- Kategori
- Aşk - Evlilik
Masal kahramanları Türkiye'de

Sendromlu ilişkiler çağındayız. Ahmet Altan’ın Kristal Denizaltı isimli yazısında söylediği gibi “İlişkinin hastalıklı olması önemli değil ki, önemli olan iki kişinin hastalığının birbirine, birbiri için yaratılmış iki parça gibi uyması.” Herkes hastalıklı, herkes yaralı ve herkes bir dipsiz kuyunun içine düşlerle çevirdiği çitlerin arasından bir ganimet bulacakmış gibi bakınıyor.
Türkiye ilişkiler konusunda sanki derin bir çıkmazda kalmış gibi. Bir yanda bir avuç özgürlük türküsü söyleyenler, bir yanda asırlardır süregelen örf ve adetleri ilişkilerinde yerine koymaya çalışanlar ve tabi ki arada kalanlar. Biz ataerkil bir toplumuz erkek her daim üstün. Bunu kim nasıl tersine çevirmeye çalışırsa çalışsın son söz hep erkekte kalıyor ve kadınlar bununla, gizlice akıl oyunlarıyla savaşmak zorunda kalıyorlar. İlişkiler sentezinin artık en derin yeri de sanıyorum ki cinsellik. Artık seçimler cinselliğin yarattığı yargılara hapsolmuş durumda. Bir yanımızda geleneklerimiz, tek eşli yapımız bir yandan da özgürleşen kadın cinselliği. Bu durum belki de kadınlardan çok erkeklerin kafasını karıştırmış durumda. Bugüne dek doğru bildikleri şeyleri savunamaz oldular ve bir güvensizliktir gidiyor. Bu bence en çok da insanların içine bakılmasını önleyen bir hal almış durumda. Önyargılı yaşamlar sürüp duruyoruz. Geçenlerde aklıma birkaç diyalog geldi ve kendi kendime güldüm. Bunu arkadaşlarımla paylaştığımda çıkan sonuçlar da bir hayli ironikti. Buyurun benim masallarla yaşayan yüreğimin ironilerine;
Hangimiz bilmeyiz ki; Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’i, Rapunzel’i, Kırmızı Başlıklı Kız’ı ve Uyuyan Güzel’i. Acaba bu prensesler bu çağda ve Türkiye’de yaşasalardı prensleri nasıl olurdu ve ne tür düşüncelerle aşkı kaybederlerdi? Ben Rapunzel’in acıklı 2007 hikâyesiyle başlamak istiyorum;
Rapunzel kapatıldığı kulede oldukça sıkılmaktadır ve düşlerinde ki adamın gelip onu kurtarmasını beklemektedir ve bir gün o adam (Ya da Prens ne fark eder ki) gelir. Tam da masalda ki gibi Rapunzel’in saçlarından tutup kuleye tırmanır, O’na aşkını ilan eder. Fakat aslında bu bir avdır. Adam asla saçlarını kuleden uzatıp tanımadığı bir erkeği evine( kulesine) alan kadınla evlenmeyecek ve sonsuza dek mutlu olmayacaktır. Siz ne dersiniz; Rapunzel hafif meşrep bir kadın mıdır?
Kırmızı Başlıklı Kız’ın rastladığı kurt bizim ilişkilerimizin ana teması aslında. Erkekler kurt kadınlar da kuzu. Erkeklerin özel hayatları kadınları nasıl güzel koklayabileceklerine ve masaldakine uydurmak amaçlı söylüyorum; nasıl daha güzel yiyebileceklerine odaklı. Ne de olsa; “Kadın dediğin İstanbul gibi olmalı; Fethi zor Fatih’i tek” Böyle bir kadın var mı acaba hala?
En acıklı dönüşümü de büyüleyici masalıyla Uyuyan Güzel yaşardı sanıyorum. O kötü bir peri tarafından uyutulmuştur. Gerçek tamamıyla budur ve prenses masumdur. Bir gün onu bir prens bulur ve derin uykusundan uyandırır, her şeyde o zaman olur aslında. Prens asla prensesin suçsuz bir şekilde uyutulduğu fikrine inanamaz. Mutlaka bir suç vardır bu işte. Bu yüzden prensesi sevse de soru işaretleri hiç bitmez. Ayrıca bir başka fonksiyonda düşünürsek olayı bu saf ve masum bir kızsa eğer bir şatoda bu kadar erkeğin arasında uyumak nasıl bir kalitedir? Prens de yeniçağa ait bir prenstir; kızı öpecek kral olacak ama asla sadık kalmayacaktır amaç ülkeye hâkim olabilmektir. Her şart altında Uyuyan Güzel şanssız bir genç kızımızdır ve mutlu sonla karşılaşması bir mucizedir.
Pamuk Prenses’inse gecenin o saatinde ormanda tek başına ne işi vardır? Bunu asla kimse anlayamayacaktır ve ne yazık ki Yedi Cüceler’in arasında bir tane olsun ahlaksız çıkacaktır. Pamuk Prenses güzel olmanın bedelini ağır ödeyecektir. O’na bu masalda mutluluk yok. Ne demişler “Düşenin dostu olmaz”.
Bu konuyu tartışmaya açtığımda kadınlar güzel cevaplarla karşılık verdiler. Bir arkadaşımın masal ironisinde şu cümleler vardı; “Beyaz atlı prens prensesin yanına gelir bir de bakar ki prensesin yanında yedi tane cüce. Prensesi saçından sürükleyerek; “kim yaptı bunu? Aldattın beni” diyerek bağırmaya başlar. Oysa hiç sormayı akıl etmez; “Benim prensesime ne oldu? Ona bunu kim yaptı?” diye varsa yoksa suçlar.” Yine bir başka hemcinsim masallar ve erkekleri Türkiye’de ve bu koşullar altında düşündüğünde şu cümleye ulaşmak da; “Türk erkekleri masalları karıştırmış hepsi Pamuk Prenses’teki cadıya âşık. Zehirli elmayı yiyeceklerinden haberleri bile yok.” Gerçekten de artık kötüler kazanıyor gibi öyle değil mi?
Gelelim erkeklerimize. Erkeklerin cevapları da enteresandı. En masum ve kaçamak cevabı veren arkadaşım; “ Valla ben prensese dokunmadım” dedi. Biraz bizim tarafımızdan bakan bir arkadaşım; “ Dağılsanıza neden başımda bekliyorsunuz? Hiç birinize kanmam” dedi. En enteresanı ise içsesleri tipik koşullanmalarla yorumlayan arkadaşımızdı. Onun prenslerle ve prenseslerle sorunu vardı. Prens ve prenses ilişkisini para olarak gördü. Ancak Ferrari’si olup kızları sosyetik barlara götürenlerin prens olabileceğini ve yedi cücelerin burada hiçbir suçu olmadığını savundu. En enteresanı da onun prensesin hamile kalıp başına kalmasından korkmasıydı ve tam olarak prensese şu cümleleri kurdu; “Kalk hatun yata yata şişmanladın. Git bakkaldan iki tane ekmek bir de gazete al”
İşte sizlere Türkiye’de ki ilişkilerle ilgili bir ironi; Artık ne masallarda ki aşklar var ne prensesler ne de prensler. Tek bildiğim büyük bir karmaşa ve güvensizlik söz konusu. Prensesler güvenilmezliğin içinde oradan buraya savrulurlarken, erkekler namus ve para kavramlarıyla fazlasıyla akıl karışıklığı yaşar durumdalar. Ne söylenebilir ki; “ya bu deveyi güdeceksin ya da bu diyardan gideceksin” Elbet deveyi farklı güdüp bu diyarı güzelleştirenler de olacaktır. Türkiye’de oyunları sevmeyen ve özü sözü bir olan kadınlar, ilişkiler paradoksunda bir şeyleri değiştirebilirler belki. Ya da önyargılardan sıyrılabilen erkekler çünkü masalların en güzel yanı bir mutlu sona sahip olmalarıdır. Güzel bir hafta diliyorum hepinize.