafamda tasarladığım yazının ‘’Pozunda’’ olmalıydı resim. Bu husus çok önemli. Attila İlhan söylemişti. Hiç unutmadım bu hususu. O yüzden işe çıkarken, yanıma foto muhabiri almazdım ayrıca. Kafada ne tasarlanmışsa, o’na odaklı iken, iş saniye-

likse, poz kaçmaması için, deklanşör, muhabirin elinde olmalıdır.’’Şak!.Ani görüntü, o kadar!..Saniyelik işin aksiyonunu fotoğrafçıya anlatıp oraya yönlendirinceye kadar, ohoooo ..Kuş uçuverir!...

Amele Hasana sorduk: ‘’Küs müsün dünyaya? Bu karanlıklarda ne yaparsın böyle?’’ dedik. Maksadım kendisini deşmekti. Hikayesini, aşağı yukarı kestirmiştim.

‘’Ameleliği bıraktım bu sezon .Hazırdan yiyorum.Ellerimin nasırı geçecek. Garsonluk yapacağım. Çalışırken, turist kızını tavlayacağım. Onu, kendime aşık edeceğim .Kız beni, memleketine çağıracak .Avrupalı olacağım. Sonra da turist olarak Marmaris’e döneceğim eşimle..’’ Bir çırpıda ‘’özetleyiverdi geleceğini. Şimdilerde İngilizce çalışıyormuş.Kendisini imtihan ettik ayaküstü: ‘’Havaryu?’’ dedim..El cevap: ‘’Nevaryu?’’ diye karşılık verdi. Hazırcevapmış!

Amele Hasan, şimdi beklemede. Güzel günlere yakın hissediyor kendini.Önce, ellerinin nasırı geçecek.Garsonluk için de şart bu.Hem sonra kızların da beğenmesi lazım. O elleri..İş bulacak sonra.Gaaaraosn olacak.Kız tavlayacak bu arada.çKızı kaçıracak.Sonra da kızın memleketine gidecekler.Geriye lortlar fibi dönecekler..Ya tek başına, ya da beraber..

Velhasıl kelam Hasan, yonca ekecek..Sonra biçecek..Yonca için para lazım.Sulamak lazım. Mahsulü biçmek lazım. Alıcı bulmak lazım. Nasrettin hoca hikayesi gibi. Bahçeye dikenli tel çekeceksin.Koyunlar geçerken, tellere sürtünecek..Takılan tellerdeki yünü toplayıp onları eğireceksin. O yumaklardan hırka dokutacaksın .Hırkayı da pazarda satacaksın..

Saldım çayıra…Mevlam kayıra..

Ört ki ölem!

RESİMALTLARI: Dr.Cuma-Maitre D'Hotel-Hintliler-Çin aslanı, Amele Hasan. Manşette Halıcı Ahmet Gürkay

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..