- Kategori
- Deneme
Masamdaki Ben

Bazı eşyalarla aramızda neredeyse duygusal bir bağ vardır. Çoğu kez farkında olmayız. Olsak bile bir anlam veremeyiz. Tıpkı, erkeklerin televizyonun uzaktan kumanda aletini neden ellerinden bırakamadıklarına bir anlam veremediğimiz gibi...
Eşyalarımızla aramızdaki bağın bir anlam yüklü olması, ona verdiğimiz değerdendir aslında! Örneğin masam... Bir yerde sırdaşımdır benim. Günlüğüme yazdıklarımı satır satır bilir ve özenle saklar. Dosyalarım, notlarım, taslaklarım onun himayesi altındadır. Okumaya fırsat bulamadığım, arada göz gezdirdiğim, ille de okumadan duramadığım kitaplar,dergiler birbirleriyle barışık sessiz bir bekleyiş içinde masamın üzerinde dururlar.
"Bir deniz durur yazı masamda / Kayıkların sudaki gölgesi / O güneşler, o çalkantılar / Masamda gök, masamda Kız Kulesi."
Oktay Rıfat gibi masama gökyüzünü, denizi sığdıramasam da kendimi sığdırmışımdır... Baktınız mı şöyle bir ; önce dağınık, düzensiz, uyumsuzdur gördükleriniz. Sonra hüznü, masumiyeti ve hep çocuk kalmak isteyen bir kadını görürsünüz. Bir de, çölünden çok uzaklarda kalmış bir kaktüs çiçeğini. Sahibi gibi yaşadığı dünyaya yabancı...
Kağıtlar üzerine hapsolmuş öfkeler, beklentiler, kırgınlıklar,sevinçler, anlatılmayanlar,hayaller, umutlar çekmecelerde huzursuz bir bekleyiş içindeyken; kitaplar, kalemler,defterler,biblolar,resim çerçeveleri ve kurutulmuş çiçekler içinde saklanan anılar arasında yaşama tutunma isteği bir de...
Sizin şimdi "Masa da masaymış ha!" dediğinizi duyar gibiyim, Edip Cansever gibi. Ama onun masası benimkinden de kalabalık. Neler yok ki üzerinde:
"Adam yaşama sevinci içinde / Masaya anahtarlarını koydu / Bakır kaseye çiçekleri koydu / Sütünü, yumurtasını koydu / Pencereden gelen ışığı koydu / Bisiklet sesini, çıkrık sesini / Ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu / Adam masaya / Aklında olup bitenleri koydu / Ne yapmak istiyordu hayatta / İşte onu koydu. / Kimi seviyordu kimi sevmiyordu / Adam masaya onları da koydu / Üç kere üç dokuz ederdi / Adam koydu masaya dokuzu / Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında / Uzandı masaya sonsuzu koydu / Bir bira içmek istiyordu kaç gündür / Masaya biranın dökülüşünü koydu / Uykusunu koydu uyanıklığını koydu / Tokluğunu açlığını koydu. // Masa da masaymış ha / Bana mısın demedi bu kadar yüke / Bir iki sallandı durdu / Adam ha babam koyuyordu."
Ya sizin masanız? Anlatmak ister misiniz?